Son zamanlarda ekranlardaki tarih tartışma programlarının ve köşelerin flaş cümlesi şu:
‘Aaa, ben bunu bilmiyordum; özür dilerim.’
Veya şu:
‘Benim bundan haberim yoktu.’
Bunların tercümesi ise şöyle:
Ekranlarda, gazetelerde ahkam kesen Türk entelektüelinin kendi tarihinden haberi yok.
Elbette, sağlıklı bir tarih bilgisine sahip bir grup yok mu? Var. Ama onlar da bu bilgiyi tekel altında saklamak ve siyaseti yönlendirmek istiyor.
O yüzden, tarih konuşulduğu zaman, ekranları ve gazete köşelerini bir ezbere göre kurulmuş ‘aa, ben bunu bilmiyordum,’ entelektüelleri dolduruyor.
Ve bu sebepten, iş başınıza düşüyor. Artık Türkiye’nin entelektüelleri değil ama okurları bu bilgi tekelini kırmak zorunluluğuyla karşı karşıya.
Bu yapıldığı zaman, ekranda pozisyon alan bir entelektüelin çakma olduğunu, bir cahil sunucunun ne maksatla kullanıldığını, bir filmin niçin dandirik olduğunu anlayabileceksiniz.
Ben demiyorum ki, ey gazete okuru, al eline ‘Sicil-i Osmani’yi satır satır oku.
O da evinde bulunsa ve arada sayfalarını çevirsen harika olur ama, sen ünlü romancı Orhan Pamuk’un kardeşi Şevket Pamuk’un Osmanlı ekonomi tarihi çalışmalarını okuyarak başlayabilirsin.
Sonra Nora Şemi’nin Kamondolar’ını okuyabilirsin. Bir Yahudi ailenin hangi sosyal değişim yüzünden kendi cemaatinden bile aforoz edildiği ile ilgilenebilirsin.
Prof. Hikmet Özdemir’in Cemal Paşa’sına bakabilirsin. O acıklı tehcir olayında farklı devlet pozisyonlarını öğrenebilirsin.
Erhan Afyoncu’nun Osmanlı’nın Hayaleti’ni yiyip yutabilirsin.
‘Tüm Çağların Gizli Öğretileri’nin içinde kaybolup, ‘İslam’da Kadın’ın içinden bugünün toplumsal dinamiklerine bakabilirsin...
‘Cumhuriyet’in Aynası Osmanlı’ ile saadetli saatler geçirebilirsin.
Burada anmayı unuttuğum, onlarca, yüzlerce kitapla boğuşman gerekiyor...
Bunların sayfalarına kahveni dökmen, satır satır altlarını çizmen, sayfalarını kıvırman; kısaca bu kitaplarla didişmen lazım.
Ey tembel okur...
Sen biraz olsun bu işe girişir, lise tarih kitabı yazarı Emin Oktay tarihçiliğinden daha fazlasını talep etmeye başlarsan...
Bilgiyi kendi tekelinde tutan ve onunla toplumu şekillendirmeye çalışan bir ‘dar çevre’nin canına okumaya başladın demektir.
Sen kendi tarihinle uğraşmaya başlayınca çok ilginç bir şey olacak, göreceksin...
Televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde sana tarih içinden bir politik perspektif çizmeye çalışan ‘çakma entelektüeller’ birer birer ekranlardan düşmeye başlayacak.
Ama elbette, bir deterjan pazarlanır gibi pazarlanan Ertuğrul Özkök’ün hayran olduğu Dan Brown romanlarından, Elif Şafak’ın Aşk’ından fırsat bulabilirsen...
Kitaplarla boğuşmak meşekkatli bir iştir... Ama emin ol, hazzı, bazen bir derbi maçını aratmayabilir.
Ve sen tarih okumaya başladığın, örneğin bir paparazzi programı takip ediyor gibi, büyük ailelerin kaderlerinin ülkenin kaderini nasıl etkilediğini keşfettiğin zaman... Çok şey değişecek.
Senin hayatını inşa eden bilginin bir grubun tekeli altında bulundurulup, siyasi projeler için kullanılmasına...
Bu projeler için uyumlu ‘çakma entelektüeller’in ekranlardan sana yalan ile dolanı anlatmasına zaten nasıl izin verebilirsin?
Gazete köşeleri bir iki yalancıyı, bir iki ‘Büyük Türk Büyüğü’nü deşifre edebilir ancak.
Ama sen yılda iki üç namuslu tarihçi okursan neler değişir, onu hesap etmek bile imkânsız.
O yüzden, burnunun dibine Dan Brown ile Elif Şafak’ı dayayıp duruyorlar ya...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.