Serdar Akinan

kategori2

Kırmızı halıdan kan damlarken

“And Oscar goes to...” Her yıl bu cümle nasıl da aklımızı başımızdan alır değil mi? Oturup ekranların karşısına o ışıltılı dünyayı izleriz.
Hiç yabancı değilizdir o pırıltılara... Birbiri ardına o kırmızı halıdan süzüle süzüle geçen starlar, yıllardır bizi güldürür, düşündürür, heyecanlandırır, ağlatır, korkutur...
Severiz     Hollywood’u... Hele bizim kuşak.
İsim isim retrospektif olarak ne yaptıklarına hakimizdir.
Hollywood bir yandan da bir savaş makinesidir. Propaganda savaşlarının, tarihteki en başarılı aygıtı şüphesiz Hollywood’dur.
Yıllar yıllar önce tek kanallı zamanlarda pazar sabahları kardeşimle o siyah-beyaz ekranın karşısına geçip western izledik. Kovboy olmak o kadar kahramanca bir şeydi ki aldığım en kıymetli hediye oyuncak bir kovboy tabancası olmuştu. Mahallede oynanan oyunlarda hiç Kızılderili olmak istemezdim.
Apaçilerin mazlum olduğunu çok sonra hayretle öğrendim. İnanamadım...Asıl sinsi onlar değilmiş.
Holywood’un gücünü o zaman anlamıştım.
Yıllar yılar sonra Avatar’ı izlerken çok mutlu oldum. James Cameron’un filme serpiştirdiği tüm o sembollerle Batı adına özür dilediğini düşündüm.
“Onun için kıymetli olanın üzerinde oturanı düşman gören bir kültürü” yermesi dahası finalde yenmesi şaşırtıcı gelmişti.
Üstüne üstlük yenilenin emperyalist bir devletten çok şirket olması küreselleşmeye de sağlam bir göndermeydi.
Bu epik masalın; hem kullandığı teknolojiden, hem fütürist bir sosyolojik okuma yapmasından, hem de hazır Obama da Nobel almışken (!) tam bir günah çıkarma enstrümanı olacağını düşünüyordum.
Yanılmışım.
Ödülü Çavuş James aldı...Ortadoğu’ya ilahi barışı getiren psikopat kovboylardan biri...
The Hurt Locker tam altı dalda Oscarları topladı.
Kimilerine göre hak etti.
Bir açıdan evet...
“Onlar bizim için varlar, biz de onlar için buradayız...” Yönetmen Bigelow’un bu sözleri salondaki herkesi bağladı ve tabii ki alkış koptu.
O anda aklıma filmden kareler geldi...
Yönetmen “yerel halk”ı uzun namlulu silahın dürbününden gösteriyordu.
Bunu o kadar ustaca yapıyordu ki... Bomba uzmanı Çavuş James (Jeremy Renner) patlayıcılarla uğraşırken çevre emniyeti alan arkadaşları cami mineralerinden veya camlardan bakan meraklı Iraklıları uzun namlulu silahlarının dürbünlerinden takip ediyordu. Sonraki karelerde uzaktaki Iraklı hep bir dürbündeki hedef algısı yaratacak bir çekim ve kurguyla sunuluyordu.
Yönetmenin, Irak’ta öldürülen on binlerce çocuğun kanını ise karnına patlayıcı doldurulan Iraklı çocuğu “havaya uçurmamayı tercih ederek” yıkamaya çalışması mide bulandırıcıydı.
Elbette, bu propaganda aygıtına zamanında kafa tutanlar da oldu.
Godfather filmindeki rolüyle Oscar kazanan Marlon Brando, “Kızılderili soykırımını protesto etmek için” ödülü almamıştı.
Buradan saygılarımızı sunalım babaya...
Hollywood’u da unutmayalım...
Önümüzdeki yıllarda da, kırmızı halı geçişinden başlayarak Oscar ödüllerini bir bağımlı gibi izleyeceğiz maalesef...
Ama şunu da göz ardı etmeden...
O halıdan kan damlıyor...
Apaçilerin, Iraklıların ve katledilen masum milyonların kanı...

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3