Modacı Cemil İpekçi’yi, “eşcinsellik ve din”, “eşcinsellik ve muhafazakârlık” meseleleri üzerinden “basit” açıklamalar yapmakla suçlamıştım.
Basitliği ve yavanlığı kendisine yakıştıramadığım için fazlaca hiddetlenmiştim.
Fakat şimdilerde Cemil İpekçi’ye hak verir oldum.
***
Ülkemizin yönetim kanadında rol oynayan, “Devlet Bakanı” titrini adının önünde taşıyan bir kadının “Eşcinsellik bir hastalıktır” diyebildiğini düşünecek olursak, bir eşcinselin, hele ki ünlü bir eşcinselin kimliğini açıklama biçimi, ancak “münasip bir ev kızı” tadında olabilir.
Meğer Cemil İpekçi’nin açıklamalarındaki basitliğin sebebi buymuş.
***
Şunu da göz ardı etmemek gerekir:
Türkiye’de ünlü eşcinseller, öteden beri cinsel kimliklerini açıkça beyan etmekten kaçınırlar.
Meğer Cemil İpekçi, bu açıdan da çığır açmış.
“Ben muhafazakâr eşcinselim” diyerek doğabilecek tepkileri hafifletmeye çalışmış.
Ve yine şimdi anlıyorum ki:
“Münasip ev kızı” tadında yapılan açıklamaların böyle bir sebebi varmış.
Meğer Cemil İpekçi, “muhafazakâr” vurgusu yaparak, “koskoca Bakan” tarafından “hasta” ilan edilmekten kurtulmaya çalışıyormuş.
Şimdi kızamıyorum Cemil İpekçi’ye...
Çünkü bu kadar geri bir ülkede bir eşcinsel kimliğini, belki de ancak o şekilde tanımlayarak kabul ettirmeye çalışılabilir.
***
* Eşcinsel olduğu için mesleğinden atılan hakem olayı...
* Eşcinsel cinayetleri...
* Cinsel kimliği yüzünden işten çıkartıldığı iddia edilen VJ haberleri...
* Eşcinsel kimliğini yazılarının satır aralarında saklama endişesi taşımayan gazeteciler...
* Ünlü sinema yönetmeni Ferzan Özpetek’in “Babama eşcinsel olduğumu söyleyememiş olmaktan dolayı acı çekiyorum” açıklaması...
Bütün bunlar, bu zamana kadar bizde pek rastlanmayan türden “cinsel tercih” açıklamaları değil mi?
Ben bu durumdan epey mutluyum.
Artık insanlar öyle ya da böyle açıkça “benim tercihim bu” diyebiliyorlar.
Sanırım bütün bunlarda Cemil İpekçi’nin o “basit”, “yavan” ve “düşük” cinsel kimlik açıklamalarının da bir payı var.
Bu nedenle kendisine özrü bir borç bilirim.
Evet, açıklamalarını fazla düşük, fazla çıkar peşinde bulduğum doğrudur ama yaşadığımız ülke gerçeğiyle muhakeme ettiğimde “belki de bu da doğru bir yoldu” diye düşünüyorum.
TÜCCAR
Orhan Pamuk için yazılmış bir şiir
Orhan Pamuk’un plaj fotoğrafından yola çıkarak yaptığım analize epey tepki geldi.
Ancak bir okurumun gönderdiği şair Can Yücel’e ait şiiri es geçemeyeceğim.
Can Yücel’in sıkı hayranlarından biri olmama rağmen, onun “Portreler” adlı kitabını kaçırmışım.
Okurum Mutlu Keçeli’nin tavsiyesiyle hemen ediniyorum bir tane.
Bir gazete okurunun edebiyat üzerine yazılmış bir eleştiri yazısına kendi fikirlerini de iliştirerek Can Yücel’in şiiriyle yanıt vermesinden etkilendim doğrusu.
Buyurun Mutlu Keçeli’nin gönderdiği Can Yücel’in kaleminden Orhan Pamuk’un anlatıldığı o şiir...
Sepetinde üç dirhem pamuğu olmayan takımı
Fena halde tebelleş oldu Orhan Pamuk’a...
Yok efendim, bu Nişantaşı çayırı züppesi
-Romancılık ne gezer serde!-
Reklam yazarıymış düpedüz
Veya son model helikopteriyle kapı kapı dolaşan
Postmodern bir seyyar satıcı...
Ben ki premodern bir şairim, diyorum ki size;
Bakmayın Orhan’ın hep geçmişe mazilerden dem vurduğuna
Harem dairelerinde oryantal göbekler attığına!
O mu sanki edebiyatımızda tek yağmur kaçağı
Üslubu bihoş mesleği nakkaş muşambası makintoş!
Bakmayın sokaklarda bir müze bekçisi gibi dolaştığına!
O tam Günün Adamı
Antika olan biziz asıl
Bu tüketim toplumunun has çocuğu o!
Bir kalemde yeni bir kalem sürdü piyasa ekonomisine
Kitapsızlar mahallesinde salyangoz bellenen, o yasaklı
O tu kaka kitap kapış kapış gidiyor sapamarketlerde
Orhan eskiden yok olan bir şeyi yok satıyor
Biz ne kızıllar gördük kızılı yok pahasına satan...
Varsın o da Kırmızı’yı okutsun ateş pahasına!