Türkiye, dün yine haberi AKŞAM'dan aldı; Sağlık Bakanlığı, 'Türk soyunu koruma' amacıyla, sperm bankasından alışveriş etmeyi yasaklamış. Yurtdışındaki bankalardan sperm ya da yumurta alarak çocuk sahibi olanlara 3 yıla kadar hapis cezası verilecekmiş bundan sonra. Demek oluyor ki; 'Çocuk sahibi olmak için bir erkeğe ihtiyacım yok' diyen kadınlar bundan böyle karşılarında devlet babayı bulacak. Ailemizi, çevremizi, hayatımızı, ekonomimizi nasıl organize edersek edelim, son derece kişisel bir karar olan 'üreme' kararını, devletin tasvip ettiği şekilde almak zorundayız yani. Ona göre.
VELED-İ BANKA
Normalde, sperm bankasından çocuk sahibi olma işinin savunulacak yanı yoktur. İsteyen gider donörünü seçer, parasını öder, çocuğunu kucağına alır. İsteyen de eski usul, babadan kalma 'babalı sistem'e devam eder. Seçimdir. Ancak dünyada tartışılan konu şu ki; 'Doğurduğun çocuğu, sistemli şekilde babadan mahrum etmek' kişisel özgürlükler kapsamına girer mi, girmez mi? Sperm bankası meselesinin can alıcı kısmı budur...
Aklı başında bir devlet de, işe buradan bakmak zorundadır. Bu devirde kalkıp da kafatasçı bir görüşü kendinize bayrak yapıp 'soy koruma' programı icat edemezsiniz. 'Hani açılım? Hani 'öteki'leştirmeyle mücadele?' diye sorarlar adama. Herhangi bir dünya vatandaşından olma çocukla, bankadan olan arasında 'soy tehdidi' açısından fark yok zira.
VELEV Kİ, ÇOCUK HAKLARI
'Yok efendim bize ters, ille de yasaklayacağım bu işi' diyorsan da, 'soyu koruma' gibi inandırıcılıktan uzak, safi tutucu görüşlere sapmadan, medeni ve objektif olarak konuyu değerlendirir; 'Çocuk haklarını koruma' amacıyla yasaklıyorum bu işi, dersin... Akan sular durur. Kimse de çıkıp, 'bu ne açılım, bu ne lahana turşusu' demez. Ama yok. Nato kafa, nato mermer.
Neyse, banka yasaklandı madem... Başvurulacak tek yetkili mercii, 'sperm kankası'dır artık. Demokrasilerde çareler tükenmez. De, merdiven altı donörcülüğü ve korsan bankacılığı patlatmaz umarım bu gelişme (!)
Gönül İşleri Bakanlığı
'Türk soyunu koruma' amacıyla kurulmasına karar verilmiş yeni bir bakanlıktan söz etmeyeceğim sevgili okuyucu, müsterih olunuz. Ne şanslıyız ki devletin onayına ihtiyaç duymadan, gönlümüzü istediğimize kaptırma özgürlüğüne sahibiz! Ona değil de buna kaptırdık diye mapusa filan düşmüyoruz ya öyle mesudum ki, zil taktım oynuyorum hatta şu an.
'Hükümete ilham verir' korkusundan yazamadım günlerdir ama yeri geldi, ok yaydan çıktı. Bu 'Gönül İşleri Bakanlığı' meselesi tamamen kurmaca. Son derece matrak ve de kıvrak bir Türkçeyle yazılmış bir kitapta; Murat Menteş'in 'Korkma Ben Varım' adlı ikinci romanında mevcut. Bkz. Gönül İşleri Bakanlığı'nın yaptığı tüyler ürpertici iş (romandan aynen aktarıyorum):
'(...) Diyelim birine aşık oldunuz. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi, iletişim bilgilerinizi, sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor, üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz (...)'
Aşkınız resmen tasdik edilebilir de, edilmeyebilir de... Bırrrr! İyi haber şu ki, bu sadece bir roman! Hikayenin kahramanlarından Fu, Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri... Diğer kahramanlar da onu aratmıyor maşallah; 'Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa', 'Tarih öğretmeni dilber, Şebnem Şibumi', 'Dul gangster Hayati Tehlike'...
Edebi lezzeti, zekası, mizahı ve hızlı kurgusu sayesinde müthiş eğlendiren ve şaşırtan bir roman bu. Yaptığı özel röportajlardan ve televizyon programlarından tanıdığımız Murat Menteş, son derece sürprizli ve alengirli bir yazar. Tanışmanızı hararetle öneririm.
Not: 'Korkma Ben Varım' Yazan, Murat Menteş, İletişim Yayınları - 2009