2008 sonrasındaki global kriz dünyada bazı ekonomik konulardaki görüşleri değiştiriyor.
Ben 1960'lı yıllarda genç bir üniversite öğrencisi olarak ekonomi eğitimi almaya başladığımda ülkemizde ithalat ikamesi rejimi vardı. Çünkü ithalat bir bağımlılık konusu olarak görülüyordu. Bu nedenle bir yandan ithal edilen her şeyin ülke içinde üretimesi projesi gündeme gelirken, bazı daha uzak görüşlü olanlar ise ihracatın artırılmasının daha sağlam bir yaklaşım olacağını düşünmüşlerdi. 1970'li yılların bütününde içine düştüğümüz 'yetmiş cent'e muhtaç' durumu ülkeyi ihracata itti ve 1980 sonrasında başlayan ihracat hamlesi üllkemizi çok farklı bir yapıya taşıdı.
Şimdi farkına varıyoruz ki, hem ithalat hem de ihracat bağımlılık demek. Başka bir şekilde ifade edersek de ülkeler hem iç ekonomiyi hem de dış ekonomiyi güçlü tutmak zorundalar. Ekonomide hem iç hem de dış denge, hem iç pazar hem de dış pazar önemli.
Ancak bugün geldiğimiz noktada krizi bir yana koyar da yapısal, uzun vade sorunlarına bakarsak ülkemiz uzun vadede iki noktada ciddi ekonomik zafiyet göstermekte.
Bunların birincisi sosyal güvenlik ve sağlık sistemi açığı. İnsanların erken yaşta emekli edilip, 30 yıla varan emeklilik ödemesi aldıkları başka bir ülke dünyada yok. Bu saçmalamamaızın sonucu olarak ülke uzun zamandır GSMH oranı olarak yüzde 5 düzeyine çıkan bir açık taşıyor, bunu dolar bedeli de bugünkü düzeyi ile ortalama 35 milyar açık demek. Yani bizim bütçe açığı diğer kalemlerde ve de sosyal güvenlikte dengeye gelse, Türkiye 35 milyar dolar fazla veren bir bütçeye sahip olacak.
Ancak ikinci çok önemli bağımlılık konumuz da enerji.
Bugün Türkiye bir kere daha enerji ithalatının esiri. Hem ekonomik hem de siyasi açıdan. Aşağıda 2008 yılına ait bazı enerji ile ilgili veriler var. Kriz etkisindeki 2009 yılı verilerini kullanmak pek doğru değil. Çünkü ekonomideki yavaşlama tüm verileri düşürüyor, hesabı çarpık hale getiriyor. Sonunda 2010 yılında ekonominin yeniden büyümesi ve pozitif büymeye geçecek olması, enerji talebi verilerini de normale çevireceğinden enerji bağımlığı durumumuzu daha iyi görmek için 2009 yılının değil, 2008 yılının verilerini kullanıyoruz.
2008 yılında ülkemizin toplam ithalatı 202 milyar dolar olarak gerçekleşmiş.
Bu toplamın içinde 48.3 milyar dolar toplam enerji ithalatı. Toplam ihracatımız ise 132 milyar dolar civarında olmuş.
Bu nedenle dış ticaret açığımız 69.9 milyar dolar olarak gerçekleşmiş.
Ancak enerji ithalatı hariç tutulursa ithalatımız 153.7 milyar dolara düzeyine düşüyor. Bu da dış ticaret açığımızı 21.7 milyar dolara indiriyor.
Cari denge açığımız ise 2008 yılında 41.9 milyar dolar idi.
Yani GSMH oranı olarak eksi yüzde 5.7. Eğer enerji ithalatını düşersek cari denge açığı 6.3 milyar dolar fazla verirdi. Cari dengenin GSMH oranı da artı % 0.9 olurdu. Tabii ki enerji ithalatındaki artış, kentleşmenin, büyümenin, gelişmenin doğal sonucu. Ancak ülke de uzun süre bu boyutta enerji kökenli cari denge açığını taşıyamaz.
Şimdi gelelim sonuca.
Enerji ve doğal kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 1962 yılında Yogat'ta doğ- muş. İTÜ Elektrik Mühendisiliği Bölümü mezunu. Kayseri'de Elektrik Üretimi şirketinde üst düzey yöneticilik yapmış. AKP milletvekili olarak 1 Mayıs 2009 tarihinde enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı olarak göreve başladı. Zaten Başbakan'ın enerji konularındaki danışmanı idi.
Geçen hafta İstanbul'daki medya mensuplarını grup halinde topladı ve kısa bilgiler verdikten sonra, yumuşak bir şekilde ülkenin enerji sorununun temel sorusunu gündeme getirdi. Tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de enerji üretimi ile çevre sorunları arasında bir çatışma vardı. Benzer çatışma maden yani doğal kaynaklar arasında da vardı.
Bakan Yıldız son derece basit şekilde enerjideki durumu ve mevcut sorunu açıkladı. Ülkemizde tüm yenilenebilir enerji kaynakları mobilize edilse ve de tüm yenilenebilir enerji yatırımları acilen ve derhal bitirilse de, hiç bir zaman gerekli enerjinin dörtte birinden fazlasını sağlayamayacaktı. Bu şartlar altında örneğin nükleer enerji yatırımlarına karşı çıkanlar, çevreciler ve de özellikle medya ne tavsiye ediyordu?
Bilindiği gibi medyanın genel tutumu futboldan bir sloganı ödünç alarak ortaya konulabilir. Beşiktaş taraftarlarından Çarşı grubunun sloganı 'Çarşı her şeye karşı!' Ülkemizde enerji konusundaki görüşlerde (ve daha birçok konudaki tutumumuzda) toplum ve medya gerçekleri kenara iterek bu slogana benzer bir durum sergiliyor!
Herkes her şeye karşı!
Peki, güzel, vatandaş ve medyanın tercihlerine saygılı olalım da, o zaman ısınmayan evler, yürümeyen araçlar, çalışamayan fabrikalar ne olacak?
Bu ülke nükleer enerjide atılım yapmak zorunda. Bunu da mümkün olduğu kadar güvenilir teknoloji ile ve mümkün olduğu kadar çevreci yapmalı. Ama enerjide batmak istemiyorsak, şimdi enerjide icraat zamanı!
Bakan haklı!..