Bir kısım gazeteci diyor ki: Mustafa Sarıgül ve Türkiye Değişim Hareketi'nin ismiyle orantılı bir 'siyasal içerik'i yok. Bu yüzden proje ve konu temelli konuşmalar yapamıyorlar. Adı Türkiye Değişim Hareketi ama ne ordu-siyaset ilişkilerinde ne laiklik kavrayışında ne sosyal güvenlik politikalarında ne de dış ilişkilerde değişimden bahsedebiliyorlar. Bu haliyle bir belediye başkanını bakan, o da olmazsa milletvekili yapmayı hedefleyen bir organizasyon gibi görünüyorlar.
Başka bir kısım gazeteci diyor ki:
Medyaya meraklı olduğu bilinen Sarıgül'ün 'politik' konularda konuşmaktan kaçınması, medyaya mesafeli durmasının bir sebebi var. Evet, genel bir bakışta Sarıgül ve partisi 'içeriksiz' duruyor ama kurmayları arasında siyasete hevesli amatörler olduğu kadar, siyaset planlamasında mahir isimler de var.
Politik konularda medyadan kaçmalarının sebebi ancak bir strateji sonucu olabilir. Belirsizlik, kabın hacmini geniş gösterir, daha geniş kesimleri içerebileceği vaadinde bulunur ve olası ittifaklar için onları erken angajmanlardan korur.
Ben de diyorum ki:
İster Sarıgül ve hareketi 'içeriksiz' olsun; ister projelerini bir strateji uyarınca saklıyor bulunsun, bugünlerde medyaya çıkıp konuşmak zorunda kalacaklar.
Çünkü medya bir siyasi organizasyon için 'içeriksiz' demeye başlamışsa ve o organizasyon bu algıyı değiştirecek bir girişimde bulunmuyorsa, 'sükut ikrardan' hükmü geçerli olur.
Sükut ikrardan hükmü geçerli olunca, ardından 'sukut (düşüş) ikrardan' süreci gelir.
Kamuoyu merakı maksimum noktasına ulaşmış durumda.
Artık isteseler de istemeseler de medyada konuşmak ve biz gazetecilerin sorularına cevap vermek zorundalar.
Üç vakte kadar göreceğiz, TDH içeriğini bir strateji uyarınca saklıyor mu, yoksa gerçekten 'içeriksiz' mi? TDH adındaki 'değişim' sözcüğünün bir sosyal karşılığı var mı, yok mu?
İlk çiziğini Kılıçdaroğlu'ndan yedi
Sarıgül ve TDH ilk ciddi çiziğini Kemal Kılıçdaroğlu'ndan yedi.
CHP'deki mayıs kongresinde belirginleşecek yenileşme ve gençleşme çabalarının stresinin Kılıçdaroğlu'nun istifasıyla sonuçlanabileceğini düşündüler.
Bu yüzden Kılıçdaroğlu'nu TDH'ye çağırdılar.
Bu çağrıda belki bizim de, 'Kılıçdaroğlu (Kilit Taşı) kımıldarsa, CHP barajın altına düşer,' analizimizin de payı vardır.
Ama, eğer varsa, o analizi, daha önce yazdığımız, 'Gürsel Tekin ve Kemal Kılıçdaroğlu zor ama sağlıklı bir yol seçti. Parti dışına çıkmaktansa, yönetim anlayışını değiştirmeyi, 'politbüro'ya bile yenilikçi bir perspektif kazandırmayı hedeflediler' analizimizle birlikte okumalılardı.
'Kilit Taşı'nın kımıldaması' yönetim iddiasından vazgeçip Kemal Kılıçdaroğlu'nun sıradan bir milletvekili olarak politik yaşamını sürdürmesi demekti...
Kılıçdaroğlu profili; partiye ve liderliğe sonuna kadar bağlı bir değişimciliğin altını çiziyor.
Ama Kılıçdaroğlu'nun işlevsizleştirilmesi, CHP açısından istifasından çok daha büyük kayıp anlamına gelir.
İstifası kızgınlık yaratır ama eğer yönetim Kılıçdaroğlu'nu işlevsizleştirirse, kızgınlık Baykal ve CHP yönetimine yönelir.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu'nun istifa edebileceğini ummak, irrasyoneldir.
Zaten istifaya ihtimal veren TDH ve Sarıgül, cevabı en sert şekilde Kılıçdaroğlu'nun ağızından almış oldu.
Peki o halde soldaki değişimi kim yapacak?
Partisinin adında 'değişim' kelimesi bulunan Mustafa Sarıgül mü, yoksa CHP'nin politbürosunu, nomenklaturasını değiştirmeyi ve onları eskisi gibi 'değişimci' yapmayı hedefleyen Kılıçdaroğlu mu?
Bu sorunun cevabını, Sarıgül ve kurmaylarının medya performansı...
Ve mayıstaki CHP kongresinden çıkacak kompozisyonla alacağız.
Değişimi partisinin geleneğinden çıkartmaya çalışan Kılıçdaroğlu'nun, her türlü engele karşın önde olduğunu söylemeliyiz.