AKŞAM GAZETESİ | Ömer Güvenç | 2010-03-16
Afrika'da oynanacak 2010 Dünya Kupası'nı es geçen Milli Takımımız, 2012'deki Avrupa Şampiyonası hazırlıklarına başladı. Ve dün oynadığı Honduras maçını da kazanmasını bildi. Özel-mözel, rakip güçlü, zayıf. Ben anlamam. Galibiyet galibiyettir. Buraya kadar tamam. Peki Milli Takım bu galibiyeti alırken iyi oynadı mı, hayır! Bir kere temposu çok düşük. Bir ara neredeyse; veteranların maçı oynanıyor diye şüpheye düştüm. Özellikle ilk yarıda "al gülüm, ver gülümü" çok fazlaydı. Dikine oynamayı düşünen tek futbolcumuz Emre'ydi. Rakibin arkasına çok güzel paslar attı. Bu futbolcu aynı zamanda da Milli Takım'ın en çalışkan oyuncusuydu. Zaman zaman da olsa Arda'nın şık hareketleri gözümüzün pasını sildi. Bursaspor'dan tanıdığımız ve futbolunu alkışladığımız Volkan Şen, dün akşam o tanıdığımız Volkan değildi. Bu da son derece normal. Oynadıkça daha iyi olacağı kesin. İkinci 45 dakikada Tuncay'ın oyuna girmesi millilerimizi az da olsa kıpırdattı ve hareketlendirdi. Hamit'in ise futbolunu değil, attığı golü alkışladık. İki bekimiz Sabri ve Caner'i daha çok bindirme yaparken görmek isterdik. Göremedik. Belki de Oğuz Çetin'in talimatıyla bindirme yapmamışlardır. Dün maç İnönü'deydi. Zaman zaman taraftarlar "En büyük Beşiktaş, Pascal Nouma" diye tezahüratlar yaptı. Maç İnönü'de değil de; Fenerbahçe'nin stadında olsaydı, "En büyük Fener" diye bağıracaklardı. Ali Sami Yen'de de olsa "En büyük Galatasaray" diyeceklerdi. Milli maç oynanırken; stat nerede olursa olsun, herhangi bir kulüp için tezahürat yapılmaz. Bu tezahüratlar daha çok İstanbul'da oluyor. Ben federasyonun yerinde olsam; İstanbul'da milli maç oynattırmam. Rakibi ise hiç sormayın. Bırakın milli takımımızın seviyesini, kilometrelerce uzağındaydı.