AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2010-03-16
Kinşasa
İstanbul'dan, 8 saatlik bir uçuşla Afrika'ya gitmek... Demokratik Kongo'ya, Kamerun'a...
Dev bir uçakta 140 işadamı, toplam 200 kişi...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün heyetindeyiz. Uçakta yanımıza geldi, bize tanıştırdığı işadamlarıyla nasıl gururlandığını anlatırken, 'Özel sektörümüz devletten çok daha ileride' dedi. Kongo'daki sohbetimizde de 'neden Afrika'dayız?' açıklamasını yaparken sürekli olarak 'büyük Türkiye', 'büyük ülke' vurgusu yaptı.
Hep gülümseyen, moral vermeye çalışan bir Cumhurbaşkanı profili çizen Gül'ün, üç yıla doğru yaklaşan görev süresinin bilançosunu çıkarmaya çalıştım kendi kendime.
Afrika'da açılımın bu açıdan altının çizilmesi zorunlu.
Gül, Dışişleri Bakanıyken özel bir yaklaşım sergiledi, ikili ilişkilerin temellerini attı, Köşk'e geldiği günden bu yana dış politikada yönlendirici oldu. Dünyanın öbür ucuna yapılan ziyaretler bu bilinçli tercihin uzantısı.
Türkiye'yi Afrika'ya doğru açarken iş dünyasına destek olma çabasındaki bir Reis-i Cumhur.
Bir eksikliği giderdiği ve 'vizyon' açtığı kesin, burada hakkı teslim edilmeli.
AÇILIMLARDAN MEMNUN
Kinşasa'da otelde sorularımıza verdiği yanıtlar diğer açılardan Cumhurbaşkanlığı performansını değerlendirmemize yardımcı olabilir.
Gül'ün Köşk günleri deyince 'açılım' politikaları özel anlam taşır.
Kürt, Ermeni ve Kıbrıs gibi temel politika değişikliklerinde Gül hep güçlü inisiyatifler almayı tercih etti. Bu riskli konulardaki gidişatta hem sorumluluğu hem katkısı var.
'Peki gelinen noktayı nasıl görüyor?'
Ona, 'sanki süreçler tıkandı' dedik, 'Acaba halka anlatamadınız mı?' diye sorduk.
Değerlendirmesini haberimizde okuyabilirsiniz ama gözlemim o ki, Cumhurbaşkanı durumdan memnun. Kaygıları var ama gelecekten umutlu. 'Bu sorunları halletmek zorundayız' görüşünde. Kürt açılımında gün be gün ilerleme sağlanacağını, Ermeni konusunda, 'sözde soykırımın 100'üncü yılı' olan 2015'e kadar çözüm bulunacağını düşünüyor. Devletin başı olarak hem özeleştiri yapıyor, hem kolektif stratejiler hazırlatıyor. Kararlı olduğu kesin.
Geçmişteki politikacılar gibi 'sorunların üstünü örtmek' ve zamana oynamak yerine Özal gibi cesaretle inisiyatif alıcı ve proaktif tavır sergilediklerine inanıyor.
Elbette bunu zaman gösterecek ve kesin hükmü, alınacak sonuçlarla birlikte tarih verecek.
ÜÇLÜ ZİRVE MİSYONU
Gelelim, iç meselelerin en güncel ve tartışmalı olanına: Balyoz tartışmaları...
Haberde bulacaksınız, bu konuyu kendisine ben sordum, üçlü zirveyi toplamasını 'olumlu' bulduğumuz yorumunu ekleyerek...
Bazı eleştiriler olsa da 'olağanüstü bir gündemde' Cumhurbaşkanı olarak Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'yla üçlü görüşmesi 'olağanlaştırıcı' ve tansiyon düşürücüydü.
Bu tip toplantılara devam etme niyetinde. Sonuçtan da memnun. Bize çok açık konuşmasa da rahatlıkla söyleyebilirim ki; işleyişteki eksiklikleri, yanlışları görüyor, gidermeye çalışıyor. Hem balyozu çok önemsiyor, hata yapanların ayıklanmasını istiyor hem de 'esasa giderken', 'usul hataları' yapıldığını görüyor. Bunun da sistemsel köklerini fark etmiş durumda. Başkomutanı olduğu Türk Silahlı Kuvvetleri'nin moral motivasyonu açısından yeni rollere soyunacağı kesin. Bunların bir kısmı kamuoyuna dönük olacak, bir kısmı da Afrika'da en çok kullandığı ifadelerle 'sessiz müdahale, sessiz diplomasi' yoluyla... Tek beklentisi var: 'Hukuk işlesin, kurumlar kendi temizliğini yapsın ama kurunun yanında yaş da yanmasın.'
Afrika'dan çok ilginç notlarla yarın devam edeceğiz.