Muhalefet partileri önümüzdeki sonbahar bir erken seçim yapılacağını iddia ediyor. Hükümet ise bunu ÅŸiddetle reddediyor. Fakat seçim sözü bir kez ağızlarda dolaÅŸmaya baÅŸlayınca siyasi hava deÄŸiÅŸiyor. Sanırım hükümet de muhalefet gibi seçim psikolojisine çoktan girdi ama bunu açıkça ifade etmekten çekiniyor. Zira olaÄŸanüstü sosyal ve siyasal gerilimlerle huzursuz bir ülke, kör topal yürüyen bağımlı bir ekonomi, yeni bir çıkış için baÅŸka neyi düÅŸündürebilir ki? Hükümetin aÄŸzından erken seçim açıklaması gelirse, bu bir anlamda 'baÅŸarısızlığın itirafı' gibi algılanacak olsa da, erken seçimi kaçınılmaz kılan sebepler giderek artmaktadır.
2002 yılından beri aynı parti ülkeyi yönetmektedir. TBMM'de de hayli yüksek oranda bir çoÄŸunluÄŸa sahiptir. Onca yıla raÄŸmen, ülke hala sürekli olarak siyasal istikrarsızlık içindeymiÅŸ gibi yönetiliyor. Bunaltıcı, zihin bulandırıcı ve kutuplaÅŸtırıcı bu halin artık siyaseten sürdürülebilmesi mümkün deÄŸildir.
2009 yılı bütçesi deyim yerindeyse tam bir öngörüsüzlük örneÄŸidir. Bütçe giderlerinde yüzde 2.9, bütçe gelirlerinde yüzde 18, bütçe açığında yüzde 500'lere varan bir sapma olacağı anlaşılıyor. Dolayısıyla 2009 yılı için tahmin edilen 47.1 milyar TL'lik faiz dışı fazla da 7.3 milyar TL'lik eksiye, yani faiz dışı açığa dönüÅŸüyor. Ülke yönetiminde bu durum bir baÅŸarı hikayesi gibi sunulabilir mi?
2010 bütçesi ise krizin atlatıldığı varsayımı üzerine kurgulanmıştır. Aksi takdirde vergi gelirlerinde yüzde 18 artış olacağı öngörülmezdi. Sadece ÖTV'de yüzde 31,6 artış bekleniyor. Biliyorsunuz geçtiÄŸimiz hafta bazı sigara firmaları zamlara raÄŸmen fiyatlarını düÅŸürme yoluna gitmiÅŸlerdi. Maliye Bakanlığı ise bu uygulamaya sert bir ÅŸekilde karşı çıktı. Ancak sigaranın fiyatı yükseltilse bile beklenen vergi artışı saÄŸlanamayabilir. Çünkü yükselen fiyat hem talebi düÅŸürecek, hem de kaçakçılığı körükleyecektir. Piyasayı göz önüne almadan, hesapsızca atılan adımlar sonrasında, ÅŸirketlere böylesi müdahalelerde bulunmak liberal olmakla övünen bir anlayışa yakışıyor mu?
Velev ki talep canlanmadı, vergi artışı yaÅŸanmadı; o zaman da IMF var. Bir yıldır sadece hakkında spekülasyonlar yapılsa da, sanırım bu yıl IMF'den destek alınacak. Gerçi Sayın BaÅŸbakan, 'ümüÄŸümüzü sıkıyorlar' demiÅŸ olsa da, mecbur kalınınca ümük de sıktırılıyormuÅŸ demek ki.
Birçok alanda zaten vatandaşın ümüÄŸü sıkılmış durumda. EÄŸitim ve ekonomiyle ilgili alanlardan iki örnek vermek istiyorum: ortaöÄŸretimde öÄŸretmen başına düÅŸen öÄŸrenci sayısı ve kentsel iÅŸsizlik oranları.
2008 yılı Türkiye'sinde Hakkari ilinde ortaöÄŸretimde öÄŸretmen başına 39 öÄŸrenci düÅŸüyormuÅŸ, Şırnak'ta 35, Mardin'de 31 ve Batman'da 30. Bu sayı UÅŸak'ta 16, Manisa'da 15, Artvin'de 16, Tokat'ta 15 ve Çanakkale'de 13. 1973 yılı Türkiye'sinde öÄŸretmen başına 40 öÄŸrenci düÅŸüyormuÅŸ. Yani Hakkari Türkiye ortalamasının 40 yıl önceki haline denk düÅŸüyor. (Benzer bir tablo doktor başına düÅŸen hasta sayısında da var.) Dünyanın hangi medeni ülkesinde bir bölge diÄŸerlerini 40 yıl geriden takip eder?
Kentsel iÅŸsizlik verilerine bakalım: Diyarbakır yüzde 43, Van 47, Siirt 32, Manisa 13, Edirne 12, Denizli 11, Kayseri 18, Samsun 20... Bu rakamlar 2000 yılından. Rakamlar deÄŸiÅŸmiÅŸtir muhtemelen, ama sıralamanın ve aradaki uçurumun deÄŸiÅŸtiÄŸini hiç sanmıyorum.
Sonuç olarak yoksulluk, eÄŸitimsizlik ve iÅŸsizlik sorunları bu kadar yakıcı bir biçimde ortada dururken, toplumsal iç barışın tesisi mümkün deÄŸildir. EÄŸer ülkenin sorunlarında ağırlaÅŸma varsa, bütçe öngörülerinde olduÄŸu gibi ekonomi yönetiminde zaafa düÅŸülmüÅŸse; tek parti iktidarına raÄŸmen siyasal istikrarsızlıktan söz edilebiliyorsa; hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan, bu durumda erken seçim, baÅŸvurulması gereken demokratik bir mekanizmadır.