Gazetelerin üçüncü sayfalarında bolca rastlarız; 'kadın meselesi yüzünden çıkan kavgada...' diye baÅŸlayan haberlere. Evet, kadın meselesi gerçekten önemli ama o haberlerde yer alış biçimiyle deÄŸil, toplumsal yaÅŸamımızdaki yeri nedeniyle kadın meselesi önemli. GeçtiÄŸimiz 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ydü. Ortaya çıkan tablo, hala sorunu çözemediÄŸimizi gösteriyor. Nazım'ın dizeleriyle 'soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız'ın durumu bugün de pek parlak görünmüyor. Türkiye'de kadınlar seçme ve seçilme hakkına birçok Avrupa ülkesindeki hemcinslerinden önce sahip oldular. Fakat kadınların Meclis'teki temsil oranı hala yüzde 8.3'ün altında bulunuyor.
Kadınlarımızın dörtte üçü iÅŸgücüne katıl(a)mıyor. Diyelim ki katıldı, kaba bir hesapla yüzde 23'ü iÅŸ bulamıyor. Hadi diyelim iÅŸ buldu; o zaman da aynı iÅŸi yapan erkeklerden ortalama yüzde 15-20 daha az ücret alıyorlar. Yüzde 12'si okuma yazma bilmiyor. Evde dört duvar arasına sıkışıp kaldığı için, çoÄŸu hayatı tanıma fırsatı bulmadan evlenmiÅŸ, sırtından dayak, karnından çocuk eksik edilmemiÅŸ, önce baba sonra koca baskısıyla yaÅŸamaya mahkum edilmiÅŸ, kadın filmlerinin usta yönetmeni Almodovar'ın tasviriyle sinir krizinin eÅŸiÄŸindeki kadınlar.
Türkiye'de kadının adı yok, ama dünyada da durum pek parlak sayılmaz. BirleÅŸmiÅŸ Milletler verilerine göre dünyada ücretsiz aile iÅŸçilerinin yüzde 62'si kadın, iÅŸverenlerin ise sadece yüzde 21'i kadın. Ücretli iÅŸlerde çalışanların yüzde 39'u kadın. Çalışan kadınların önemli bir kısmı tekstil, tarım gibi düÅŸük ücretli ve kalitesiz iÅŸlerde çalışıyor. Siyaset sahnesinde kadın temsil oranı ise yüzde 15.9. Okuma yazma bilmeyenlerin yüzde 63'ü kadın. Avrupa ve Amerika gibi geliÅŸmiÅŸ bölgeleri çıkarınca bu tablo daha da vahim hale geliyor.
İşin en acısı da İslam coÄŸrafyasında kadının hala sadece çocuk doÄŸurma aracı ve günah konusu olmasıdır. Oysa Hz Muhammed'in, çağının koÅŸullarında kadının korunması ve özgürleÅŸmesi adına ortaya koyduÄŸu mücadele müthiÅŸtir. Arap kültürünün etkisinden kurtulamayanlar, İslam'ın bu temel mesajını anlayamadılar ya da anlamak istemediler. Aksine kadını tutsak etmeyi dinin gereÄŸi diye dünyaya sunarak, İslam'a en büyük kötülüÄŸü yapmaya devam ediyorlar.
İngiltere'de Womankind adlı bir kadın kuruluÅŸunun internet sitesinde insanın içini acıtan veriler var. Acıyı, vahÅŸeti, adaletsizliÄŸi, tacizi, ölümü rakamlarla ifade edince biraz da yabancılaşıyor insan hakikate. Burada Afrika'daki açlığın ve yoksulluÄŸun boyutuyla ilgili yüzlerce veri yazsam, bakar ve iki gün sonra unutursunuz muhtemelen. Ama bir akbabanın açlıktan bayılmak üzere olan küçük bir çocuÄŸun yere yığılmasını beklerken çekilmiÅŸ fotoÄŸrafını gördüyseniz bir daha unutamazsınız. Rakamlar kifayetsiz kalır görüntüler karşısında.
Yine de bir-iki istatistiki rakam vereyim: 2005 yılında yayınlanan bir çalışmaya göre, İngiltere'de hane içi ÅŸiddet kurbanlarının yüzde 85'i kadınmış. Ruanda'da 1994 yılında yaÅŸanan soykırımda yarım milyon kadın tecavüze uÄŸramış. GeliÅŸmekte olan ülkelerde dakikada bir kadın hamilelik veya doÄŸumla ilgili nedenlerden dolayı ölüyor.
Daha vahimi özgürleÅŸtiÄŸini sanan kadın, iÅŸ dünyasının öznesi olamazken farkında olmaksızın kapitalist tüketim kültürünün metası oluyor. Bütün reklamların en önemli hedef kitlesi kadınlar ya da lüks araba reklamlarından tutun da, dondurmasına, cipsine varana kadar kadın vücudu bir teÅŸhir malzemesi olarak kullanılıyor. Siyasetin öznesi olmasına da izin vermiyoruz kadının. Ama, pek seviyoruz kadın üzerinden siyaset yapmayı ve kadınları kullanmayı. Cennet anaların ayaklarının altındadır derler. Görünen o ki ayaklardan yukarısı pek cennet sefası süremiyor analarımızın...