Bir süredir televizyon dizilerini sarmış olan ÅŸiirsel konuÅŸmalar konusuna kafayı takmış durumdaydım ki, Radikal İki'de meslektaşım Orhan TekelioÄŸlu'nun yazmış olduÄŸu 'Belagat Yorgunuyuz' baÅŸlıklı makaleyi gördüm. Kanımca çok güzel bir yazıydı ve hem gülümseterek hem de düÅŸündürerek okutan bir içeriÄŸi vardı. Yazıda ÅŸu sorular baÅŸlığa taşınmıştı: 'Nedendir acaba ekranda belagat bu kadar ilgi görüyor, neden hemen herkes kesesinde birkaç fıkra ve de birkaç vecize taşımaya özen gösteriyor? Belagatli bir millete mi mensubuz yoksa?'
Nasıl; iyi sorular deÄŸil mi? Güzel konuÅŸmaya meraklı, ÅŸiirden felsefeye bunca derin dalışlara meyyal bir milletiz de, biz mi bugüne kadar fark edemedik acaba? Aniden ne oldu da etraf Ramiz Dayı hayranları ile doldu; Polat Alemdar'ın ÅŸiir gibi konuÅŸmaları özlü sözler olarak kitapta basılacak hale geldi?
Alın size Polat'ın internette tıklama rekorları kıran konuÅŸmalarından bir demet: 'Kurtlarla yaÅŸayan ulumayı öÄŸrenir'; 'sonunu düÅŸünen kahraman olamaz'; 'ben racon kesmem, kafa keserim'; 'ben soru sormam hesap sorarım'. Kendisi sert bir arkadaÅŸ malum...
Biraz da Ramiz Dayı'dan: YeÄŸen, yeÄŸen!' 'Hesap görmek, hesap etmekten daha zordur'; 'deÄŸiÅŸmek zordur ama aynı adam olmak daha zordur'; eÄŸer biri seni aldatmışsa bu onun suçudur. EÄŸer o kiÅŸi seni pek çok kez aldatmışsa bu senin suçundur; 'sadakat ölüm gibidir pazarlığı olmaz'; 'kaderimiz olan aÅŸka deÄŸil, aÅŸkıyla kaderimizi deÄŸiÅŸtirene içelim'. Kendisi gizemli bir amca malum...
Åžiir gibi yaÅŸamaktayız vesselam. Gündelik dilimiz kamyon arkası deyiÅŸlerle süslenmiÅŸ, renklenmiÅŸ durumda. Mutfaktan bir bardak çay istesek, 'o ince belli bardağı kan kırmızı kaynamış suyla doldur da, sıcağı dilimizi yaksa da, içindeki sıvıyı acılarla dolu bir ömür gibi kana kana içelim' biçiminde bir ÅŸiirsellik gerekiyor ÅŸimdilerde. Mesela akÅŸam yemeÄŸini beÄŸenmeyen ve kendisine ilave olarak sucuk piÅŸirten oÄŸlumuza mı kızdık (bu konuda dertliyim), hemen ÅŸöyle sesleniyoruz: 'yiÄŸidim, helal lokmanın tatlısı tuzlusu, sarımsaklısı olmaz, yemeÄŸi bırakıp kızgın tavaya koyduÄŸun ÅŸey anacığının sarımsaklı-baharatlı yüreciÄŸidir unutma' (OÄŸlum benden nefret edecek! Bir daha yerli yersiz sucuk istemez umarım).
Velev ki, müdürüz ve iÅŸten bir personel çıkarıyoruz, mısralar ardı ardına dizile; 'ÅŸu koca devranda bunca zaman yoldaÅŸlık ettik, özüm, gözüm. Lakin sen bu tekkede artık barınamazsın. Yollar çıkmaza baÄŸlanmış, kahpe felek insan -hatta patron- suretinde yeryüzüne inip ocağımıza çökmüÅŸtür. Ol sebep, çözmeli zincirlerini kara ÅŸahinin, azat buzat diye haykırmalı ardından. Yollar önünde açıla, daÄŸlar önüne eÄŸile, sen kendine yeni bir iÅŸ bula'...
Vaktiyle evimizdeki masa ve sandıktaki portakal hakkında bile ÅŸiir yazmışlığım olmasına raÄŸmen, bana bile biraz fazla geldi bu edebiyat aÅŸkı desem yalan olmaz. Üstelik 'ne oldu da ÅŸimdi böyle oldu' sorusuna verilecek bir cevabım da yok. Yediden yetmiÅŸe ÅŸiir kazanına düÅŸmüÅŸ de, dilimiz dönmüÅŸ hale geldik.
Kötü de deÄŸil, yanlış anlamayın. 'Oha falan oldum', 'kal geldi' fasıllarından sonra, kurtların vadiye inmesinden ya da Ramiz Dayı güzellemelerinden ÅŸikayetçi olacak deÄŸilim. Ama yine de bu ÅŸiirselleÅŸme sürecinin 'dil ve toplum' baÄŸlamında genel akışın tersi yönünde bir durum olduÄŸunu vurgulamak gerekiyor. Gençlerin birbirlerine attıkları 'slm, nbr, i love u' mesajlarını gördükten sonra, aynı neslin Ezel'e ya da Kurtlar Vadisi'ndeki diyaloglara duydukları ilgiyi izah etmekte zorlanıyorum. Ya diyalektik bir geliÅŸme, yani 'popülerin derinlere doÄŸru ilerlemesi' söz konusu ya da 'derin diye bilinenin sığlaÅŸarak popülerleÅŸmesi'. Hangisi olduÄŸuna ben tam kanaat getiremedim, ya siz?
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.