AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2010-03-17

kategori2

Referandumun mantığı ve hesabı

İktidar anayasayı değiştirmek istiyor. Böylece, kapatma davasından kurtulmayı planlıyor. Bunu, öncelikle referandumsuz gerçekleştirme hedefindeler. Meclis aritmetiği riskli, muhalefetten destek bulmayı deniyorlar. 'Referanduma giderim'i bir koz gibi ve korkutma aracı olarak kullanıyorlar.
Genel seçime bu kadar yakın bir tarihte, böyle sıcak bir konuda halkoyuna başvurmak AKP için olduğu kadar muhalefet için de riskli. Ekonomi konuşulmayacak ki, kampanya işsizlik ve yolsuzluk üzerine bina edilmeyecek. Gündem, hükümetin hoşlanmadığı mayınlı bölgeden uzaklaşacak.
Kampanyada AKP, 'demokrasi' diyecek, 'yargı reformu, özgürlükler ve sivilleşme' sloganlarını kullanacak. Bu yolla safları sıklaştırmak, örgütü canlandırmak, tabanı motive etmek kolay.
Referandum, 'hayır' çıkma olasılığı nedeniyle AKP için de riskli ama ne olursa olsun bunu denemek bile işine gelecek. Hem kendi açısından olumsuz sonuç alsa bile yüzde kaç 'hayır' oyu çıkar, 40'ların altını görür mü, hiç sanmam. O da AKP için 'kabul edilebilir'. Sadece yüzde 30'lar çıkarsa hükümet için yenilgi sayılır.

KAYBETSE BİLE KAZANIR MI?
O halde, yeterli çoğunluğu sağlayarak anayasa değişikliği yapmak birinci hedef. Bunun için muhalefetin desteği şart. Ama zor görünüyor, çok zor.
İkinci seçenek, halkoylamasına gitmek. AKP, kaybetse bile kazanacağı manevra hazırlığında.
Hezimet sayılacak bir sonuç oluşmadığı müddetçe referandum 'AKP yoğun bakım çadırına' oksijen pompalayabilir.
Besbelli; 'B planı'na göre 2011 seçim kampanyasının temeli yargı reformu ve anayasa değişikliği üzerine kurulacak.
Başbakan Erdoğan'ın, 'Biz deneyeceğiz, olmazsa milletimiz elimizden geleni yaptığımızı görür' sözleri işte bu hesaba dayanıyor.
9 yıllık iktidarın sonunda üçüncü döneme oy istemek için belki elde kalan tek silah...

BİR İHTİMAL DAHA VAR
Görüldüğü gibi, 'halkoylaması atağı' siyaseten anlamlı...
Buna rağmen nihai amaca ulaşması çok mümkün değil.
Anayasa değişikliği için tren kaçalı çok oldu.
2002-2010, uzun iktidar sürecinde bunu başarmak için çok zaman vardı, ıskalandı. Taktik hatalar da cabası...
Hem bu girişim, sürecin bir noktasında hukuken de durdurulma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. CHP konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacağını şimdiden ilan etti. Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç'ın sağduyulu uyarısı çok önemli. Kılıç, aslında yaygın söylentideki gibi düzenlemenin iptal edilme olasılığına vurgu yapıyor.
Böyle bir sonuç, sadece yeni seçimde ekstra motivasyon kaynağı olur, tabii hesap oysa... Bilmem.

REFORM DEĞİL DEVRİM GİBİ, AMA...
Siyasi hesaplar bir yere kadar.
HSYK ve Anayasa Mahkemesi yapısını değiştirmek, parti kapatmayı kaldıracak kadar zorlaştırmak, YAŞ kararlarına yargı yolunu açmak, askere sivil mahkeme düzenlemesini gerçekleştirmek...
Konu başlıkları bunlar. Reform mu reform, hatta devrim.
Zamanlama?
Peki ya iklim?
Şartlar uygun mu?
Kapatma davası söylentileri ayyuka çıkmış, HSYK ile Cihaner krizi yaşanmış, yüksek yargı organları ile hararetli tartışmalar başlamış, Ergenekon ve Balyoz hız kazanmış. 'Ciddi durum' açıklaması gelmiş.
Bu reformları şu aşamada hayata geçirme şansını hiç yüksek görmüyorum. Olsa olsa bir yıl daha kaybettirir Türkiye'ye. 2007'den bu yana hükümetin hızını böyle tartışmalar kesti. Bunun sorumlusu hükümet içindeyse büyük yanlış yapıyor, değil de birileri hükümeti tuzağa düşürüyorsa büyük oyun kuruyorlar demektir.
2002-2007 (birinci dönem) ve sonrasını karşılaştırsanıza...
Böyle giderse hükümet belki de tek başına veya koalisyon ortağı olarak üçüncü dönem iktidar olacak ama temel sorunlar yerinde sayacak. AB çoktan yavaşladı, Kürt açılımı hız kesti, ekonomide kazanımların kalıcı olması, işsizlik gibi kangren sorunların çözümü için güçlü inisiyatif ve kararlı irade şart, ruh lazım. 3 Kasım gibi.
Siyasal hesap değil, siyasal akıl zamanı.