AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2010-03-18
Hükümetin IMF ile anlaşmadığının açıklanmasından sonra Türkiye ekonomisinde bu yıl hem içeride hem de dışarıda en çok izlenen verilerin birinin bütçe olacağı medyadaki tartışmalardan açıkça belli. Çünkü medyada çoğunluk hükümetin seçim döneminde seçime dönük harcama yapacağını düşünüyor. Bu düşüncenin arkasında da 2007 ve 2008 seçimlerinde IMF ortamında bütçe dengelerini iyi yöneten hükümetin, 2009 mahalli seçimi ve global kriz etkileri ortamında bütçede (global trendlere göre çok yüksek dozda olmasa da) göreceli olarak ipin ucunu kaçırdığı gerçeği var.
Tabii IMF ilişkileri konusunda da iyice uçuk kaçık değerlendirmeler mevcut. Bunların bir tanesi de değerli dostum Asaf Savaş Akat tarafından yapıldı. Biliyoruz, kendisi 'dijital' ve 'otistiktir'. Dijital unvanını 20 kişilik bir banka toplantısında, Roubini'nin bir metre ötesinde otururken, adamın gözünün içine bakarak, konuşma esnasında telefonunda tetris oynayıp, elde etmişti. Otistik unvanını da, arada sırada 'unutkanlık' yaşayarak pozisyon değiştirmesi üzerine ben yapıştırmıştım. Asaf hoş insandır, ama fazla romantiktir; aslında bir sanatçı, ressam veya müzisyen olması gerekirken, iktisatçı olmuş. Renk seçimi ve giyimi, müzik tercihleri, 'romantik sanatçı' gibidir. Zaten 1960 civarında, Galatasaray Lisesi yıllarında, Barış Manço'nun saksofoncusu olması, yetenekli olduğunu gösteriyor. Ama sonra, ütopik solcu ve romantik iktisatçı oldu.
Tabii bugün unuttuğu, 1999- 2001 arasında ilk kur çapasını ve krizden sonraki IMF programını, beraberce hararetle desteklediğimiz, Kemal Derviş'i ve sıkı maliye politikasını beraberce koruduğumuz o dönemde dünya rekoru düzeyinde, yüzde 20 üstünde bütçe açığı veren bir ülkede olduğumuz için (bugünkü Yunanistan yüzde 12 ve bugünkü Türkiye yüzde 6 bütçe açığı veriyor) ve faizler ve enflasyon yüksek, hatta üç dijitli olduğu için, IMF yaklaşımı doğru idi. Sonra Asaf'a bir şeyler oldu, iyice romantikleşti. Toplantılarda vatandaşlara 'Siz benim dediklerimin tam tersini yapın!' demeye ve saf değiştirmeye başladı. Adeta 'Romantik İktisatçı' kimliğini yeniden yarattı. Ama bugünkü 'Asker vesayeti' ve 'IMF vesayeti' tezini anlamak mümkün değil. IMF kendi gelmiyor, biz ekonomiyi batırıp, riski artırıp, davet edince geliyorlar! Asker ile IMF'nin ne alakası var! IMF'yi seçilmişler çağırıyor! IMF ile anlaşmamanın, büyüme, istihdam, kur, faiz ve dış finansman açısından etkileri olacaktır. Bu inkar edilemez. Ama bunların birkaç gün içinde gerçekleşmesini beklemek veya 'Gerçekleşmedi, bakın etki sıfır!' demek de komik!
Orta ve uzun vadede birçok risk gerçekleşebilir. Kim garanti ediyor ki biri çekip tabancayı bir büyük yabancı lideri vuramaz, petrol fiyatı yeniden 150 dolara çıkamaz veya dünya krizinde, ikinci bir büyük dalga gelemez veya İran bombalanıp ortalık karışamaz?
Biz şimdi işimize dönelim!
Maliye Bakanlığı 2010 yılı Şubat ayı Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu'nu açıkladı. Buna göre 2010 yılı Merkezi Yönetim bütçesi ocak- şubat aylarında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 47.9 oranında azalışla 5 milyar 392 milyon TL açık verdi. Merkezi yönetim bütçesi Ocak-Şubat 2009 döneminde 10 milyar 359 milyon TL açık vermişti.
Yılın ilk iki ayında bütçe gelirleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 15.5 artarak 39 milyar 544 milyon TL'ye ulaştı. 2009 yılı ocak-şubat döneminde bütçe gelirleri 34 milyar 245 milyon TL düzeyindeydi. 2010 yılının ilk iki ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 44 milyar 936 milyon TL oldu. Bir evvelki yılın aynı dönemindeki iki aylık giderler toplamı olan 44.6 milyar düzeyine göre yüzde 0.7 gibi çok küçük bir artış gerçekleşmiş bulunuyor. Geçen yılın ilk iki ayında 13.6 milyar faiz gideri gerçekleşmesine karşılık bu yılın ilk iki ayında faiz giderleri 10.6 milyar olarak gerçekleşti ve yüzde 21.8 azalmış oldu.
Geçen yılın ilk iki ayında 3 milyar 282 milyon TL olarak gerçekleşen faiz dışı fazla 2010 yılının aynı döneminde yüzde 60.7 oranında artarak 5 milyar 274 milyon TL değerine ulaştı.
2010 yılı ocak-şubat dönemi vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 21 oranında artarak 33 milyar 441 milyon TL oldu. Kurumlar vergisi yüzde 16.2, dahilde alınan katma değer vergisi yüzde 22.3, özel tüketim vergisi yüzde 38.3, ithalden alınan katma değer vergisi yüzde 68.3, damga vergisi yüzde 12, harçlar yüzde 21.3 ve diğer vergiler tahsilatı ise yüzde 27.9 oranında artış gösterdi. Diğer taraftan gelir vergisinde yüzde 10.5 ve banka ve sigorta muameleleri vergisinde yüzde 18.7 oranında azalış meydana geldi.
Şubat ayına kendi başına bakıldığı takdirde merkezi hükümet bütçesi geçen sene 2.5 milyar olan faiz dışı fazlanın biraz altına inerek 2.3 milyar faiz dışı fazla verdi. Bu gelişmede geçen yıl özelleştirme gelirlerinin fazla olması rol oynadı. Bir kerelik gerçekleşmeleri dışlayan IMF tanımlı merkezi yönetim faiz dışı dengesi geçen yıl şubat ayındaki 0.4 milyar faiz dışı fazlayı geride bırakarak, şubatta 1.9 milyar fazla vermiş gözüküyor.
12 aylık birikimli faiz dışı açığın GSYH oranı olarak ise 2009 sonundaki yüzde 0.7 ve Ocak 2010'daki yüzde 0.5 düzeyinden şŞubat ayında yüzde 0.4 düzeyine indi. Bu veriler, şu andaki durum devam ederse, Konsolide Kamu Sektörü 2010 yılı hedefi, GSYH oranı olarak yüzde 0.3 düzeyindeki faiz dışı açığa, kolayca ulaşılabileceğini gösteriyor. Tabii bu da yılın geri kalan kısmında bütçede seçime dönük harcama yaklaşımı olmadığı varsayımı altında bir tespit. Biz ayrıca bu yıl içinde erken seçim olmayacağı kanısında olduğumuzu da belirtelim. Bu tür risk yaratacak olayların olasılığı küçük, ama sıfır değil!