Türban gibi konuların yasal düzenleme yoluyla çözülmemesi gerektiÄŸi toplum kendi haline bırakıldığı takdirde sorunun hayatın içinde kendiliÄŸinden çözüleceÄŸi görüÅŸü dile getirildi.
Tamamen katılıyorum doÄŸru tavır budur ama bir ülkede beyinlerinin oluÅŸmuÅŸ olduÄŸu varsayılan, bilgili zannedilen bazı insanlar türbanı yasaklamak için birçok yasa çıkardıklarından sadece bu nedenle ÅŸimdi de karşı yasa çıkarılarak yasakların kaldırılması yoluna zorunlu olarak gidiliyor olabilir.
Ama sorun hayatın içinde kendiliÄŸinden çözülmediÄŸi takdirde bugün güçlü olanın bir yasa çıkaracağını yarın güçlü olacağın ise yarın baÅŸka yasa çıkaracağını söyleyenler ve bu durumun ülkeyi böleceÄŸinden korkanlar da haklılar.
Ben çözümün yasayla saÄŸlanmayacağını hayatın içinde kendiliÄŸinden çözüleceÄŸini, makul çözümün gündelik yaÅŸam içinde bulunacağını, çözüm yolunda zaten önemli adımlar atılmış olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Siyasetçiler, önemi kendinden menkul 'Rejim koruyucuları' iÅŸe burunlarını sokmadıkça Türkiye'de artık türban sorununun olmaması gerektiÄŸi yolunda insanların gönlünde çoktan konsensüs saÄŸlandığını düÅŸünüyorum.
İnanışlar ile ilgili sorunların hayatın içinde kendiliÄŸinden çözülmesi gayet tabii ki idealdir. Ancak bazen doÄŸru çözümlere ulaÅŸmak için sürece bazı müdahaleler de gerekebilir.
Ancak Türkiye'de bu tür doÄŸru müdahaleleri yapabilecek kapasitede insan maalesef pek yok. İnanışlar ile ilgili sorunlara doÄŸru çözüm yolunda müdahalelerin yapılabilmesi için kiÅŸinin en azından dünyadaki tartışmalardan haberdar olması gerekiyor.
Kendi dışa kaplı dünyalarında kendi mutlak doÄŸruları için mücadele edenler her müdahale giriÅŸimleriyle sorunu çözmek yerine daha da çözümsüz hale getiriyorlar.
Biraz okusalar, biraz düÅŸünseler doÄŸru davranış biçimini kolayca bulacaklar halbuki.
Bu yazı, ülkemizin siyasi ve sosyal gündemine tekrar sıcak bir ÅŸekilde gireceÄŸine inandığım bir meselede tutarlı düÅŸünce üretmek isteyenlere yardımcı olması için yazılmaktadır.
Tabii ki kimseye 'al doÄŸru düÅŸünce budur bunu söyle' diyecek halim ve arzum tabii ki yok ama en azından ben dünyadaki tartışmaları iyi takip ettiÄŸimden burada inanlara bu tartışmaları iyi aktarırsam belki bir iÅŸe yarar diye düÅŸünüyorum.
ATEİZM ÖLDÜ
Batı aleminde bir süredir, ateizmi savunan kitap ve yazıların sayısı çok arttı. Dine ve Tanrı'ya karşı düÅŸünceleri iÅŸleyen bu kitaplar özellikle Christopher Hitchens'ın kitabının çıkmasından sonra hayli popüler oldular. Batı aleminde örgütlü dine karşı belirgin bir tepkinin bulunması bu kitapların tartışılacağı ortamın oluÅŸmasını kolaylaÅŸtırdı.
Bu tür çalışmalar sadece dine saldırmakla kalmadığı gibi inanç kavramına da saldırdılar ve popüler olmalarının süresini kısaltan da bu oldu. Dindarlar bu tür kitapları yazanları fazla ciddiye alınmayacak sapkınlar olarak gördüler ve üzerinde fazla kafa yormadılar. İnanca önem veren insanlar iÅŸin peÅŸini öyle kolay bırakmadılar. Ateistlerin inanca saldırdıklarını ama yerine bir kavram da koyamadıklarını düÅŸünenler bunun ne olabileceÄŸi konusunda düÅŸünen çok sayıda yazı yazdılar.
Sadece dindar olmanın belirli kuralları kabul etmenin ateistlerin saldırısı karşısında kolaya kaçmak anlamına geleceÄŸini düÅŸünenler, ateistlerin yazılarında bazı önemli felsefi meselelerin de tartışmaya açıldığını, bunlara önem vermeyerek sorumluluktan kaçınılamayacağını düÅŸünen düÅŸünürler çıktılar ve bir arayışı baÅŸlattılar.
Halen sürmekte olan bu arayışta baÅŸlıca iki farklı eÄŸilim ortaya çıkacağı ÅŸimdiden belli oldu:
1- Bir tanesi Norman Mailer tarafından yazılmış olan 'Tanrı Üstüne' (On God) adlı kitapta ortaya konulan düÅŸüncedir.
Norman Mailer kendisinin dindar olmadığını ancak evrenin oluÅŸturucusu ve kurgulayanı olarak Tanrı'ya inandığını ve bu inanışının kabul görmesi ve kendisi tarafından engellenmeden yaÅŸanması için gereken ÅŸartların oluÅŸturulması için mücadele ettiÄŸini söylüyor.
Bu çok orijinal bir tavır deÄŸil tabii ki sadece Norman Mailer fikri popülerleÅŸtirmeye yaradı.
Tartışmaların gidiÅŸatı bir bu yönde.
DiÄŸeri ise ÅŸu:
2- Ateistler için din. Bu kavramı Alain de Botton ortaya attı ve hakkında yazıyor. Dine ve inanca karşı olması gereken ateistler için önerilen din adından baÅŸka hiçbir yönüyle dine benzemiyor.
İnsanların gündelik yaÅŸamları içinde kendilerini rahatlatmak için bazı ritüellere ihtiyaçları olduÄŸunu söyleyen Alain de Botton, ateistlerin bu ritüelleri ve bunların yapıldığı mekanları oluÅŸturabileceklerini ve isterlerse bu mekanları ziyaret edip bir tür meditasyon yapabilceklerini söylüyor. Alain de Botton aslında dindar olmayan inançları da bulunmayan insanların dini mekanları gezip görmeye özel önem verdikleri tespitinden yola çıkıyor. Bunun bir ihtiyaç olduÄŸunu ve ateistler için din önerisinin bu ihtiyacı dindar olmayanlar ve inancı da bulunmayanlar için karşılayacağını söylüyor. (Bir tür butik din olduÄŸu da söylenebilir bunun)
Tüm bu arayış zahmetine girmeden insanlar kendilerini bir dinin rahatlatıcı kucağına bıraksalar daha iyi olmaz mı diye sorabiliriz.
MODERN İNSAN SORGULAMAYI DURDURMUYOR
Gayet tabii ki olabilirdi ama modern insanın beyni soru sormadan, sorgulamadan duramıyor işte.
Biz sevsek de sevmesek de sorulacak bu tür sorular modern dünyada, Türkiye'de belki açıkça tartışılmıyor bu tür sorunlar ama kendilerine bir hayat tarzı seçiminde bulunmanın eÅŸiÄŸinde olan genç insanlarımız eminim ki bu tür soruları kendi kendilerine soruyorlardır.
Bugünün toplumunda Türkiye'de onlara cevabı bulmaları açısından pek yardımcı olabildiÄŸimiz de söylenemez.
Onlara sorulara cevap bulmaları ve kendi hayatları ilgili sorunları çözmeleri açısından yardımcı olabilecek çerçeveleri sunabilmemiz açısından tartışmaları bilmemiz gerekiyor.
21'inci yüzyılda inanç
Daha önce çeÅŸitli vesilelerle yazdım ben bu yüzyılın inancın güçleneceÄŸi bir yüzyıl olacağını düÅŸünüyorum. Dindarların sayısı elbette artacak da dindar olmayıp da bir tür inanca sahip olan insanların sayısı da artacak. EÄŸilim bu yönde. Bu gidiÅŸat birçok tartışmayı beraberinde getirecek, bu tartışmalara hiç girmeyen insanlar kendi hayatları açısından ve içinde yaÅŸadıkları toplumunda kaybettiÄŸini görecekler. DüÅŸünüp sorgulayan insan çok daha güçlü inanca sahip olur bu kesindir.
Beyaz Türklerin Hitchens travması
Christopher Hitchens 'God is Not Great How Religion Poisons Everthing' adlı kitabı Batı aleminde popüler olduÄŸu dönemde yurtdışına gidip dönen Türklerden bazıları bu kitaptan alır ve çok gizli bir ÅŸey yapıyormuÅŸ gibi davranarak bunu getirir ve marifetmiÅŸ gibi arkadaÅŸlarına gösterirlerdi. Bir ara Salman Rushdie'nin olay yaratan kitabıyla yaptıkları gibi davranıyorlardı yine. Oysa Hitchens'in kitabı yasak filan deÄŸildi. Üstelik Batı'da dindarlar arasında da çok tartışılıyordu ancak konulara yüzeysel yaklaÅŸan kafalar, neye karşı olduÄŸunu neden yana olduÄŸunu formüle etmekten aciz insanlar bu tür çocuksu davranışlarla bir iÅŸ yaptıklarına anne diyorlardı. O davranışları gördüÄŸüm zaman kendilerine 'Beyaz Türk' adını taktığımız zümreden ümidimi iyice kestim, onların çoÄŸu maalesef düÅŸünce tembeliler.