Normal insanlar açısından VOGUE Türkiye için Paris'te düzenlenen bir dizi etkinliÄŸe katılmak olaÄŸanüstü güzel bir deneyim olmuÅŸtur herhalde.
Fakat ben ne yazık normal değilim de, ben bunları yaşamadım, genel eğilimin dışında kaldım, farklılığımı ortaya koydum.
Woody Allen'ı bilirsiniz, hayatını takip etmediyseniz bile filmlerinden hakkında bir fikir sahibisinizdir.
Adamcağızın bir dizi takıntısı, fobisi, problemleri var. Bunları dibine kadar da özgürce yaşıyor. Fobi ve takıntı dipsomanisi de diyebiliriz buna.
Şimdi ikimizi yan yana koyun ve objektif, bilimsel bir karşılaştırma yapın.
Sonuçta Woody Allen'ın benim yanımda olaÄŸanüstü normal bir insan çıkacağına eminim.
Durumum bu kadar kadar kötü ve vahim yani.
Hafta sonundaki Paris gezim bendeki tüm potansiyel aksaklıkları tetikleyecek unsurlar içeriyordu.
Bir defa ben çok fazla güzel kadının bulunduÄŸu ortamlarda strese girerim.
Gayet tabii ki bu durumdaki bir insanın VOGUE dergisi etkinliÄŸi için moda haftasının sürmekte olduÄŸu Paris'e gitmesi katiyen akıllı bir iÅŸ deÄŸildi.
Akıllı bir davranış yapmam benden beklenmediÄŸi için eleÅŸtirilmekten korkmadan gittim oraya.
Ama acılarım uçak kalkmadan baÅŸladı.
DoÄŸuÅŸ Medya Grubu'nun davetlileri, Paris Moda Haftası'na katılabilecek diÄŸer insanlardan daha şık ve güzel görünmeye kararlıydılar.
Anlayacağınız etrafımda çok fazla sayıda şık ve güzel insan olmasından kaynaklanan klostrofobim alanda baÅŸladı, uçakta artarak sürdü ve Paris'te zirveye çıktı çünkü orada kafilemize ilave güzel kadınlar ve şık adamlar da katılmışlardı.
Bu gibi durumlarda bende klostrofobiden kaynaklanan çarpıntılar olur ama aynı zamanda bu tür grubun içinde sürekli göze batmaktan gelen rahatsızlık ve korku da var.
Bakmayın bazen çılgın, tuhaf yazılar yazdığıma, üzerine dikkatleri çekmekten korkan bir insanın yazmayı düÅŸünmeye bile korkacağı türde yazılar onlar.
Durumuma raÄŸmen o tür yazılar yazmayı sürdürmemin nedenini psikoloÄŸuma sordum. O bunu bendeki intihar arzusuna baÄŸladı.
İntihar arzumun yükseldiÄŸi günlerde yazılar yazdığımda odamdan dışarıya çıkmıyorum, insanlar beni unutuncaya kadar orada bekliyorum olup bitiyor.
Ancak Paris gezisinde saklanmam mümkün olmadı maalesef. Oralara gidip dönünceye kadar otel odasında saklanmak biraz tuhaf kaçacak diye düÅŸündüÄŸümden gruba katılıyordum zaman zaman.
Ben grupta en dikkat çeken insanı oluveriyordum. Çünkü o kadar şık ve güzel insanın arasında dışarıdan bakan her insanın dikkati benim üzerimde toplanıyordu.
Hatta defilede, bir adam karşıma dikildi. Yakın gözlüklerini takıp beni incelemeye baÅŸladı. Ne yaptığını sordum. Adam antropologmuÅŸ. Bugüne kadar sadece bilimsel kitaplarda gördüÄŸü türde bir çirkinliÄŸin ve orantısızlığın karşısında ilk kez canlı biçimde durduÄŸunu görünce heyecanlanıp, kendini tutamamış ve yanıma yaklaÅŸmış. Ben yaptıklarında bir sakınca görmediÄŸimi ama kendisinin güzel bir kadın olmasını çok daha tercih edeceÄŸimi ve güzel kadın olsaydı kendimi bilim adına kadavra olarak bile bağışlamayı düÅŸünebileceÄŸimi söyledim.
Sürekli meraklı bakışların üzerimde olması beni çok yordu gezi boyunca. Ayrıca anti-sosyalliÄŸim de var had safhada.
Bu hayatta bana en zor gelen iÅŸler listesi yapsam, ki bunu çoktan yaptım ve hayli kalın bir kitap çıktı ortaya. Listenin başında tanımadığım veya az tanıdığım insanlarla ayaküstü sohbet etmek listenin baÅŸ sıralarında yer alır. Bu gibi durumlarda daima had safhada paniklerim, ayrıca hiçbir insanı ilk görüÅŸümde hemen tanıyamıyorum. Hatta bir defasında halamı bile tanımamışım, umarım beynimle deÄŸil, sadece gözlerimle ilgilidir bu sorun.
KİMSE SELAMIMI ALMADI
Göz deyince bu gezide hiçbir insanın selamımı almadığını da söylemeliyim.
Çirkin ve orantısız olmama raÄŸmen mani-depresyonum nedeniyle bazen durup dururken çok coÅŸkulu da olabiliyorum. O durumlarda tanıdığımı sandığım bazı insanlara içimden gelerek coÅŸkulu selamlar verdim ama hiçbirisi kendilerine baktığımı anlamadılar. Åžaşılığım nedeniyle onlar benim kendilerine en azından beÅŸ metre saÄŸa veya sola baktığımı sanıyorlardı.
Kabul edersiniz ki durumu nedeniyle zaten yalnız yaşamaya mahkum olan benim gibi bir insanın bu hayatta arada bir verdiği selamı da kimsenin almaması hayli trajik bir gelişmedir.
İnsan kendini iyi tanımalıdır derim ben. Bunu daima derim de bunu hayatta hiç uygulayamadığımı da söylemem gerekiyor.
İNTİHAR GİBİ BİR KARAR
Bunun en büyük örneÄŸini pazar gecesi verdim. Gece Paris'te Hotel Crillon'da VOGUE-Türkiye'nin partisi vardı. Her ÅŸeye raÄŸmen büyük bir inatla bu partiye de gittim ve kendimi zerre kadar tanımadığım ortaya çıktı.
Kapının giriÅŸinden itibaren insanlar bana bakmaya baÅŸladılar. Herhalde Paris'te üstelik bir moda haftası zamanında benim tipimdeki bir insan herhalde Neanderthal dönemden bu yana görülmemiÅŸtir. Salonun kapısında VOGUE Türkiye'nin Yayın Yönetmeni Seda Domaniç'in şıklığını ve güzelliÄŸini gördüÄŸüm an oradan aslında hemen uzaklaÅŸmam gerekiyordu. Çünkü gecenin güzel kadınlar ablukası altında geçeceÄŸi belliydi ama yine de kaçma güdümü baskı altına aldım ve salona girdim.
Paris, Paris olalı beri böyle kalabalık bir toplantıyı belki sadece Fransız devriminin yıldönümü kutlandığı gece görmüÅŸtür. DoÄŸal olarak insanlar birbirleriyle ayaküstü sohbetler ediyorlardı.10 dakika sonra içimde bazı duygular kabarmaya baÅŸladı. İçerideki insanların beni toplu halde öldürmeye teÅŸebbüs edeceklerini düÅŸündüm. Salonun duvarları üzerime doÄŸru gelmeye baÅŸladı. Ayrılmak için izin istemem gereken insanların hepsi şık ve güzeldiler ama buna raÄŸmen tüm cesaretimi toplayıp onlara yaklaÅŸtım ve hem de konuÅŸmayı ben baÅŸlatarak hasta olduÄŸumu ve gitmem gerektiÄŸini söyledim ve otele döndüm.
Kaçışımdan sonra Anna Wintour davete katılmış. Hakkında daha önce çok yazı yazdığım Amerikan VOUGE'un yayın yönetmenini görme ÅŸansını hastalığım yüzünden kaçırdım.
Olsun buna da çok üzülmedim çünkü davetten önce Hüseyin ÇaÄŸlayan'ın defilesinin baÅŸlamasını beklerken Jonathan Winehouse ile tanışmıştım. Soyadından da anlaşılacağı üzere o patron. Bu gibi durumlarda ben daima patronla tanışmaya daha önem veririm.
BÜYÜK DÜÅžÜNEN PATRON
Ferit Åžahenk herhangi bir alanda büyük olmak için büyük düÅŸünmek gerektiÄŸini medya sektöründe de gösteriyor. Conde Nast ile anlaÅŸma, VOUGE dergisinin çıkarılması ve Paris'te verilen davet DoÄŸuÅŸ Medya Grubu'nun patron sayesinde ne kadar da büyük düÅŸünebildiÄŸini gösterdi bana. Tavırları ve profesyonellikleriyle beni hem gururlandırdılar hem de çok mutlu oldum.