Güneri Bey'i her gördüÄŸümde yaÅŸam stiliyle ilgili yeni bir karar almış olduÄŸunu fark ederim.
Bir insanın son derece sıkıcı ve tekdüze olan bu yaÅŸam ile ilgili durmadan yeni stil kararları almayı baÅŸarabilmesi, bana fantastik ve anlaşılamaz geliyor.
Nasıl yapıyor bilmem ama Güneri Bey bunu daima beceriyor.
Aslında bu tür kararları bazen ben de alıyorum, yaÅŸam stilim ile ilgili yeni atılımlar yapıyorum. Ancak benim kararlarım nedense hayatım açısından daima belirgin bir gerilemeyi ifade ediyor. Yani ben stilimi deÄŸiÅŸtirince ters evrime uÄŸruyorum.
Güneri Bey ise sürekli bir ilerleme sürecinde.
Bazen 'acaba bir yaÅŸam stili danışmanı mı var ki' diye de düÅŸünüyorum.
Çünkü sıkıcı olduÄŸu kadar aynı zamanda lüzumsuz derecede karmaşık da olan bu hayattaki bütün ilginç yenilikleri onun kendi başına bulup çıkarmasına imkan yok bence.
Vogue gezisinde Paris'te Güneri Bey bu kez de Kauffman vodkası olmadığı takdirde martini içmeyi reddediyordu.
Talep ettiÄŸi zaman Kauffman vodkası bulunmaması ihtimali ortaya çıktığında suratı bir hafta sonra öleceÄŸini öÄŸrenen bir hastanın surat ifadesine dönüÅŸüyordu.
Kauffman vodkası olmadan martini içmek zorunda kalmak ihtimali onun için dayanılması güç bir ıstırap olmalıydı, bu belliydi. Kauffman vodkası bulunmayan bir yaÅŸam onun açısından yaÅŸanılası bir ÅŸey deÄŸildi.
Bir de o vodkayı bir anlatışı var, öyle gusto doluydu ki, ben onu dinlerken o an orada Kauffman vodkasından bir pasta yapıldığını bilsem hiç düÅŸünmeden hepsini yerdim.
Biliyorsunuz zaten içmek için özel bir teÅŸvike ihtiyacım yok. Bir de üstüne üstlük bu gusto dolu anlatışlar eklendiÄŸinden sonuçta hayli martini içtim gezi boyunca.
RANA'NIN MÜTHİŞ ZAMANLAMASI
Hafif kafayı bulduÄŸum anlarda Rana mükemmel bir zamanlama ile arıyordu beni.
Çok tuhaf bir durum söz konusu burada. Telefonda sadece 'Alo' demekle yetinsem yine de o tek bir kelimeyle ne içtiÄŸimi, hangi markayı tercih ettiÄŸimi ve kaç bardak içtiÄŸimi doÄŸru olarak biliyor. Yakından tanımasam onun büyücü olduÄŸunu düÅŸüneceÄŸim.
Bu gezide ben her defasında Rana'ya 'Güneri Bey'in yüzünden oldu' diyerek iÅŸin içinden çıkmaya çalıştım. İlk aradığında bunu duyar duymaz bu sefer de Rana direkt olarak 'Nasıl kızlar güzel mi bari?' diye sordu. İlk defasında Paris'in genelini kastediyor sanıp 'Evet çok güzeller' diye cevap verdim. Bu cevabım tabii ki birçok lüzumsuz komplikasyona neden oldu. Daha sonraki konuÅŸmalarımızda, sadece baÅŸbaÅŸa içki içip sohbet ettiÄŸimizi, ayrıca Güneri Bey'in çapkınlık yaparken yalnız olmaktan hoÅŸlandığını anlattım. Galiba sonunda ikna olmuÅŸ olmalı ki Paris'teki son yarım günümüzde beni sadece 50 kez aramakla yetindi.
Otelden çıkmak için bekliyoruz. Güneri Bey 'Serdar haydi bir kadeh içelim' dedi. Dedim ya teÅŸvike pek ihtiyacım yok. O daha cümlesini tamamlamadan, ben barda masaya oturmuÅŸ ve martinileri ısmarlamış durumdaydım.
Fransızca bilmiyorsanız, Fransızlar ile iletiÅŸim kurmak imkansız. Hatta ana dili gibi Fransızca bilenler bile aynı iletiÅŸimsizlikten ÅŸikayet edebiliyorlar. Genel bir gerizekalılık söz konusu olmalı.
DüÅŸünsenize Four Seasons gibi enternasyonal müÅŸterisi olan bir oteldeyiz, eminim ki Åžanzelize'yi 'çamp il aysıs' diye söyleyen ebleh Amerikalılar da geliyordur bu otele. Barda garsona Chivas Regal istediÄŸimi İngilizce söyledim. Bu otelde makro bir kriz yarattı. Üst üste garsonlar gelip ne istediÄŸimi sordular ve ben hiç arzu etmediÄŸim halde bir dakika içinde üst üste beÅŸ kez Chivas Regal demek zorunda kaldım. Sonunda aralarında en zeki olarak gördükleri adamı yolladılar. O bana yine ne istediÄŸimi sordu. İlk önce öldüreyim mi diye düÅŸündüm ama otelde bulunan son akıllı garsonu da bari ben yok etmeyeyim diye tuttum kendimi. Altıncı kez Chivas Regal kelimelerini tekrarlamak zorunda kaldım. Garsonun bir anda göz bebeklerinde bir ışık belirdi ve bana 'Ohhh, Chivas Rögallö mü istiyorsunuz?' dedi. Bir dahaki seyahatimde bu adamı özellikle arayıp öldürmeliydim, bunu da not aldım.
Güneri Bey masaya gelmeden önce Kauffman vodkalı martinileri anlatmam bu kadar zor olmadı. Sadece tek bir söyleyiÅŸte sipariÅŸimi anlayarak olaÄŸanüstü bir sürpriz yaptılar. Kauffman vodka yok deselerdi, bu acı haberi ona nasıl vereceÄŸimi de bilmiyordum.
Bu Kauffman vodka hafif gibi geliyor insana, içimi çok yumuÅŸak ama buna kanarak hızlı ve çok içerseniz ya olduÄŸunuz yere düÅŸüp bayılırsınız ya da sonunda benim gibi olursunuz ve biraz sonra anlatacağım ÅŸeyler gelir başınıza.
Birinci kadehi bitirirken ben S.O.S vermek için 'Bundan bir kadeh daha içersem İstanbul'a gitmek için uçaÄŸa ihtiyacım kalmayacak, ben kendim uçup gideceÄŸim' dedim ve hemen ikinci bir kadeh daha ısmarladım. Otelden çıkılacaktı. İkinci kadehlerimizi biraz hızlı içtik bunun sonucunda ÅŸöyle ÅŸeyler oldu...
BİR TEK KENDİMİ KAYBETMEDİM
Havalimanında kontrollerden geçtikten sonra bekleme salonuna gidinceye kadar ilk önce pasaportumu sonra da paltomu kaybettim.
Allah'tan grubumuzda hayırsever kadınlar vardı da, onlar bunları bulup bana verdiler. Kauffman vodkası nedeniyle ben pasaportu kaybetmiÅŸ olmamın bile problem yaratmayacağını düÅŸünerek yürümemi sürdürüyordum, hayırsever kadınlar bana zor yetiÅŸti. Kendimi kaybetmek dışında hemen her ÅŸeyi kaybetmem haricinde baÅŸka absürd ÅŸeyler de oluyordu. ÖrneÄŸin kendime gerçekleÅŸtirilmesi imkansız hedefler koyuyordum.
Åžarap satılan dükkana girdik. Kendime o an dükkanda satılmakta olan kırmızı ÅŸarapların hepsinden birer ÅŸiÅŸe almak gibi bir hedef koydum. Bu da pasaportumun kaybolması gibi benim açımdan sorun yaratmayacak bir rutin durumdan ibaretti.
Sonunda arkadaşların uyarması sonucunda şişe sayısını az tuttum.
Dün bütün İstanbul'da çılgınlar gibi Kauffman vodkası aradım ama bulamadım. Bulsaydım dün akÅŸamı da hoÅŸ geçirecektim buna eminim.