Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Habeas Corpus kavramındaki Corpus ceset değildir

BaÅŸlığım biraz garip gelebilir, ilk bakışta haklı olabilirsiniz ama emin olun ki hepimizin hayatı açısından çok da önemli bir ilkeyi ifade ediyor bu baÅŸlık. Yazı bitmeden anlamını iyice açıklayabilmiÅŸ olacağımı sanıyorum.
Ben yazılara baÅŸlık seçerken doÄŸal olarak ilgi çekici ve yazıya okuyucu davet eden baÅŸlıklar seçerim ama bu defa istisna yapıyorum. Bugün yazının popülerliÄŸi ile alakalı deÄŸilim. Uzun zamandır vicdanımı sızlatan, ruhumu sıkıştıran, dünyanın neresinde olursam olayım, o gün ne yazıyorsam yazayım beynimin içindeki ses, ‘bunu yazmalısın’ diye beni uyarıyordu. Dolayısıyla artık tahammülüm kalmadı, artık ruhumdaki baskıya dayanamıyorum. Konuyu bugün yazacağım.
Habeas Corpus 1679 yılında İngiliz halkının ortak bildirisi olarak kaleme alınan Habeas Corpus bildirgesinden alınmış bir kavamdır. Latince olan bu kavram ‘vücudu göster’, ‘vücudun senindir’ demektir. Ve bu temelde tutuklunun karara itiraz hakkını güvence altına alan temel prensiptir. Mahkûma hapishanedeyken bile ceza ve infaz yöntemlerini sorgulamak hakkını getiren bu temel hukuk prensibinin ortaya çıkış tarihine tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum: 1679.  Bugün Avrupa İnsan Hakları SözleÅŸmesi’ndeki tutuklunun karara itiraz hakkını güvence altına alan maddeler bu prensibe göre belirlenmiÅŸtir. Tarihin eskiliÄŸine ÅŸaşırıyorsanız durun biraz daha da ÅŸaşıracaksınız. Habeas Corpus pensibinin formüle edilmesi MAGNA CARTA’ya dayanır. Büyük ferman anlamına gelen bu İngiliz belgesi 1215 yılında imzalanmıştır. İnsan haklarına önem veren hukuk prensiplerinin formüle edildiÄŸi bu belgenin gelin 39’uncu maddesini birlikte okuyalım:
  ‘Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir ÅŸekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak veya hapsedilmeyecek veya mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak veya kanun dışı ilan edilmeyecek veya sürgüne gönderilmeyecek veya hangi ÅŸekilde olursa olsun zarara uÄŸratılmayacaktır.’
 Bunu bugün Türkiye’de okurken ancak hayalimizi süsleyebilecek koÅŸullardan bahsedildiÄŸini düÅŸünebiliyoruz.
Oysa bu 800 yıl önce İngiltere’de ortaya çıktıktan sonra tüm medeni ülkelerin temel hak ve özgürlükleri belirleyen temel yasalarına yön vermiÅŸtir.
 Bugün İngiltere’ye demokrasinin beÅŸiÄŸi denilmesinin nedeni aslında bu Magna Carta ve Habeas Corpus bildirgeleridir.

MUSTAFA BALBAY

Bu yazıyı neden yazdığım malum. Uzun zamandır meslektaşım Mustafa Balbay’ın ‘Çocuklarım artık beni tanımıyor’ diye baÅŸlayan çığlıkları içimi yiyip bitiriyor. Onun hüküm giymeden sürmekte olan tutukluluk süresi bir yılı aÅŸtı. Bu gördüÄŸünüz gibi ortaçaÄŸlarda bile kabul edilebilecek bir durum deÄŸildi.
Ergenekon davası baÄŸlamında sadece Mustafa Balbay’ın deÄŸil, baÅŸkalarının da bu durumda olması ihtimali var. Ben, Balbay’ı tanıdığımdan ve çığlıklarını duyduÄŸumdan onu örnek veriyorum burada.
Sadece Ergenekon gibi toplumda çok tartışılan ve kamplaÅŸmaların yaÅŸandığı davalara ilgili deÄŸil bu durum. Hapishanelerimizdeki tutukluların durumu gerçekten vahim halde.
 Geçenlerde arkadaşım Sedat Ergin gerçekten her zaman olduÄŸu gibi son derece titiz bir gazetecilik örneÄŸi sergiledi ve hapishanelerdeki durumu yazdı. Beni ilk okuduÄŸumda çok etkilemiÅŸ olan o yazıdan alıntı yapacağım. Sedat Ergin ‘Aylin’in hayatından alınan 302 gün iade edilebilir mi?’ baÅŸlıklı yazısında, ilk önce terör örgütüne üye olduÄŸu gerekçesiyle tutuklanan ve 10 ay tutuklu kaldıktan sonra hâkim önüne çıkarıldığı ilk mahkemede tahliye edilen Vatan gazetesi internet editörü Aylin DuruoÄŸlu’nun yaÅŸadıklarını yazıyor ve ondan çalınan 302 günün telafisinin nasıl yapılacağını soruyor.
Bu soruyu vicdanı olan her insan sormalıdır bence ve Sedat sorusunu sorduktan sonra hapishanelerimizdeki vahim durumu gözler önüne seriyor: Barolar BirliÄŸi’nin verilerine göre Türkiye’de açılan 100 davadan 54’ünün, yani yarıdan fazlasının beraat ile sonuçlandığı bilinmektedir. Buradan hareketle Türkiye’deki her iki sanıktan birinin masum olduÄŸu sonucuna varabiliriz. Bu oran Avrupa’da yüzde 5 dolayındadır.

HAKLARINDA KARAR OLMADAN TUTUKLU OLAN BİNLERCE KİŞİ

Türkiye’deki cezaevlerinde 31 Ocak 2010 tarihi itibarıyla 117 bin 547 kiÅŸi bulunuyor. Bunlardan 55 bin 856 kiÅŸinin cezaları kesinleÅŸmiÅŸ durumda. Yani yaklaşık yarısı. Tam 19 bin 642 kiÅŸi ise hükmen tutuklu. Yani mahkûmiyet kararları temyizde olduÄŸu için kesinleÅŸmiÅŸ deÄŸil. Bu arada 41 bin 40 kiÅŸi ise tutuklu statüsünde; yani henüz haklarında verilmiÅŸ bir mahkeme kararı yok. Davaların yüzde 54’ü beraatle sonuçlandığına göre bu tutuklulardan yarısının yani en az 20 bin üzerinde insanın yargılama sürecinden masum çıkacağını tahmin edebiliriz.

VİCDANINIZ RAHAT OLABİLİR Mİ?

Vicdanınız tamamen ölmediyse bunun son derece vahim bir durum olduÄŸunu görebilirsiniz. Dolayısıyla sadece Mustafa Balbay deÄŸil, onun gibi birçok insan temel Magna Carta ve Habeas Corpus haklarından mahrum bırakılmaktadırlar. Onlar ne yazık ki ortaçaÄŸ koÅŸullarında muameleye tabi tutuluyor.

YASAL OLAN HER İŞ, ADİL OLMAYABİLİR

John Rawls tüm dünyada entelektüel fırtınalar yaratan ve adalet kavramına yaklaşımları belirleyen ‘Theory of Justice’ adlı kitabında Türkiye’deki bu durumun temel adalet kavramına nasıl tamamen zıt olduÄŸunu neredeyse matematiksel netlikle gösterir.
Habeas Corpus’taki vücut kavramına özel önem gösteren Michel Foucault  ‘Dicipline and Punishment’ adlı kitabında hapishanelerin adaleti saÄŸlama dışında nasıl da güç otoritelerinin insanları disipline etmek ve cezalandırmak araçlarına dönüÅŸtüklerini ortaya koyar.
Yasaların uygulanması ile adalet kavramı arasında farklılık vardır.
Bir iÅŸlemin yasal olması, o iÅŸlemde adaletin otomatikman saÄŸlandığını göstermez. Ben Ankara Hukuk Fakültesi’nde genç bir asistanken hocalarımızın bu farkı birinci sınıf öÄŸrencilerine anlatıklarını gördüm.
Ama şimdi nasıl olduysa bu temel ilkeler unutuldu, temel prensipler bir yana itilerek insanlara cezalar veriliyor.
Tutukluların koÅŸulları uyduÄŸu takdirde tutuksuz yargılanma hakları vardır. Yargılanmadan hapishanede uzun süre tutulursa, o zaman tutuldukları hapishaneler birer Guantanamo Cezaevi’ne dönüÅŸür. Orada biliyorsunuz Amerikalılar isimlerini bile gizli tuttukları insanları mahkemeye çıkarmadan ve ne kadar tutacaklarını da söylemeden hapiste tuttular ve Türkiye de dahil tüm dünyanın tepkisini çektiler. Kendi insanımıza, kendi ülkemizde de aynı hakları talep edelim ve tutuksuz yargılanma hakkını insanlara tanıyalım. Bence Mustafa Balbay’ın çocuklarına kavuÅŸması vakti çoktan geldi. Ha sonra yargılanır. EÄŸer hüküm giyerse o da ne kadar, hangi ÅŸartlarla yatacağını bilir halde haklarından emin olur, gider çeker cezasını. Ama ÅŸu anki durum bilin ki toplum vicdanında büyük yara açıyor.

TUTUKLULARI CESET HALİNE GETİRMEYİN

Habeas Corpus kavramındaki Corpus ‘vücut’ demektir. Bu ceset anlamına gelmez.  Adalet sistemimiz bunu hatırlasın ve sonunda beraat etme ihtimalleri bulunan insanların hapiste tutulmalarının onları ya gerçekten öldürüp ceset haline getirebileceÄŸini ya da onları manen öldürüp, ruhen cesede dönüÅŸtürebileceÄŸini görmelidir.



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3