AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2010-03-19
Gazetelerin geleceği üzerine düşünürken hepimiz gazetelerin içeriğinde neler olması gerektiği tartışıyoruz. O konuda benim tavrım net. Ben habere yoğunlaşılmasının bizi yanlışlara sürükleyeceğini bu köşede defalarca yazdım. Hepimizin üzerinde anlaşacağı 'olmazsa olmaz' türde haberlerin, nasıl yazılması gerektiği üstüne ise fazla yoğunlaşamadı maalesef bu tartışmalar.
Aslında bu çok önemli hatta hayati önemde bir konu. Sadece gazetelerin daha kaliteli içeriğe sahip olmalarıyla ilgili bir mesele değil bu.
Benim gördüğüm gazetecilerin çoğunda insanı hafife almak gibi bir alışkanlık var.
İnsanların istisnasız hepsinin çok karmaşık hayatları olduğunu, hiçbir hayatın hiçbir zaman tek boyutlu olmadığını, en rutin gelen şeyin bile çok katmanlı olduğunu gazeteciler tam anlamış değil.
İnsanın bu hayatta başına, kendisinin neden olmadığı, birçok sorun gelebilir.
Bizler ise attığımız başlıklarla, haberi ve yorumu yazış biçimimizle insanı ve olayları tek boyuta indirgiyoruz.
Her sıradan insan bir trajedi kahramanıdır
Bu sadece kanunları bilmememizden kaynaklanan bir yanlış değil.
Bizler aynı zamanda hayatı anlamaktan aciziz.
Ne kadar sıradan olursa olsun her insanın hayatını o insan bir trajedi kahramanıymış gibi ele almamızın gereği var.
Hiçbir insan doğuştan suçlu olmaz. Hayatta yaşadıkları onu öyle bir yöne itebilir ki bazen kendi kontrolü dışındaki olaylar sonucunda 'suçlu' konumuna düşebilir.
Bize ne kadar antipatik gelirse gelsin her suçlanan insanı bir trajedyaya yakışan duyarlılıkla ele alırsak ancak o zaman haberimizle, yorumumuzla hakkında hükümler getirdiğimiz olay hakkında doğruya en yakın gözlemlerde sadece o zaman bulunabiliriz.
Hayata dair konularda 'trajediye' uygun duyarlılık gösterilmesi konusunu ben ilk defa Alain de Botton'un 'Statü Endişesi' adlı kitabında okudum.
Bu duyarlılığı göstermediğimiz takdirde bu hayatın en trajik olaylarından bir tanesi olan suça ve suçluya ilişkin olayları tam olarak kavrayabilmemiz imkansızlaşır.
En acımsız katilin bile yaşamını tüm boyutlarıyla bilmezsek, onu anlamazsak ve evet empati yapmazsak neden o suçu işlediğini ve neden katil olduğunu anlayamayız.
Başlıklarımızda orada var olan suçun ve suçlananın vahşetini vurgularsak tanım gereği karmaşık olan hayatın en zor anlaşılan bir konusu hakkında yetersiz yorumlar yapmış oluruz.
Bu yaptıklarımız bizleri mahkeme yapılmadan bir insanı suçlu ilan etmeye veya soruşturması halen sürmekte olan bir olayda savcılığa soyunmaya ve zarar gören insanlar hakkında sempati yaratarak mahkemeye yön göstermeye kadar itebilir.
Bugün basındaki bu tavır, sadece adi olay olarak nitelendirilebilecek suçlarda değil, temelinde siyasi olarak nitelendirilebilecek olaylarda da bizi yanlışlara itiyor.
Bu sadece bugünle alakalı bir sorun da değil, eğer gazetelerimizde insanı ve insana dair her şeyi yadırgamadan ele alıp doğru bir şekilde anlatacaksak, hepimizin bugünkü eksiklerimizi görmemiz gerekiyor.
Truman Capote
YIllar önce büyük yazar Truman Capote bir eyalette işlenen kanlı bir cinayetten sonra zanlı olarak yakalanan ve idam istemiyle yargılanan iki kişinin hikayelerini merak etti ve yaşamakta olduğu New York'tan atladı uçağa ve olayın yaşandığı kasabaya gitti ve peşine düştü bu iki insanın hayatının.
Sonunda öyle hikayeler çıktı ki ortaya Capote herkesin nefret etmekte olduğu bu iki kişinin aslında masum olabileceklerini bile düşünmeye başladı.
Sonunda idam edildikleri gün arkalarından bir tek Truman Capote ağlıyordu.
Bu meşhur olayı anlatmamın nedeni biraz gazetecilere ders olsun diyedir.
Biz suçlanan insanları çok rahatça suçlu diye tanıtan yazılar, haberler yazabiliyoruz, başlıklarımız da böyle olabiliyor.
İster darbeyle suçlansın isterse de cinayetle olayın temelinde bulunan insanı iyi anladığımız takdirde olaya bakışımız da mutlaka değişecektir.
Türkiye'nin bugünkü bölünmüşlük ortamından kutulmamız için yazılarımızdaki insan duyarlılığını yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Bunu yaptığımız takdirde bugüne kadar o suçlu, tabii ki o yapmıştır diye yargılar getirdiğimiz insanların belki de onu yapmamış olabileceğini ve suçsuz olabileceğini de düşünmeye başlayacağız.
Biz gazeteciler olarak bugün bunu, suçsuz olduğu halde hapishanelerde yatmakta olan insanlara borçluyuz. Ülkeye bu duyarlılığı bir tek bizler verebiliriz.
Değişimi ilk önce kendimizden başlatacağız. Olayı suçlanan insanları ele alışımızda Truman Capote'nin gösterdiği hassasiyeti göstereceğiz, ya onun gibi 'Yeni gazetecilik' ekolünden yazılar yazacağız ya da insana dair her olaya sanki o bir trajedyaymış duyarlılığı ile yaklaşacağız.
Uzun dönemde bunun olabilmesi için gazeteciler için bir eğitim süreci önereceğim.
Muhabir olmak isteyen yazı yazmaya soyunacak her gazeteciden şu istenmeli;
SIRADAN BİR iNSAN SEÇECEKLER VE ONUN BİYOGRAFİSİNİ YAZACAKLAR. Ancak bunu başaran kişilerin gazetelerde yazmalarına izin verilmeli.
Çünkü iyi biyografilerin de bize gösterdiği yazarın hakkında yazdığı kişinin olumlu ve olumsuz her yönüyle ele almak zorunda kaldığıdır ve bazen olumsuz yanlarına rağmen hakkında yazdığı kişiyi sırf insan olduğu için seven biyografi yazarları da çıkmıştır.
Biyografi yazmak bizlere insanı ve hayatın karmaşıklığını ve bazen insanın kendinin hiç seçmediği olayların içine nasıl düşebildiğini öğretir.
Bu biyografiyi ünlü bir kişi hakkında değil de ismi bilinmeyen, tanınmayan bir kişi hakkında yazmak da meşhur olsun olmasın aslında her insanın hayatının önemli ve karmaşık olduğunu öğretecektir bize. Ondan sonra hiçbir insanın hayatını hafife alamayız.
Tavsiyem Alain de Botton'un 'Öp ve Anlat' adlı kitabını hemen alıp okumanızdır. Yazar orada hiçbirimizin tanımadığı bir kadının biyografisini yazıyor ve bunu yazarken kendisini de daha iyi tanımaya başlıyor.
Bir biyografin nasıl yazılması gerektiği konusunda vazgeçilmez kaynağım Boswell'in 'Dr. Samuel Johnson'un Yaşamı' adlı kitabıdır.
İyi biyografiyi anlayan ve insan yaşamlarına sanki hepsi birer trajedyaymışlar gibi yaklaşan gazeteciler hayatı hak ettiği karmaşıklığı içinde anlatabilirler. Bir tek onlar olayları ve insanı anlayabilir ve anlatabilirler.
Bu bugün Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi açısından atılabilecek en önemli adımlardan birisidir.