AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2010-03-19
Son zamanlarda hayli duygusallaştım. Gözüm pek kolay doluveriyor. Çocukluğumdan bu yana bilirim ki bu pek hoş bir gösterge değildir.
Çünkü ben çocukken bir Nuri Bey amcamız vardı. Hayli yaşlıydı, ileri yaşlarında ona bir haller olduydu. Acıklı bir hikâye duyduğu an ağlayıveriyordu. Ben de çocuk acımasızlığı içinde onun bu zayıfığını kullanırdım.
Ona sadece ‘bir çocuk vardı, annesi öldü ve çocuk öksüz kaldı’ demem yetip artıyordu hüngür hüngür ağlamasına.
Koskoca adamı bir cümleyle ağlatabilmek benim de çok hoşuma gidiyordu. Empati duygumun sıfır olduğu bir yaştaydım, diyelim ki Nuri Bey amca birçok insanla masaya oturdu değil mi? Havadan sudan konuşuyorlar. Ben durup dururken sanki ortaya anlatıyormuş gibi başlardım konuşmaya, ‘bir çocuk vardı, annesi öldü ve çocuk öksüz kaldı’ derdim ve biraz önce normal konuşmaların geldiği yerdeki adamın omuzlarını oynata oynata derinden hissederek ağladığını görürdüm.
Galiba çocukken yaptıklarımın bedelini ödemeye başladım. Galiba ben de artık bunamaya başladım çünkü inanılmaz derecede duygusal olmaya başladım. Örneğin oğlumu cuma günleri almaya gittiğimde, okulda bayrak töreni bahçede olduğunda, İstiklal Marşı’ndan sonra okul marşı okunduğunda daima gözlerim doluyor. Kendimi tutmasam hıçkırarak ağlayacağım. Bir keresinde okul marşımız çalınmaya başlayınca ben de çocuklara katılayım dedim ve 50 yıldır unutmadığım marşımızı onlarla söylemeye giriştim ancak daha ilk kelimede rezil oldum. TED Ankara Koleji Marşı ‘bozkırda yeşil bir yuva, bilgi yuvası’ diye başlardı. Ben tam var gücümle bozkırda diye bağırdığım an bütün çocuklar Beykoz’da dediler. Hani sesin yüksek olduğu bir salonda yüksek sesle terbiyesiz bir lafı karşıdakine söylemeye çalışan bir adam, salondaki diğer insanlar aniden sustuklarında ne hissediyorsa ben de aynen onu hissetim. Artık marşımızı yüksek sesle söylemiyorum sadece içim titriyor ve yıllar öncesine ait anılarla gelen duyguları da kimseye çaktırmadan yaşıyorum.
Tamam bu duygusallık normal diyorsanız başka durumlarda da gözlerim doluyor.
Geçen gün internet ortmında beni çok çok duygulandıran ve içimi buran bir kısa metrajlı film seyrettim. Bugün bunu sizinle paylaşmak istiyorum.
BABA OLMAK: KISA METRAJLI BİR FİLM
İzlediğim filmin başında yaşlı baba ile genç oğlu bir bahçede yan yana iskemlede oturuyorlar.
Yaşlı baba dala konmuş bir kuşu işaret edip oğluna ‘Bu ne?’ diye soruyor, genç adam gazetesini okumayı canı sıkılmış bir şekilde bırakıp onun bir saka kuşu olduğunu anlatıyor.
Yaşlı adam beş dakika sonra yine aynı kuşu başka bir daldayken işaret edip yine oğluna ‘Bu ne?’ diyor.
Genç adam bu kez biraz öfkeli bir şekilde gazetesini bırakıp yine öfkeli bir sesle babasına saka kuşu diye söyleniyor.
Üçüncü kez aynı soru gelince genç adam bu sefer sinirden patlayıveriyor, ‘Kaç defa söyleyeceğim sana neden anlamıyorsun o bir saka kuşu’ diye bağırıyor.
Yaşlı adam bir süre dalgın biçime oturuyor sonra ayağa kalkıyor ve eve doğru yavaş adımlarla gitmeye başlıyor. Oğlu arkasından ‘Nereye gidiyorsun şimdi de?’ diye sesleniyor ama baba onu dinlemiyor ve evine giriyor.
Bir süre sonra elinde küçük bir defter ile çıkıp geliyor. Oğlunun yanına oturuyor ve defterde bir sayfayı arayıp buluyor. Defteri oğluna uzatıyor ve sadece ‘Oku’ diyor. Genç adam artık sabırsızlandığını ve sinirlendiğini belli eden hareketler yapınca baba yine ‘Sadece oku’ diyor.
Genç adam sonunda bakıyor ki okumazsa bu işten kutuluşu olmayacak, yüksek sesle okumaya başlıyor.
“Sevgili hatıra defterim,
Bugün çok mutluyum. Bugün oğlum üç yaşına bastı. Onunla evimizin bahçesinde uzun süre yan yana oturduk. Oğlum bahçede bir kuşu göstererek ‘Baba bu ne?’ diye sordu. Ona uzun uzun anlattım ama buna rağmen aynı soruyu en az kırk kez tekrarladı. Ve ben hiç bıkmadan, hiç sıkılmadan ona her defasında cevap verdim. Bu güzel bir gün ve çok mutluyum.”
Genç adam kendisi üç yaşına girdiği gün babasının hatıra defterine düştüğü notu okumayı bitirince birden dağılıyor ve yaptığının babasını nasıl da derinen yaralayabileceğini fark ediyor ve kalkıp ona sarılıyor.
Birkaç kez seyrettim bu kısa filmi ve her defasında ben de sonunda dağılıyorum. İçimdeki babalık duygularını coşturuyor bu film ve elimde olmadan ağlıyorum.
Dedim ya son zamanlarda çok duygusallaştım ve kolay ağlamaya başladım.