AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2010-03-19

kategori2

AK Parti-MHP diyalektiği

Önce şunu bilelim: AK Parti içinde her çeşit demokratikleşme çalışmasına katkıda bulunan aydınların hiç de azımsanamayacak kısmı 'ülkücü kökenli'dir.

Siyasal Merkez'in sofistike ve komplike hareketleriyle paralel bir 'entelektüel sıçrama' yaşayan bu aydınlara, kendi partileri MHP yetişememişti.

Eşyanın tabiatı gereği.

Kurumlar, bireylerden daha yavaş gelişir.

Bu aydınlar da, birikimlerini yeni kurulan AK Parti içinde değerlendirme imkanı buldular.

AK Parti'nin entelektüel müktesebatı; 'dindar entüelektüel-liberal entelektüel ittifakı'na dayanıyor gibi görünse de...

Aslen, demokratikleşmiş bir ülkücü birikim ve demokratikleşmiş bir İslamcı birikimin oluşturduğu yeni zemindir.

Liberal aydınların bu ittifak içinde görülmelerinin tek nedeni, 'askeri darbe' konusu idi.

Askeri darbe geleneğinin ayrıştırılmasıyla birlikte, AK Parti'nin 'milli hassasiyetleri' liberal aydınların eleştiri alanına girmeye başladı.

Ve ayrım belirginleşti.

Seçimlere doğru yaklaşırken, AK Parti'nin 'milli hassasiyetler'i savunur söyleminin, demokratikleşme ile birlikte daha fazla ön plana çıktığını görmek sürpriz olmasın.

Keza hala değişmeye devam eden 'Yeni Siyasal Merkez'in birlikte işleyen iki ana dinamiği 'millilik' ve 'demokratikleşme' olarak görünüyor. 'Dışa açılma' evet, ama 'Avrupalaşma' bu yeni dinamikler arasında değil.

Entelektüellerini AK Parti'ye kaptıran MHP'nin ise artık bu analizi yapmış olduğunu düşünebiliriz.

Eğer, MHP, aynı zamanda hem millileşen ve hem de demokratikleşen merkezi hedefine koyacaksa; onun da demokratikleşmesini izleyeceğiz demektir.

Çünkü sadece 'millileşme' dinamiğini esas alıp, AK Parti ile 'milliyetçilik' yarışına girerse hızla marjinalleşebileceğini; önce entelektüellerini kaybettiği gibi, şimdi de seçmenlerini kaybedebileceğini keşfetmiş olmalı.

Demokratikleştiği oranda ise, ilk bakışta paradoks gibi görünse de, kendi dışındaki 'milli hassasiyetler' için de çekim merkezi oluşturabileceği açık.