AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2010-03-19

kategori2

Ermenileri geri göndermek!

Başbakanımızın ülkemizde kayıtdışı çalışan 100.000 Ermeni olduğu ifadesi ve diasporanın tavrına bir misilleme olarak, geliştirdiği yeni Ermeni açılımı(!), doğal olarak epeyce gürültü koparttı. Gazete köşelerinden verilen tepkilerin birçoğu kanımca çok da haklı olarak eleştirel nitelikteydi. Ben de bu eleştiri kervanına katılmak ve bazı gözlemlerimi aktarmak istiyorum müsaadenizle...

1- Dış politikada imparatorluk vizyonunu benimseyen ve eski Osmanlı coğrafyası üzerinde etki yaratmayı hedefleyen bir hükümetin başbakanı, bu denli dışlayıcı ve ötekileyici söylemler kullandığında tutarsızlık ortaya çıkar. Bir imparatorluk söylemi soy, inanç ya da dil merkezli sınırlayıcı koşullar oluşturularak kurgulanamaz. Bu modelde devlet, her şeyin ve tüm farklılıkların üzerindeki koruyucu, kollayıcı kabuktur. Zira politik proje olarak imparatorluk çekim merkezidir; geleni kucaklar ve ondan ayrılmak isteyenlerden çok daha fazla ona katılmak isteyenler bulunur; bkz. Amerika Birleşik Devletleri. Bu vizyonla politikasını şekillendiren devletler, düşman tasavvurlarını da ufak tefek devletçikler ya da etnik gruplar üzerinden değil, büyük mitler üzerinden kurgularlar. Bu nedenle büyük güçlerin düşmanı, yani öcüsü büyük olur. Türkiye'nin ise Ermenistan'ı, diasporayı ya da iş bulma kaygısıyla evini barkını terk edip ülkemize gelen Ermenileri düşman olarak algılaması, bizi ve hedeflerimizi küçültür. Türkiye'nin gerçek gücüne inananlar bilirler ki, bu ülkenin ne kimseyi gitmeyip kalması için ikna etmeye, ne de kimseyi kovup, gönderip kurtulmaya ihtiyacı yoktur. Akış merkeze doğru olmak durumundadır; merkez Türkiye'dir.

2- Ülkemizde çalışan Ermenilere karşı kullanılan bu söylem 'tehcir' olgusunun bir başka zihin dünyasındaki prototipidir. Bu nedenle içeride ve dışarıda yaratacağı psikolojik etki, eski travmaları canlandırarak bugün Türkiye aleyhine gelişen politik tavırları meşrulaştırıcı bir etki yaratabilir. Nitekim bu aralar görünüş şudur; Türk hükümeti istediği zaman sırf etnik aidiyeti nedeniyle bir grup insana farklı ve kötü muamele yapabilmektedir. Peki bu insanlar gitmemekte direnirse ne gibi çözümler gündeme gelecektir? Zorlama da düşünülmekte midir? Nereye kadar zorlanacaklardır? Kullanabileceğimiz politik enstrümanların sınırı nerede bitmektedir?

3- Ermeni diasporasının soykırımın tanınması konusunda dünya çapındaki etkileri bilinmektedir. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu'ndan sonra İsveç ve sıradaki diğerleri de bu konuda aleyhimize kararlar alabilirler. Peki bunun Ermenistan ile ya da ülkemizde kaçak çalışan Ermenilerle ilgisi nedir? İsveç'te alınan kararın ya da New York'ta, Paris'te lüks içinde yaşayan Ermenilerle bu zavallı insanların ne alakası vardır? Diasporaya dokunamayınca, dokunabildiğimize mi efelenmekteyizdir? Amacımız kendi aralarında zaten bölünmüş olan Ermenileri, onların tamamına düşman olmak suretiyle yapıştırmak ve birleştirmek midir? Bu tavrımız diasporanın Ermenistan'daki etkisini azaltır mı, güçlendirir mi? Soruyu diğer taraftan da soralım: Buradaki yoksul Ermenilerin durumu diasporanın umurunda mıdır? Yaptığımız tam da diasporanın arzu ettiği şey olmasın?

4- Başbakan Erdoğan'ın bu söylemi kullanması etik olmadığı gibi bugüne dek sergilediği imaj ile de tutarsızlık göstermektedir. Zira Tayyip Erdoğan bir imaj ve kimlik olarak AKP'nin lokomotifidir ve bu imajın en belirgin özelliği de içerisinde 'şefkat ve tehdit' unsurlarını birlikte barındırmasıdır. Başbakan boyu bosu ve tavırları ile hem babacanlığı hem de karşısında duranlar için potansiyel tehlikeyi birlikte simgelemektedir. Bu dengenin bozulması ise kendi kimliğini erozyona uğratacaktır. Son söylem, karışımın içerisindeki şefkat unsurunu yok eden bir tutumdur ve kanımca kendisine yakışmamışlığı bir tarafa, politik açıdan da yanlıştır.