Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Yalı gazeteciliği: Kanlıca

Uzanıp Hisar'ın ortasında bir taşa, gözünüzün yaşını Kanlıca'ya doğru yüzdürürseniz, hele bir de yanınızda 'bana lazım' dediğiniz bir kürek, bir kayık varsa kıpkırmızı, mütevazı ölçütlerde bir yalıya varırsınız. Kanlıca'da yalıyı görünce şaşırma! Fotoğraflarını ucundan da olsa 'Şarkı Söylemek Lazım' albümünün kartonetinde gördüğümüz Sezen Aksu'nun yalısı orası.

Kanlıca'daki o küçük kırmızı yalı, İstanbul'daki pek çok yalı gibi mesken dışında bir anlama sahip. Simgesel bir önemi var oranın. Işıklarının sabahlara kadar yandığı, Aksu'nun yakın arkadaşlarını, daha açık tabirle 'klanını' ağırladığı yer.

Pazar öğleden sonraları ana kraliçenin canı sıkılıyor diyelim, başta Emel çağrılıyor, birkaç sanatçı daha geliyor, beraber Scrabble oynuyorlar. Genellikle hep Sezen Aksu kazanıyor.

Bazı akşamlar, Sezen Aksu tanışmak istediği insanları ağırlıyor yalısında. Bir davet veriliyor, misafir ediliyorlar. Eşlik eden kadro genellikle değişmiyor. Giren çıkanı tahmin etmek güç değil. Meral Okay'ından Dilara Endican'a, yalının sabiti Yaşar Gaga'ya kadar şen şakrak geceler geçiriliyor orada.

Gerçi Sezen Aksu her zaman ev sahipliğiyle, misafirperverliğiyle bilinen bir isim. 90'lı yıllarda Ulus'taki villasında sabahlara kadar oturulur, eğlenilirdi. Uzay Heparı'yı böyle eğlenceli bir gecenin sonunda kaybetmiştik... O zamanlar bolca sanatçı, eski eşler, sevgililer, arkadaşlar eve çağrılır, beraber sabahlanılırdı. Terzisi, kuaförü de eksik olmazdı. Hatta doğumgünü kutlaması için herkesi davet etmiş bir kere, bakıyorlar, arıyorlar, kendisi ortada yok. Sonradan haber geliyor: 'Üst katta uyuyor.' Neymiş, o dostları yanındayken huzurlu uyurmuş.

80'lerde, Sezen Aksu'nun pipo içtiği yıllarda çevresi daha entelektüeldi. O zamanlar medya patronluğuna da oynamıştı zaten; ortak olduğu birkaç dergiyle. Ömer Madra, Enis Batur, Murat Belge, Onat Kutlar gibi isimlerle beraber takılırdı. 80'lerde Sezen'in dünyasının en önemli figürlerinden biri de Hıncal Uluç'tu şüphesiz. 'Sen Ağlama'yı hatta onun için yazmıştı. Zaten Aksu'nun basınla arası hiçbir zaman kötü olmadı. Kimi gazeteciler çok yakın arkadaşıydı, Ahmet Utlu'yla bir dönem evlendi bile... Bugün de basınla en iyi geçinen, basında en çok arkadaşı olan sanatçıların başında geliyor.

Hatta eski aşkı Onno Tunç'un kızı bugün Radikal gazetesinin yayın yönetmeniyle evli. Aksu, Radikal'de hep ağırlandığı, konserleri hakkında övgüler dolu yazılar yazıldığı gibi bir günlüğüne yayın yönetmenliğini de yapmıştı.

Ne tesadüf ki, müstear isimle Aksu'ya sözler yazan Yıldırım Türker de Radikal'in bir yazarı, şakşakçı korosundan. Tıpkı konserlere davet edilip, eşiyle ağırlanan, ağırlandığı herkes hakkında övgülerini esirgemeyen Çintay gibi.

Sesi gidince de Ahmet Altan ona bir kitap önermiş, Sevin Okyay çevirmişti...

İşin tuhafı, bu basın Ajda Pekkan'ın dudağının düştüğünden Hülya Avşar'ın selülitlerine kadar herkesle ilgili en belaltı, en çirkef saldırıları yazdı, ekrana taşıdı. Ama bugüne bugün Sezen Aksu'yla ilgili olumsuz pek az şeye rastladık, ya da hiç rastlamadık gazetelerde.

Aksu da bunun böyle olması için çaba gösterdi galiba. 90'larda, 'Işık Doğudan Yükselir'in promosyonu için kapı kapı gezip Ertuğrul Özkök'ten Ali Kırca'ya önemli basın figürlerine albümünü dinletmişti. Zafer Mutlu'nun en zor gününde sabahlara kadar yanındaydı, destek olmuştu; kolay unutulur bir fedakarlık değildi.

Ama karşılığını da aldı. Kurduğu dostluklar ona yol-su-elektrik, koruma-kollama olarak döndü. Hakkında bir muhabir olumsuz bir şey yazsa, arayıp telefonda tavladı mesela. Yıllarca şarkılarıyla hüzünlenen genç gazeteciler de buna kandı.

Bir tek kişiyle arayı bozdu: Yıllarca ona hazine arazisi boyutunda övgüler düzen Hıncal Uluç'un iyi niyetli bir eleştirisi karşısında ünlü gazeteciyi hedef gösterdi, saldırdı, yılları bir çırpıda yok sayıp düşman belledi. Bu, Sezen Aksu'nun dostluklarının 'niyeti' hakkında da ipucu verici değil mi?

En tuhafı, Sezen Aksu dendiğinde bir insandan değil, bir cemaatten, masonik bir örgütlenmeden söz ediliyor oluşu. Adı da belli olmayan, neye hizmet ettikleri anlaşılmayan bir masonik klan bu: Yalı kardeşliği, demek uygun kaçar mı?

Bu klanın parçaları arasında gazeteciler de var; olabilir elbette. Gazeteci her yere gider, herkesle görüşebilir, herkesle temas kurabilir. Kurabilmeli de, bu mesleğin şartlarından. Ama eğer o yalıya gitmek gazeteciliğin dışarıda bırakılacağı anlamına geliyorsa, 'Sezen Aksu'ya dokunmayalım' talimatları gazetelerde, televizyon kanallarında uçuşuyorsa kaygılanmamak elde değil.

Yalı gazeteciliğinin siyasette de, magazinde de tehlikesi budur işte. Yalıya misafir olan gazeteci oranın kendisine ait olmadığının ayırdına varamıyor sanki. Uzanıp Kanlıca'nın orta yerinde bir taşa, gözünün yaşını Hisar'a bir daha, bir daha ve bir daha yüzdürmek, oraya tekrar davet edilmek, o çok konuşulan masonik cemaatin parçası olabilmek için belki de -kim bilir- mesleki kimliklerini olduklarını bile unutabiliyorlar.

Sonuçta Sezen Aksu çekici bir kadın. Şarkıları bu ülkede yaşayan herkesin hayatında illa ki yer etmiştir, ona diyecek hiçbir sözümüz yok. Tanıyanlar onun kişisel aura'sından, çekim gücünden de bahsediyorlar.

Ancak gazetecinin yapması gereken bütün ilişkilerini karşısındakinin çekiminden soyutlayarak kurması. Mesleki zorunluluk bu. Unutmayalım, benzer şekilde yalısı olan sarışın güzel bir kadına düzülen övgüler ve basın desteği yüzünden ne zararlar oluştu...

Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3