Almanya'nın başını çektiği kimi ülkeler, kısa vadede günü kurtarmak için açtıkları para musluklarını kısmaya başladılar. Çünkü ufukta görünmeye başlayan enflasyon tehlikesini hesaba katmadan istikrarı sürdüremeyeceklerini biliyorlar. Buna karşın ekonomik durgunluğun aşılamadığı bir ortamda faiz oranlarını yukarı çekmek de pek mümkün görünmüyor. Peki nasıl oluyor da bir yandan ekonomik durgunluk devam ederken, enflasyon riski ortaya çıkıyor? Bu noktada, çok uluslu sermaye ve fonların küresel ölçekteki spekülatif para kazanma faaliyetlerinin önem arz ettiğini düşünüyorum.
Hatırlarsınız bir ara pirinç fiyatları jet hızıyla yükseliyordu, bir ara petrol uçtu, bir ara da altın... Birdenbire insanların sütlaç ve pilav talebi mi patlamıştı da pirincin fiyatı bu denli yükselmişti ya da sanayi üretimi çok mu arttı da petrolün fiyatı uçuşa geçti? Tüm bu soruların cevabı 'hayır'. Peki, bu ürünlerin arzında olağanüstü düşüşler mi yaşanmıştı? Cevap yine 'hayır'. İktisat teorisine göre bu keskin fiyat artışlarını açıklamak için geriye iki ihtimal kalıyor. Ya tamamlayıcı veya ikame malların fiyatlarında olağanüstü değişimler talepte bir kaymaya neden oluyor ya da gelirde olağanüstü bir artış olması lazım. Ama bu saydığımız ürünler açısından bu durumlardan hiçbiri yaşanmamıştı.
Bu fiyat artışlarının sebeplerini başka bir yerde aramak gerekiyor; kontrolsüz kapitalizm. Büyük sayıların kuralı, tam rekabetin zamanla bozulması ve kar güdüsü. Yerel veya küresel ölçekte kamu yararını koruyan etkin denetim ve gözetim mekanizmaları yoksa işleri daha kolaydır. Büyük oyuncu piyasaya girer ve malı toplar, elinde yeterince mal olunca 'fiyat bu' der; 'isteyen alır, isteyen almaz'. Pirinç veya et gibi ürünler bu tür bir mekanizma için uygundur. Şu aralar kırmızı et fiyatındaki olağanüstü artışın arkasında böyle bir sebep olabilir. Bazen de büyük oyuncu alışa geçince fiyat kendiliğinden yükselmeye başlar ve fiyatın yükseldiğini gören küçük oyuncular da onun peşine katılarak istediği şeyin gerçekleşmesine yardımcı olur. Borsadaki kağıtlar, emlak, altın gibi ürünler bu mekanizmaya uygundur.
İşte bu yüzden çok sayıda küçük oyuncunun olduğu ve sermayenin tabana yayıldığı piyasalar, tüketici açısından daha olumludur. Oyuncular küçük olduğundan kimsenin fiyat üzerinde tek başına bir etkisi olamaz. Bu da spekülasyon, manipülasyon gibi dengeleri bozan ve fiyatlandırmanın eksik veya fazla yapılmasına neden olan mekanizmaları devre dışı bırakır. Ayrıca bazı ürünler doğaları gereği tam rekabet piyasalarına uygun değildir. Örneğin, üretimi ve dağıtımı çok büyük bir sermaye isteyen elektrik, doğalgaz gibi ürünler. İşte bu tür durumlarda fiyatlara bazı araçlarla müdahale ederek, gerek üreticilerin gerekse tüketicilerin mağdur olmasını engelleyecek bir kamu otoritesine ihtiyaç vardır.
Örneğin Çin'in büyüme hızı doğal olarak tüketim ve talep potansiyeli yüksek bir üst sınıf yarattı. Tabii ki uluslararası sermaye bu durumu fırsat bilerek Çin'de emlak piyasasına girdi. Emlak fiyatları yükselmeye ve bir balon oluşmaya başladı. Fakat Çin hükümeti bu balonu erken fark etti ve kimi politika araçlarıyla (vergi artışı, mülk almak için en az iki yıl öğrenim ve ikamet şartı gibi) balonu şişmeden indirdi. Neticede emlak fiyatları tekrar rayına oturdu. Eğer ABD'de benzer önlemler zamanında alınmış olsa idi, belki de bu küresel kriz ortaya çıkmayacaktı.
Sonuç olarak piyasaların aşırı derecede müdahale altında olduğu bir sistemi veya insanları tembelliğe iten bir devlet kapitalizmini (ki sosyalizm adı altında yutturulan buydu) savunmuyorum. Ama her şeyin büyük oyuncuların insafına bırakıldığı pür liberal sistemlerin yol açtığı sorunlar da ortada...