AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2010-03-26

kategori2

Anayasa paketi: Bindik bir alamete...

Köşemden beni düzenli izleyenler bilirler. Körü körüne hükümet karşıtlığı da hükümet taraftarlığı da yapmam. Doğru gördüğüme doğru, yanlış bulduğuma yanlış demeye ve olaylara objektif bakmaya çalışırım.
Yeni anayasa değişikliği paketine hem vatandaş, hem hukukçu ve hem de akademisyen sıfatıyla baktığımda gördüğüm tablo şu:
Ülkenin 'yargı sorunsalını' çözmek yerine daha da ağırlaştıracak bir paket. Bana göre paketin bu haliyle HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ne ilişkin hükümlerinin Anayasa Mahkemesi'nden dönmemesi mucize olur.
Pakette 'sağduyu' yerine, bir tür 'öç alma', 'haddini bildirme' ve 'meydan okuma' hissiyatı hakim gibi.
Yargının size karşı ön yargılı olduğunu düşünebilirsiniz. Ben de yargının bazen AKP'ye karşı ön yargılı davrandığını, bazı davalarda hukukilik kaygısıyla değil, 'hükümete gol atma' niyetiyle hareket edebildiğini düşünüyorum. Anayasa Mahkemesi'nin '367' kararı, Danıştay 8. Dairesi'nin 'katsayı' kararları bence buna örnek.
Ama el insaf! Bu sorunu düzeltmenin yolu yargıyı kendi kontrolünüze almak mıdır? 'Yargı bize ön yargılı, o halde yargının direksiyonuna bizden adamları getirelim' çözümü adil midir? Varsayalım bu yargı 'CHP'nin yargısı'. Aynı yargıyı bu kez 'AKP'nin yargısı' haline getirince doğru iş mi yapılacak? Yargı size ön yargılı ise, çözüm noktasını 'yargıyı daha objektif ve tarafsız hale nasıl getirebiliriz' kaygısında aramak daha doğru değil mi? İnce 'hukuk mühendisliği' ile HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nde 'sizden adamları' çoğunluğa getirme hesapları bu sorunu hakkaniyetle çözer mi?

MEMURA 'TOPLU SÖZLEŞME'
Yeni paketteki en doğru bulduğum hükümlerden biri, memura toplu sözleşme hakkı vermek ama 'grev hakkı' tanımamak. Temel kamu hizmetlerinin yönetim ve denetim konumunda olanlar grev yaparsa kamu hizmetleri aksar. Toplumda kaos çıkar. 'Grevsiz toplu sözleşme ne işe yarar?' demeyin. Memurların ülke çapında yaptığı grev dışındaki toplu eylemlerin iktidarı toplu sözleşme yapmaya zorlayıcı etkisini göz ardı etmemek gerek. Öncesinde hiç olmayan bu toplu sözleşme hakkı yine de önemli bir kazanım.

REFERANDUMA İLİŞKİN 'HUKUKİ MUAMMA'
Anayasa paketinin yürürlük maddesi, 'Bu kanun... halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır' diyor. İşte size bir uzmanlık sorusu: Bu hükmü, 'Paketteki bir madde dahi halkoyuna sunulsa sandığa tüm paket getirilerek tamamı beraber oylatılacak' diye mi, yoksa, 'Paketin tamamı değil de, Cumhurbaşkanı'nın halkoyuna sunduğu maddeler birlikte oylatılacak' şeklinde mi anlamak gerekir?
Bence doğrusu ikinci yorum. Eğer paketin tamamı son oylamada üçte ikinin üstünde oy alırsa, cumhurbaşkanı paketteki bazı maddeleri halkoyuna sunup bazılarını sunmayabilir. Aksi halde anayasa ile cumhurbaşkanına halkoyuna sunup sunmama konusunda verilen takdir hakkının hiçbir anlamı kalmaz. Nitekim 2001 yılındaki kapsamlı anayasa değişikliğinde de aynı yürürlük maddesi bulunmasına karşın, A.N. Sezer son oylamada tümü üçte ikiden fazla oy alan paketten milletvekili maaşlarına ilişkin sadece bir hükmü halkoyuna sunmaya karar vermişti.
Bu arada, halkoyunun zorunlu mu yoksa ihtiyari mi olacağının belirlenmesinde uygulamada kıstas alınan, her bir maddenin aldığı oy değil, kanunun bütününün son oylamada aldığı oy oranı. Geçici m.15'in kaldırılması gibi bazı maddeler 367'nin üzerinde oy alsa dahi, son oylamada kanunun tamamı 367'nin altında (beşte üç ila üçte iki arasında) kalırsa paketin tamamı zorunlu olarak halkoyuna gidecek. Her ne kadar bu durumda madde bazında verilen oylar boşa gitmiş gibi olsa da uygulama bu. (Değerli hocam anayasa hukukçusu Prof. Erdal Onar'a teşekkürler.)