AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2010-03-26
Siyasi analistlerin çoğu 'Anayasa Referandumu' konusunu CHP ile AK Parti arasında bir rekabet olarak değerlendiriyor.
Ben işlemin, AK Parti ile diğer partiler arasında olduğu, CHP'nin ise kenarda durduğu kanaatindeyim.
Uzlaşmaz tutumuyla CHP, kendi tabanını koruyabilir.
Ancak, BDP'- den MHP'ye, oradan SP ve BBP'ye kadar diğer partilerin tabanlarının 'Anayasa Değişikliği'ni desteklemek için çok çeşitli sebepleri var.
Bu da, olası bir referandumun AK Parti saflarına BDP, MHP, BBP ve SP'den seçmen taşıyacağına, bu oyların bir kısmının seçimde de AK Parti'de kalabileceğine işaret ediyor.
Mağdem değişimin tek temsilcisi olarak AK Parti yalnız bırakılıyor; değişim talep eden çoğunluğa da AK Parti'den başka desteklenecek alternatif kalmıyor.
Oy oranını korumak maksadıyla bu diyalektikte pozisyonunu koruyan CHP'nin ise kazançlı çıkacağını söylemek çok zor.
Belki oy oranını koruyabilir ama rakibinin güçlenmesine seyirci kalması, 'AK Parti'nin yüzde 50'leri bulan bir oy almasına razı olarak ana muhalefet olmak' anlamına gelmiyor mu?
Bu denklem devam eder, bu siyasal partilerin herhangi birinin yönetimi 'AK Parti ile tematik bazlarda ittifak yapma'nın aslında muhalefet yapmak olduğunu keşfedemezse, meclisteki mevcut aritmetiğin seçim sonrasında da aynen süreceğini tahmin edebiliriz.
Toplumun kahir ekseriyetinin 'değişim' talep ettiği bir dönemde; değişimin tek temsilcisini, değişim taleplerine itiraz ederek veya kayıtsız kalarak yenmek mümkün müdür?