AKŞAM GAZETESİ | Nedim Atilla | 2010-04-03
Bu yazın da en hoş tatil beldelerinden biri yine Alaçatı olacak gibi... Yeni açılan mekanlar ve artık klasikleşen markalarıyla Alaçatı, sezonu açtı bile.
Alaçatı'dan yaza merhaba!
Sakız ve lavanta kokan serin ve eski taş evlerin korunduğu şirin bir kasabadır öncelikle burası. Alaçatı'da bulunduğunuz mekanlar da eski birer taş evden başka bir şey değildir zaten. Alaçatı 'Küçük güzeldir' diyenlerin, rüzgarın her çeşidini bilenlerin, sakız ağaçlarını sevenlerin yeridir... Toprağında zeytinin ve üzümün en bereketlisi, anasonun en güzeli, bademin en lezzetlisi, armudun en kokulusu, lavantanın en moru yetişir.
Arnavut kaldırımlı daracık sokakları, cumbalı evleri, yel değirmenleri, dokusu hiç bozulmamış hali ile Alaçatı, bugün de tarih kokar ve kentsel SİT ilan edilmiştir. Tarihin babası Bodrumlu hemşerimiz Herodotos'un 'İonia'nın Dördüncü Bölgesi' diye tanımladığı İon kentlerinden Chios (Sakız Adası) ile Erythrai'nin tam ortasında bir yerde kurulmuştur Alaçatı; o zamanki adıyla küçücük bir liman köyü olan Agrilia...
Alaçatı'ya 1800'lü yıllarda, çevresindeki bataklıkları kurutmak ve liman yapımında çalıştırılmak üzere adalardan Rum işçiler getirilmiş. Daha sonra farklı milletlerden göçmenler de gelmiş yöreye. Hepsi zaman içinde terk edip gitmiş buraları, ama yaşam tarzları kalmış geriye; hüzünleri, türküleri, aşk öyküleri gizlenmiş taş duvarların arasına... Bir de yeni yıkanmış avlularda mis gibi yemeklerin kokusu kalmış.
20 yıl önce sadece küçük bir tütüncü köyü olan Alaçatı, şimdi ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden biri, denizden yaklaşık 2-3 kilometre içerde olmasına rağmen... Bilinçli insanların elinde gün geçtikçe daha da değerleniyor; bozulmuyor, korunuyor.
Alaçatı'nın en ayrıcalıklı yanı ise, uzun yıllardır sörfçülerin cenneti olması ve dünyanın rüzgar sörfü açısından en özel yerlerinden biri olarak kabul edilmesi... Alaçatı koyuna tepeden baktığınızda hareketliliği hemen fark edersiniz. Rüzgar sörfü yapan çok sayıda sporcu, buranın iki renkli denizinde adeta dans eder... Sörf meraklılarının 15 yıl önce keşfettiği Alaçatı ve sahilleri, bugün sadece deniz, kum ve güneşten yararlanmak isteyenlerin değil, şık ve huzurlu ortamlarda konaklamak, gürültüden uzak kafa dinlemek, yöreye özgü lezzetleri tatmak isteyen tatilcilerin de gözdesidir.
Bir yanıyla da kadınlar şehridir Alaçatı, açılan mekanların yarıdan fazlası kadınlar tarafından işletilir. Kadın eli değmiş her şey gibi güzeldir dükkanları, otelleri, lokantaları, kahveleri...
ALAÇATI'NIN YENİLERİ Cafe de Paris
Bu yaz Alaçatı'da yeni işletmeler dikkati çekiyor yine bunlardan ilki Cafe De Paris... Alaçatı'nın ismiyle özdeşleşmiş mekanlarından biri olan Sakızlıhan'ın bir bölümü, 2009 sezonundan itibaren, dünyanın en önemli yeme içme markalarından biri olan Cafe De Paris'ye ayrıldı... Cafe de Paris'nin dünyanın hemen her yerinde geçerli olan mönüsü Alaçatı'ya taşınmış durumda. Salata-özel soslu bonfile ve sınırsız patates kızartmasından oluşan mönüsü, birbirinden seçme peynir tabakları ve özel tatlıları ile Alaçatı'nın zengin yeme-içme alternatiflerine yeni ama tanıdık bir tat getirmiş.
Cafe de Paris'nin kavı da çok iyi... Çok çeşitli yerli ve yabancı ödüllü şaraplardan oluşan geniş bir kav meraklıları bekliyor. Sıcak Alaçatı gecelerini serinletecek özel kokteyller ve bahçedeki bar, Alaçatı'nın ruhuna uygun bir mekanda uygun içecekleri sunuyor. Cafe de Paris'in yöneticileri 'şanslıysanız' diyorlar, 'çok özel günlerde kendi damak tadımıza uygun olarak birbirinden farklı ülke lezzetlerini denediğimiz 'Sakızlıhan özel mönüsü'nü de tadabilirsiniz'...
MARİA'NIN YERİ
İstanbullu yemek meraklılarının yakından tanıdığı bir isim Maria Ekmekçioğlu. Önce Etiler'de, ardından da Küçükyalı'da Maria'nın Bahçesi'nde konuklarını ağırlayan Maria, bu yaz bahçesini Alaçatı'da eski bir taş evde açtı... 'Ege'nin Gurmesi' olarak İstanbul'da tanınan Maria, şimdi Ege'de... Mönüde, karşıdaki Sakız veya Samos adalarında bulabileceğiniz güzellikte deniz ürünleri, sebze yemekleri bulunuyor.
Peki, başka kimler var Alaçatı'da bu yaz? Kimler yok ki... Babylon; programını Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Kenan Doğulu gibi popüler isimlerle zirveye taşırken, İstanbul'un çok popüler mekanları, Otto, Sefahathane ve Dükkan, bu yaz Alaçatı'da...
Alaçatı 'klasikleri' de yerlerini koruyorlar elbette... Lavanta, 'marangozhane'si ile karşımızda duruyor. Köşekahve, Ortakahve aynı kıvamda; Galatasaraylıların son kasaba kahvesi de 'asrileşti'... Agrilia galiba bu yıl son kez eski yerinde, gelecek yıl yeni yerine taşınacak. Tuval, Konak Pier'deki işletmeyi yaz nedeniyle kapatıp Alaçatı'ya taşındı. Galiba lezzetleri korumak için en iyi yöntem bu... Alaçatı'ya gelen herkese söylediğimizi bu yıl da yineliyoruz: Evet, Alaçatı'dasınız! Tadını çıkarmaya bakın...
MİDYELİ PİLAV
Bugün size Maria Bahçesi'nden bir yemek sunuyorum...
Malzemeler: 8 adet kabuk midye, 3 büyük soğan, 3 çay bardağı pirinç, yarım kg. iç midye, 1 çay bardağı zeytinyağı, yarım demet dereotu, yarım demet taze nane, yarım demet maydanoz, tuz, karabiber, 1 çay kaşığı yeni bahar, yarım çay bardağı kuru üzüm, yarım çay bardağı dolmalık fıstık
Hazırlanışı: Soğanları piyaz tarzı kesip yarım bardak zeytinyağında hafif ateşte döndürün. Daha sonra yıkanmış pirinci 1 çay bardağı su ile ilave edin. İyice yıkadıktan sonra midyeleri de ekleyin. Pirinç şişmeye başladığında kabukları da atın. Tahta kaşıkla pirincin kabukların içine girmesini sağlayın. Sonra ince kıyım taze nane, maydanoz, dereotu, tuz, karabiber, kuş üzümü ve dolmalık fıstığı da ekleyerek pirinç pişene kadar kaynatın.