AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2010-04-21

kategori2

Şiddet hiçbirimize lazım değil

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları notumuzu artırınca, ülke olarak kalkındığımızı zannettik. Oysa onlar Hazinemizin borcunu ödeyebilme kapasitesine not vermişlerdi. Aklı ve algısı karışan vatandaşıma soruyorlar: Ülkede gidişi nasıl görüyorsun? Çok iyi diyor. Peki, senin işlerin nasıl gidiyor diye sorulunca, kötü cevabını veriyor. Ekonomi bilimi bir yönüyle gözleme dayanır: Ülkemde işsizlik tırmanışını sürdürürken; çoğu eğitimli her dört gençten biri işsiz ve her dört kadından sadece biri çalışıyor. Öyleyse işler kimin için iyi gidiyor? Bugün vatandaşın temel, yaşamsal sorunlarına çare aramak yerine siyasi egemenlik, gerilim ve güç kavgası veriliyor.
İki hafta önceki yazımda, iktidarın gerilim stratejisinin kötü sonuçları olabileceğini yazmıştım. Önce Van'da CHP lideri Sayın Baykal saldırıya uğradı, iktidar önemsemedi, ta ki tepkiler yükselene ve fotoğraflarla saldırganlar kanıtlanana kadar. Sonra Sayın Ahmet Türk, Samsun'da saldırıya uğradı. Hükümet belkide 'Sıra bana gelecek' korkusuyla bu kez tepki gösterdi, en azından saldırıyı kınadı. Ve korktukları başlarına da geldi, üstelik de Kayseri'de. Sanayi Bakanı bir şehit cenazesinde yumruklu saldırıya uğradı.
1940'ların Almanya'sında yaşanmış gerçek bir olayı, bir papazın öyküsünü hatırlattı bu süreç bana. Gaz odasına gönderilen papaz derki: Naziler ilk geldiğinde önce Yahudileri temizlediler, ben sesimi çıkarmadım. Ne de olsa Yahudi değildim. Sonra sıra Komünistlere geldi. Onları temizlediler, ben yine bana ne dedim; nihayetinde Komünist de değildim. Sonra Sosyalistler gitti. Bana ne canım, ben Sosyalist miydim ses çıkarayım? Derken Sosyal Demokratlara el attılar. Ben yine tepki göstermedim olana bitene, zira Sosyal Demokrat da değildim. Sonra bir gün Naziler beni aldı içeriye bekledim birisi 'Dur ne oluyor?' desin diye... Ama boşunaydı bu bekleyişim çünkü kimse kalmamıştı. Papaz Martin NİEMOLLER gibi 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın'cılar ilk kurbanların arkasında durabilseydi, ikinci kurbanlar ve diğerleri olmayacaktı büyük ihtimalle.
Siyasi tarihimiz Papaz Martinlerle dolu değil mi bizim de? İlk askeri darbeye yeterince ses çıkarabilseydi bu halk; ikincisi, üçüncüsü yapılabilir miydi? Ama maalesef öyle olmuyor bu topraklarda. İlk askeri darbenin mağduru bir siyasi hareketin mirasçısı olan lider, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilişine 'Üç onlardan üç bizden, hak yerini buldu' minvalinde sözlerle destek verenler, bir sonraki askeri darbede siyaset sahnesinden uzaklaştırılabiliyor. 
Askeri müdahale kadar şiddet de siyaset kurumuna ve demokrasiye zarar verir. Tepkisini şiddetle göstermek ilkel ve güçsüz insanın özelliğidir. Haklılığını sözle kanıtlayamayan, düşündüğü şeyi savunmaktan aciz insan şiddete sığınır. Ve en çok da bu tip insanlar şiddeti kanıksar, kabullenir. En çok bu tip insanlar şiddetle zapturapt altına alınır. Güce, otoriteye tapan insan, zavallı insandır. Bu yüzden faşizm zavallı toplumların rejimidir. Bu yüzden şiddet zavallı insanların dilidir.
Daha da önemlisi yoksulluğun ve cehaletin kök saldığı topraklarda şiddetin yeşermesi kaçınılmaz oluyor maalesef. Etrafımızda kan gölüne dönen coğrafyalara bir bakın. Oralarda yoksulluğu, cehaleti ya da emperyalistlerin çıkar oyunlarını görürsünüz. Bunun için siyasi körlüğe düşmeden öncelik, vatansever bir duruş ve vatandaşın yaşamsal sorunlarına köklü çözümler üretmek olmalıdır. Elbette kime yapılırsa yapılsın ve kim yaparsa yapsın şiddete mutlaka karşı çıkılmalıdır. En tehlikelisi de şiddeti meşrulaştırmaktır.  'E canım onlar da şunu yapmasaydı' düşüncesi zihinlere yerleşmeyedursun, arkası gelmez hukuksuzluğun. Heyhat bu zihniyet hiç değişmedi bu topraklarda. Bu yüzden bir gün yaşasın hukuk diyen, ertesi gün bu ne hukuksuzluk diyor. Oysa hukuk ve demokrasi hepimize lazım, şiddet hiçbirimize lazım değil.