AKŞAM GAZETESİ | CUMARTESI | 24 NİSAN 2010, CUMARTESİ

Oyunculukta iyi bir başlangıç yaptım

Samanyolu dizisinde Namık Andaç karakterini canlandıran Kenan Ece hem oyunculuk hem de finans eğitimi almış. Ancak 'Artık ofise dönmek istemiyorum, mesleğim oyunculuk' diyerek tercihini oyunculuktan yana kullanan oyuncu, yeni girdiği televizyon sektöründe de kısa sürede ismini duyurdu.

andac

Türkiye'de oynadığı ilk sinema filmi 'Yüreğine Sor'da 'Mustafa' adlı bir genci,  'Samanyolu' dizisinde de 'Namık Andaç' karakterini canlandıran Kenan Ece, 1980 İstanbul doğumlu. Avusturya Lisesinin ardından Amerika'da Davidson College'de tiyatro ve ekonomi eğitimini alan sanatçı, mezun olduktan sonra İrlanda'da da Gaity School of Acting'de oyunculuk derslerine devam etmiş. İrlanda'nın en köklü televizyon dizisi 'Fair City'de rol alan ve İrlanda Devlet Tiyatrosu ile 'The Abbey'de çalışan Ece, Irish Film Akademisi'nde kamera önü oyunculuğu üzerine de dersler almış. Çeşitli tiyatro oyunlarında, kısa filmlerde ve uzun metrajlı bir filmde de Almanca bir rolün de üstesinden gelmiş. Hatta İrlanda'da bir televizyon şovunda İspanyol bir matadoru canlandırmış. Mesleki kariyerine Türkiye'de devam etme kararı alan Kenan Ece ile konuştuk.

- Türkiye'ye döndükten kısa bir süre sonra isminizin duyulacağını bekliyor muydunuz?
Türkiye'de iyi bir başlangıç oldu. 'Samanyolu'nda iyi bir ekiple çalışıyoruz. 'Yüreğine Sor' filminde de Yusuf Kurçenli ile çalışmak önemliydi. Bundan daha iyisi olamazdı. İki güzel projeyle başlangıç yapmış oldum. Kendimi iyi hissediyorum.

İRLANDA İLE BURASI FARKLI
- İrlanda da farklı projelerde yer aldınız. 'Samanyolu' bir edebiyat uyarlaması, 'Yüreğine Sor' Karadeniz filmleri furyasına bir örnek. Türkiye'deki senaryo ve oyunculukları  kıyaslarsak aradaki farklar neler?
İrlanda ile buradaki çalışma şartları elbette farklı. Sendika var, kontratlar belli. Amerika'da projeler üst seviyede yapılıyor. Ama bizde hala bir endüstri gelişiyor. Bu gelişim sırasında farklı şeyler deneniyor. Karadeniz'de filmler çekilmeye başlandı ki bu Türkiye için yeni bir şey. Mekan olarak Güneydoğu'ya odaklanılmıştı. Oysa Karadeniz de çok sinematik bir yer. Güzel resimler veriyor. Edebiyat uyarlamaları dünyanın her yerinde yapılıyor. Türkiye'de yeni bir şey değil. Demek ki insanlar bundan hoşlanıyor. Bugüne kadar yapılmamış bir iş olarak 'Ezel' dizisi örnek gösterilebilir mesela.

- Ezel dizisinden gelen teklifi film ile çakıştığı için kabul etmemişsiniz. Peki, sonrasında keşke o projede olsaydım dediniz mi?
'Yüreğine Sor' filmine dahil olmuştum ve aynı dönem başlayacaktı çekimleri. Hayatta keşke diyen biri değilim. Film o zaman için iyi bir seçimdi. 'Samanyolu' da kendimi gösterebileceğim iyi bir proje. 

- Kendinizi beğenir misiniz yoksa eleştirir misiniz? Ekranda kendinizi izlemekten hoşlanır mısınız?
Kendimi beğenirim, çok da eleştiririm. Kendimin en kötü eleştirmeniyim. Kendimi izlemek hoşuma gidiyor ama hata bulmaya yönelik izliyorum. Bu yüzden de çok rahat değilim. 

- 'Aşk-ı Memnu'nun Behlül'ü de, 'Samanyolu'nun Namık Andaç'ı da çapkın, kötü karakterler. Siz aynı zamanda kötü karakteri izleyiciye sevdirdiniz. Bu anlamda neler düşünüyorsunuz?
Namık'ın kötü karakter olarak tanımlanması bu işi izah etmenin en kolay yolu. Namık bir anti jön sanırım Behlül de. Fakat hikayede konumları biraz farklı. Namık'ın anti jön olması, hikayedeki esas jön ve esas kadının arasındaki sevginin içine girmesi bir üçgen yaratmasına neden oluyor. Seyirci her zaman aşıkların bir araya gelmesini ister. Namık ise Nejat ve Zülal için buna engel oluşturuyordu. Namık çok karaktersiz bir adam ama ona da bir üçüncü boyut katmaya çalışıyorum. Bu adamın içinde her şeyi küçüklüğünden beri elde etmiş olmasından ötürü büyük bir boşluk var. Onu doldurmaya çalışıyor. Bir sürü hatalar yapıyor. Namık'ı kötü adam olarak değil de, kendine göre kırılma noktası olan bir karakter olarak canlandırmaya çalışıyorum. Ama Namık'ta karanlığına rağmen bir şeytan tüyü de var.

- Sevdiği kadını elde etti, mutlu mu?
Namık'ın mutlu olması zor. Yine hata yapacaktır. O içindeki boşluğu doldurması zor. Ama şu andaki durumu dolayısıyla karısına sığınmaya çalışıyor. Ama onun pek bir şansı yok.

- Bir röportajınızda 'Namık'ı isteyen pek çok kadın var ama burada değerli olan Zülal çünkü Namık'a yüz vermiyor. Hep böyledir değil mi, kaçan kovalanır...
Bu aslında kadınlar için de geçerli. Kadınlara sorsanız benzer şeyler söylerler. Namık'ın kadın versiyonu yani herkes tarafından arzulanan bir kadın, onu arzulamayan bir adama denk geldiğinde oldukça hırslı davranabilir. Belki elde etmek için bir erkekten daha fazla yol da deneyebilir. 

- Setiniz nasıl ve çalışma ortamınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Set eğlenceli geçiyor ve iyi bir çalışma ortamımız var. Hatice Aslan herkesi  çok güldürüyor, Özcan Deniz de çok  komik. Herkesin bir mizah anlayışı var.


TÜRKİYE'DE FARK YARATMAK İSTİYORUM
- Bazı dönemler bazı oyuncular için uğurlu oluyor. Siz kendinizi bu dönem için şanslı hissediyor musunuz?
Evet, benim için iyi bir başlangıçtı. Ama ben bunun için de çok çabaladım. Bir anda olmadı her şey. Hayal kırıklıklarım da oldu. Ama yeterince çalıştıktan, çabaladıktan ve vazgeçmedikten sonra taşlar yerine oturuyor. Bu dönem şanslı hissediyorum kendimi. Umarım bundan sonra da böyle devam eder.

- Oyunculuğunuzu besleyen ilgi duyduğunuz başka uğraşlarınız var mı?
Çok kitap okuyorum, film seyrediyorum. Tek başıma toplumun içine karışıyorum. Toplu ulaşım araçlarını kullanıyorum, insanları gözlemliyorum. Dans etmek ve şarkı söylemek de çok önemli. Dizi ara verildiğinde bunları yapmak istiyorum. İtalyanca öğrenmek istiyorum. Yapmak istediğim pek çok şey var. Bunlar için de zaman yaratacağım. 

- Özellikle oynamak isteyeceğiniz bir rol var mı?
Hamlet'i baştan sona tiyatroda oynamak isterim. Bir de 'Arzu Tramvayı'nda Stanlaey Kowalski karakterini oynamayı çok isterim. 

- Oyunculuğa dair en büyük    hayaliniz nedir?
En büyük hayalim bu işi yurtdışında da başarıyla sürdürebilmek. Dizi tatile girdiğinde yurtdışı bağlantılarımla tekrar iletişime geçmek istiyorum. Diziden ve filmden görüntülerimi bir araya getirip onlara yollamayı ve böylece kendimi hatırlatmayı istiyorum. Oyunculuğa dair de rolü ele alış ve çalışma biçimimle Türkiye'de fark yaratabilmeyi istiyorum.

Çocukken de dikkat çekmeyi severdim
'Çocukluğum Marmaris'te geçti. Denizle, güneşle geçen serbest bir çocukluk yaşadım. Dikkat çekmeyi severdim. Taklit merakım vardı. Oyunculuğa ilgim hep vardı. Baba tarafımda da çok sanatçı var. Ayşe Opereti'nin yazarı ve çok önemli eserlerin sahibi Muhlis Sabahattin, eşi Nevreser Köktaş, kızı operet oyuncusu Melek Kobra, opera sanatçısı Mete Uğur ve Türkiye'nin ilk dünya güzeli Keriman Halis Ece akrabamız. Hem oyunculuk hem ekonomi eğitimi almak bana dünyaya değişik perspektiflerden bakma açısı kazandırdı. Artık ofise geri dönmeyi düşünmüyorum. Oyunculuk benim mesleğim.'

EKİN TÜRKANTOS