Beraberce düşünelim!.. Çin’in ihraç ettiği şeyler yani araba, bilgisayar ve i-pod gibi birçok ürün, sanayi ürünleri. Çin, aslında Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerden bir çok parça ithal etmekte ve sonra bu parçaları birleştirip nihai ürünü ABD’ye satmakta. Ama ürünün tüm değeri Çin ihracatı olarak kayda geçiyor ve ABD ile kavga çıkıyor. Sloan Foundation tarafından 2007 yılında yapılan araştırmaya göre 150 dolar bedeli olan bir i-Pod’un içinde Çin tarafından üretilen katma değer miktarı sadece 4 dolarlık. Çin sadece parçaları birleştiriyor ve ihracatı yapıyor. Geriye kalan 146 dolar ise Çin’e ithal edilen şeyler, dolayısı ile gerçekte Çin’in ihracatı değil. Eğer sadece Çin’deki katma değer göz önüne alınsa idi, Çin ve ABD arasındaki gerçek dış ticaret açığı geçen yılki sayı olan 226.8 milyar dolarlık açıktan yüzde 30 kadar daha küçük olacaktı. Bu bağlamda da ABD ile Japonya arasındaki dış ticaret açığı da yüzde 25 daha büyük hale gelecekti, bu açık geçen yıl 45 milyar dolar civarında idi. Diğer taraftan da parça ithalatı ve katma değer kriteri göz önüne alınsa global krizde dünya dış ticaretindeki daralma yüzde 12.2 düzeyi yerine, yüzde 4-8 arasında daralma olacakmış.
Yukarıda anlattığımız özet durumda dış denge açısından en önemli söz katma değer sözcüğü.
Türkiye 30 yıldır, tekstil makinalarını ithal etmek yerine, makinaları kendimiz yapmak ve tekstilde kullanılan elektrik enerjisini de içeride hidro, nükleer ve yenilenebilir enerji ile üretmek ve bu yolla katma değer arttırmak ve tekstil ile ilişkili ithalatı düşürerek, tekstilde de daha fazla katma değer üretebilecek, tekstil ile ilişkili ihracatı tekstil ile ilişkili ithalattan daha fazla hale getirebilecek önemli adımlar atmamış. Bu nedenle de tekstil ve hazır giyim, ticaret serbestleşince yani rekabete açılma zorunda kalınan 2005 yılından sonra, gerçek döviz kazancı sağlayan bir sektör olamadı.
Biz yıllarca, örneğin tekstil makinalarını ithal etmek yerine makinaları üretmek ve geliştirmek yoluna gitmemiştik. Sonuçta fazla katma değer üretemeyen tekstil ve hazır giyim sektörü ücret konusunda da rekabetçi olamadığından , “kur dilenen” ve döviz fazlası üretemeyen bir sektör haline geldi.
Peki tekstil makinalarını neden üretemiyor ve her yıl 5 milyar dolar mnakinalara harcıyor, Almanya, İtalya ve İsviçre’ye fuarlara ihracatçı değil, makina ithalatçısı olarak gidiyorduk ?
Teknoloji üretmek, teknoloji geliştirmek, ARGE yapmak, verimlilik artışı ve yüksek katma değer kovalamak zahmetli ve uzun vadeli bilgi ,deneyim ve yatırım gerektiren bir şey. Makina üretimi gerçek sanayici gerektirir... Devlet politikası ile destek gerektirir! Ve tabii “mucit” gerektirir!
İşte bu hafta basın mensubu arkadaşlarla beraber gittiğimiz, dünyanın en büyük fuarı olan Münih’te üç yılda bir yapılan BAUMA İnşaat, Maden ve Makina Fuarı’nda gerçek sanayi ürünü makina ne demek gördüğüm gibi, bir de teknoloji üreten ve geliştiren Türk mucidi sanayici ile tanıştım. Bugün onu size tanıştırcağız.
Nezir Gencer Bey, 1948 Bitlis doğumlu. 7 yaşında iken manifaturacılık yapan babası iflas etmiş. Dokuz çocuklu ailenin evlatlarından biri olarak İstanbul’daki halanın yanına gitmiş, sonra fotoğraf işinde çırak olarak çalışıp öğrenmeye başlamış. Sonunda 7.000 kadar nüfuslu Adilcevaz’da tek fotoğrafçı olarak ayakta kalmayı başarmış. Bu arada ortaokulda bisiklet kullanarak elektrik üretme, kömürlü ütüleri elektrikli yapma gibi teknolojik girişimleri var. Mucit olacak çocuk zaten küçük yaştan belli olur denir ya. Askerliğinde Eğirdir Komando okulunda görev yapmış olmasının ona zorluğa karşı nasıl direnilir ve çözüm üretilir konusunda ciddi beceri kazandırdığını düşünüyor. Makina yüksek teknikeri eğitimi almış aynbi zamanda da Tatvan’da Karayollarında çalışmaya başlamış. Karayollarında çok şey öğrenmiş, oraya Karayolları Üniversitesi diyor. Karayollarında asfalt yol yapımında kullanılan makinaların nasıl geliştirilebileceğini incelemeye başlamış. 1976 yılında depodaki hurda parçalardan asflat dökme makinaları yapmaya kalkışınca, bir üst düzey yönetici tarafından engellenmiş. Övgü beklerken, azar işitmiş, 1977 yılında Bursa’ya tayin olan Nezir Gencer ayni yıl Karayollarından istifa ederek Simge İnşaat Şirketini kurmuş ve icat peşine düşmüş. Amerikaya giderek otoyolları ve kent içi yolların nasıl yapıldığını görmüş, kafayı da yol üst yapı elemanları ve asfalt plenti denen makinalara takmış. Daha sonra kurduğu teknoloji üretme hedefli şirketlerde 1992 yılında ilk makinasını geliştirmiş. 1992 yılında Caterpillar’ın Türkiye Distribütörü olan Borusan 30 kadar müteahhiti BAUMA fuarına götürünce heyetteki sanayicilerden biri olarak “Ülkem ne zaman böyle makinalar üretebilecek?” demiş, hayıflanmış. O 1992 furaında sadece tek bir Türk firması varmış. 1994 yılında ise bugün Challenger adını taşıyan ve icatlarını içeren asfalt üretme makinasının (fabrikasının!) temellerini atnış. Sonra da Ratech adlı ek ürünü üretmiş. Tüm ürünlerinde dünya çapında patentleri var. Bu süreçte BAUMA fuarına sürekli katılmaya başlamış. Sonunda, 2004, 2007, 2010 BAUMA fuarında temsil derken uluslararası mucit olarak ödül almayı da başarmış.
2008 yılında Kopenhag’da Euroasphalt ve Eurobitume kongresinde ödüllendirilen üç mucitten bir olarak üretimini tanıtmış. Makina ve süreç icatları ne işe yarıyor? Birincisi, enerji tüketimini azalıyor, ikincisi CO2 emisyonu azalıyor, üçüncüsü toz üretimi azalıyor, dördüncüsü malzeme yükleme boşaltma ve nakliye ve stoklama azalıyor, beşincisi ise kapasiteyi arttırıp , çaışma sezonunun da uzamasını sağlıyor.
Yarın devam edeceğiz!
TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.