Dün İzmir'de üç kişiyi öldürdüğü iddia edilen katil zanlısı yakalanınca, gazeteler bu kişinin adını ve fotoğrafını yayınlamakla yetinmediler. Bir ayrıntıyı daha eklediler habere: Zanlı Güneydoğulu! (Bazı gazetelere göre Mardin Nusaybin, bazılarına göre ise Tuncelili ama önemli olan şu: Katil zanlısı Kürt!)
***
Bu ayrıntıyı bazı gazeteler kapaktan, katil zanlısının fotoğrafının altından duyurdular, bazıları da içeride haberde kullandılar. Gördüğüm kadarıyla bir tek Taraf ilgilenmedi bu, konu ile nasıl bir alakası olduğu belli olmayan ayrıntıyla.
***
Kısacası günlerdir kamuoyunu meşgul eden bir kişi yakalandı. Bu kişinin suç işleme sebebinin psikolojik rahatsızlık olduğu, kadınlarla sorun yaşadığı ortaya çıktı. Bu detaylar elbette ki haberin vazgeçilmez detaylarıydı. Ama bunlarla birlikte onun nereli olduğu bilgisi üzerimize neden boca edildi? Zanlı Mardinli değil de Eskişehirli olsa bu cinayetleri işlemeyecekti mi denmeye çalışıldı?
***
Yapılan aleni bir etiketlemedir. Bu etiketleme insanları kökenine bağlı olarak fişlediği için nefret söylemine girer. Ama yazık ki biz bu 'suç teşkil eden' söylemlere duyarlılık gösterecek olgunlukta değiliz. İşin acı tarafı ne, biliyor musunuz? Zanlının Güneydoğulu olduğunu haykıran gazeteler, bunu büyük bir olasılıkla kasıtlı yapmadılar. Onlar yalnızca içselleştirdikleri bir ötekileştirmeyi fark etmeden dışa vurdular.
***
Ayrımcılık her bir yanımızı öyle bir kuşatmış ki onunla mücadele etmek şöyle dursun, nerede nasıl devreye girdiğini tespit bile edemiyoruz. O nedenle son günlerin modası olan 'hepimiz kardeşiz' masalını okumak komik. Biz önce damarlarımızdaki sınıflandırma kanını temizlemek için tekil örneklerle mücadele edelim!
Bir tuhaflık daha
MedyanIn İzmir'deki olayı ele alış şeklinde kafamı kurcalayan bir nokta daha var: Birkaç istisna dışında tüm gazeteler 'Katil yakalandı' başlığı attılar. Bunun için biraz erken değil mi?
***
Üç cinayetin sorumlusu olduğu tahmin edilen kişi yakalandı. Ancak suçu itiraf etmiş olsa da henüz yargılanmadı. Yani bir katilden değil bir katil zanlısından bahsediyoruz. Bizim gazetenin hukuk servisine sordum. 'Yargılanma bitene kadar katil zanlısı demek gerekiyor. Aksi, hukuki yönden sakıncalı' dediler.
***
Peki sakıncalı da ne oluyor? Hiç! Medya aynı hataları tekrar tekrar yapıyor ve bunun tek bir yaptırımı yok. Neden?
Nefret suçu raporu
Önümde 'Ulusal Basında Nefret Suçları: 10 yıl, 10 Örnek' başlıklı bir çalışma duruyor. İzmir'deki katille ilgili medyanın tutturduğu nefret söyleminden bahsederken bu çalışmaya değinmemek olmaz. Araştırmayı Sosyal Değişim Derneği yapmış, Açık Toplum Vakfı desteklemiş.
***
Çalışmada 1998-2008 yılları arasındaki döneme karşılık gelen 20 gazetenin internet siteleri taranmış, yaklaşık 30 bin örnek incelenmiş. Buna göre on yıl içinde medyanın 3961 haber ve yazıda sergilediği nefret söyleminin yüzde 47'si etnik kökene yönelik. İşlediği nefret suçlarının da yüzde 24'ü yine etnik köken kaynaklı. Din-inanç ve cinsel kimlik gibi nedenler bunun sonrasında geliyor.
***
Çalışmada verilen örnekler arasında Sabah'ta 1999'da yayınlanan 'Ahmet Kaya'ya Madam Şefkati' başlıklı, Kaya'nın Mitterrand'ın karısından Fransa'da oturma izni aldığını ayrımcı bir dille anlatan manşet haberi, Yeniçağ'da 2009 yılılnda yayınlanan 'Ermeniler kudurdu' başlıklı haber ve Vakit'te 2007'de yayınlanan 'Ermeni'nin yerli uşakları' başlıklı haberi dikkat çekici. Ama sırf bu kadar değil. Köşe yazarlarından da öyle korkunç örnekler var ki!
***
Bu örnekleri daha yakın zamandan da hatırlıyoruz. En çarpıcılarını görmek için Yılmaz Özdil'in ya da Bekir Coşkun'un yazılarına şöyle bir göz atmak yeterli.
***
Bir şeyleri olumlu yönde değiştirmek istiyorsak 'demokrasi, eşitlik' gibi klişeleri bozuk plak gibi tekrarlayacağımıza artık isimler ve örnekler üzerinden gidelim. Bu örneklerden binlerce var elimizde.