Nagehan Alçı tarafından Prof. Dr. İskender Pala ile yapılan röportaj

AKŞAM 11 EKİM 2010, PAZARTESİ

Alevi açılımına zemin hazırlamak için roman yazdım

nagehanArka Plan: Prof. Dr. İskender Pala edebiyat alanındaki çalışmaları ve kitaplarının  yanı sıra orduda yaşadıkları ve ordudan kopuşunu anlattığı 'İki Darbe arasında' adlı kitabıyla da belleklerimizde yer etmiş bir isim. Pala geçtiğimiz günlerde 'Şah&Sultan' isimli  ilginç bir kitap çıkardı. İlginçliği konusundan geliyor. Çaldıran Savaşı, Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim'in anlatıldığı, çarpıcı bir aşkın hikayesi olan 'Şah&Sultan'

Alevi-Sünni çatışmasının temeline götürüyor bizi. Tam da Aleviler'le ilgili hakların gündeme geldiği bir süreçte... Peki bu bir tesadüf mü? Pala neden şimdi Alevi-Süni çatışmasının kökenini anlatma gereği duydu? Mehmet
Ali Erbil'in hedef tahtasına oturtulmasına vesile olan 'mum söndü' ifadesi için ne diyor? Aleviler'in hak taleplerini nasıl karşılıyor?
Son aylarda bu mesele üzerine
 yüz kadar kitap okuyan ve kitabı
 için Çaldıran Savaşı'nın geçtiği yerlerde dolaşıp Şah İsmail'in ruhunu soluyan Pala ile cumartesi akşamüzeri Beşiktaş'ta buluştuk ve bu soruların yanıtlarını aradık...


Alevi açılımına zemin hazırlamak için roman yazdım
'Kürt açılımında hazırlıksız yakalandığımızı gördüm. Öncesinde zemin hazırlansaydı bu kadar kavga etmezdik' diye söze giren Pala, ekledi: Aydın sorumluluğunun peşine takıldım ve bir hedefe yöneldim. Alevi-Sünni çatışmasının kökü nerede diye araştırdım. Düğüm noktası Çaldıran Savaşı, onun için de romanını yazdım

- Tam Aleviler'in talepleri gündemde iken Alevi-Sünni çatışmasının kalbini anlatan bir 'Şah& Sultan' adlı romanla çıktınız. Bu bir tesadüf mü?
Ben salt iyi bir roman yazmak emelinde olsaydım Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim gibi dikenli bir alana, patlamaya hazır bir ateşe yaklaşmazdım. Tarihimizde yazılacak yüzlerce roman konusu var. Ben Türkiye'de bir aydın sorumluluğunun peşine takıldım. Bundan önce Kürt açılımında hazırlıksız yakalandığımızı gördüm.
Eğer o açılımın lafı edilmeden evvel üç tane roman yazılsaydı, iki sinema
filmi çekilseydi ve sonra Kürt açılımı denseydi, yani önce zemin oluşturulsaydı bu kadar kavga etmezdik.


SORUNUN DÜĞÜM NOKTASI 
- 'Şimdi de sırada Alevi kavgası var, onu engellemek istedim' mi diyorsunuz?
Evet, düşündüm ki Kürt açılımından sonraki açılım Alevi açılımı olacak. Ben hiç olmazsa bu açılımda üzerime düşen görevi yapayım, dedim. Alevi-Sünni çatışması üzerine araştırmalar yaptım, yüz kadar kitap okudum. Bunların sonucunda bir araştırma kitabı yazabilirdim ama bu roman kadar etkili olmazdı. O nedenle oturdum ve bir roman yazdım.

- Yani size ilham gelmedi bu roman için..
Hayır, tamamen hedefe yönelerek yaptım. Bu meselenin kökü nerede diye araştırdım. İran Aleviliğinden farklı olarak Anadolu Aleviliğinin temeli Hz Ali ve Hz. Muaviye'ye dayanmıyor. Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail'e dayanıyor. İçerisinde Şaman kültüründen gelen unsurlar var, öbür tarafta İslam kültüründen gelme bir din algısı var. Bu günkü Aleviliğin yelpazesini makasın iki ucu gibi düşünürsek bir uçta Şamanizm'den beslenen, Ali'siz bir Alevilik pekala olabilir diyen, makasın diğer ucunda ise oruç tutan Aleviliği pekala görebiliriz. Bu geniş alanda problemlerin ortak düğüm noktası Çaldıran Savaşı. Onun için, onun romanını yazdım.

- Alevi açılımına toplumu hazırlamak istediğinizi söylediniz. Hükümetle temasınız oldu mu?
Hayır, ben bunu birisinin gönlü olsun, birisine yaranayım ya da karşılık alayım diye yapmadım. Sadece bir aydın sorumluluğu ile hareket ettim.

- Onlar sizinle temas kurdular mı?
Hayır. Kurmalarına da gerek yok!
Bu kitabı okuyan insanlar hükümetin ileride yapacak olduğu çalışmalara
zaten yatkın olacaklardır. Benim hükümet lehine değil, Türk devleti lehine bir şey yapmam söz konusu.

PROVOKASONLAR TUTMAZ 
- Çaldıran Savaşı'nın Alevi-Sünnni meselesindeki kilit taşı olduğunu söylediniz. O savaştan Yavuz Selim galip çıktı. Ya tersi olsaydı, Şah İsmail yenseydi... Bu günkü durum farklı olur muydu?
Çaldıran iki aslanın birbirine kükrediği, iki dolu testenin birbirine çarptığı ve birinin kırıldığı savaş. Kırılan İsmail değil de Selim olsaydı coğrafyamız fazla değişmezdi ama bu gün Alevi bir Türk devleti olurdu. Sünniler de muhtemelen şu anki Aleviler gibi hak iddia eder durumda olurlardı. Yani resim tersine çevrilirdi.

- Nüfuz olarak farklılık olur muydu? Ortadoğu'da daha mı etkin olurduk mesela?
Evet, Ortadoğu'da daha farklı bir yapı olurdu. İran'la çok daha yakın olurduk. Çünkü Safevi devleti Şiilik esasları üzerine belli Türk yaptırımlarını ve geleneğini koymuş olan bir Aleviliği benimsiyordu. O günkü adı Kızılbaşlık'tı. İsmail kazansaydı İran'ın Türk Kızılbaşlığı ile daha içli dışlı olması sağlanırdı.

- Türkiye'deki Aleviler Şah İsmail'e nasıl bakarlar?
Hiç şüphesiz 'pirimiz' diye. Bu günkü Aleviliğin temel kitaplarından biri Şah İsmail'in buyruklarıdır. Onun şiirleri kutsal metinler gibidir.

- Yavuz Sultan Selim'e nasıl bakarlar?
Öfkeyle tabii. Düşünün bir günde 28 bin insan ölüyor Çaldıran'da. Bunun 21 bine yakını Şah'ın askerleri. Orada birbiri ile savaşan insanlar aynı dili konuşuyordu, aynı kültürden geliyordu, aynı dine sahipti. Kardeştiler. Habil ile Kabil'de olan, Timur ile Yıldırım'da oldu, Yavuz ile Şah İsmail arasında da
oldu. 12 Eylül'de bizde de oldu.


- Kürt meselesinde kavga somut ve sert. Sonuçta ortada terör de var. Alevi meselesi ise daha derinden. Gazi gibi, Malatya gibi, çok acı katliamlar yaşandı tabii. Siz yeniden bir Alevi-Sünni çatışması potansiyeli görüyor musunuz?
Öyle bir katliam bir daha yaşamayız. Artık insanlar bilinçlendi. Bu saatten sonra kimse o provokasyonları yutturamaz bize. Bir de çok büyük bir değişim var ülkede!

CHP'DEKİ BÜYÜK DÖNÜŞÜM 
- Nedir o değişim?
CHP'nin başında bir Alevi var. Düşünün, Atatürk'ün kurduğu partinin başında, onun Dersim'de farklı bir yaptırım uyguladığı bir inanışın temsilcisi var. Bu büyük bir değişim ve dönüşüm. Tayyip Erdoğan bu ülke için ne kadar büyük şans ise Kılıçdaroğlu da aynı şekilde.

- Aleviler açısından bu gün ne sorun var?
Bir defa kimlik sorunu var. Zaten bakın oturma eylemleri vs ile rahatsızlıklarını gösteriyorlar. Artık açık yüreklilikle kendilerine 'Kızılbaş' diyebilmeli insanlar. Halbuki beş yıl öncesine kadar 'ben Aleviyim' diyemiyorlardı. Ben dayatmalara uğramış bir insanım. Onun için bütün dayatmalara karşıyım. Herkes kendi kimliğini açıkça yaşasın. Yaşamazsa içten pazarlıklı olacaktır.

- İnsanların kimliklerini rahatça söyleyebilmeleri için bu ülkede neyin değişmesi gerekir?
Çok kolay! Mesela din eğitimini onlara kendi istedikleri şekilde verebilmeliyiz.

- Diyanet'te bir şeyler değişmeli mi?
İşin siyasi boyutlarını ben bilmem ama dini özgürlükleri vermek gerekir. Bu insanlar nasıl inanıyorlarsa öyle ibadet etsinler. İbadet yerlerini cemevi olarak kullanacaklarsa kullansınlar. İbadetleri musiki ile iç içeyse bırakın öyle ibadet etsinler. Bir kültür merkezi de pekala ibadethane olarak kullanılabilir. İllaki adına ibadethane demenin manası yoktur.


- Dersim katliamına ve katı Sünni bakışına rağmen yıllardır Aleviler'in çoğunluğu CHP'yi destekliyor. Neden sizce?
Ben bunu hiç yorumlayamıyorum. Biliyor musunuz, 50'lerden beri Dersim'de en çok konulan isim Kemal. 

- O yüzden sırada hükümetin Alevi açılımı varsa bu açılıma
sırf hükümete karşı durmak için en çok Aleviler itiraz edebilir.
Ne dersiniz?
O zaman da hakikatler görülür. Tarihsel süreçte iki tarafın da menfaatperest grupları olmuştur. Birilerinin böyle bir açılımdan rahatsız olacaklarını ben de görüyorum. Ama pek çok insan da önyargısını kıracaktır.

Yeğenim orduya girmek istiyor, mani olmuyorum
- Son dönemdeki gelişmeler ve özellikle referandum sonrasında askeri vesayetin kırıldığı yönünde emareler var. Siz bu sistemin kurbanlarındansınız. 'İki darbe arasında' adlı kitabınızda orduda yaşanılan dramları çok canlı anlatıyorsunuz. Vesayet düzeninin yıkıldığını düşünüyor musunuz?
Tabii, yıkıldığına inanıyorum. Türk  devleti belki 7 bin  yıldır
ordu millettir. Ordu millet olmanın reflekslerimizde bir yaptırımı vardır. Bundan kolay kurtulunmaz. Ama ben iki yıldır gördüm ki artık ordu milletten demokratik millete doğru gidiyoruz.

- Bu şartlarda yeniden ordunun içinde yer almak ister miydiniz?
Bugün orduya girer miydim? Yeğenim girmek istiyor ve ben de ona mani olmuyorum...

'Mum Söndü'  Şah İsmail'den geliyor
- Son günlerde Alevi vatandaşlarımız Mehmet Ali Erbil'e kızgın ve kırgınlar. 'Mum söndü' lafının zaman zaman rencide edici şekilde gündeme gelmesini nasıl yorumluyorsunuz?
'Mum söndü' meselesinin temeline inmek gerek. Benim araştırmalarıma göre Şah İsmail'in yanına Kalender Çelebi isminde bir gönül adamı geliyor. Şah İsmail Çaldıran'da yenilmiş, inzivaya çekilmiş, şiir ve içkiye vermiş kendini. Mevlana ile Şems nasıl yakın oluyorlarsa İsmail ile Çelebi de öyle yakın oluyorlar. Günlerce sarayda kalıyor Çelebi. İsmail, Kalender Çelebi'ye 'Artık bu tebaanın şeyhi sensin, şeyhlik çizgisini sen yürüt' diyor. O gün ikisinin işareti olarak iki tane mum yakıyorlar. O iki mum sönene kadar da semah yapıyorlar. Öyle bitkin düşüyorlar ki mum sönüp de ortalık karanlık olduğu zaman yeni bir mum yakmaya güçleri kalmıyor. Bir hafta sonra onların böyle yaptığını gören bir grup Alevi bunu sünnet olarak uygulamaya başlıyor. Mum yakıp sönene kadar semah dönüyorlar. Ama bu uygulama çok uzun sürmüyor.

- Kadınlar nasıl dahil oluyor bu ritüele?
Sonra İsmail'in aşık olduğu Taçlı Hatun postu giriyor semahın içine. O günden sonra kadınlar da semahın dairesine dahil olmaya başlıyorlar. Tabii mum yakıp, uzun süre semah yapınca mum söndüğünde bitkin düşüklerini hesap edebiliriz. Bu gün bazılarının 'mum söndü' ile ima ettiğinin tarihi bir alt yapısı yok. Bu gün zihnimizdeki 'mum söndü'nün çağrışımı, tekkelerin kapatıldığı, dini ibadet ve zikirlerin yasaklandığı, tasavvuf zemininin silinmeye çalışıldığı 40’lı yılların jandarma ve dipçik korkusunun eseridir.

Nagehan ALÇI

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3