Bazen ben de yapıyorum ama aslında yeni açılan bir restoran hakkında yazmak pek doğru değil. Bir kere her yeni restoranın, mutfağının ve servisinin oturması için zamana ihtiyacı vardır.
Restoran eleştirisi yaparken düşülen bir ikinci hata ise mekana sadece bir kez gidip, o tek ziyaretin izlenimlerine dayanarak yazmak. Halbuki o tek ziyarette yaşananlar olumlu ya da olumsuz istisnalar olabilir. Mönüdeki en iyi yemeği seçmiş ya da tersine aksi günündeki bir garsona çatmış olabilirsiniz. Bu nedenle, bir mekan hakkında eleştiri yazmadan önce en az üç kere gitmiş olmayı tercih ederim.
Mimolett
Michelin yıldızlı restoranlarda çalışan şef Murat Bozok'un Cihangir'de Kayra Wine Center'da açtığı iddialı mekanı üçüncü ziyaretim Mey İçki İcra Başkanı Galip Yorgancıoğlu'nun daveti vesilesiyle oldu. Mekanın şef masasında Elçin Yahşi, Deniz Alphan, Serdar Turgut ve Oray Eğin'le dört dörtlük bir ziyafet keyfi yaşadık.
Mimolett, Türkiye'de Michelin yıldızı alabilecek klastaki tek restoran. Ancak Michelin yıldızı alabilmesi için önce bazı eksikliklerini hızla gidermesi gerekiyor. Sonra da tabii ki Michelin rehberinin müfettişlerini İstanbul'a salmaya karar vermesini beklemesi.
Mimolett klasına göre Avrupa'daki benzerleriyle karşılaştırıldığında makul pahalılıkta bir restoran. İstanbul'un bu en klas restoranından, çok pahalı şaraplara kaçmadıktan sonra yüklü bir hesapla ama bir servet ödemeden çıkabilirsiniz.
Mimolett'teki davette Kayra Imperial'ın yeni rekoltesi Öküzgözü Blend 2006'yı da tattık. Kayra'nın amiral gemisi markası Imperial serisinde bu kez bir Türk üzümünü seçmesi isabet olmuş. Geçen yılki Şiraz da çok güzeldi ama bu seneki Öküzgözü, damakta harikalar yaratan mükemmel bir şarap.
X Restoran
Türkiye'nin dört bir köşesinden keşfettiği lezzetleri, İstanbul'un belki de en misafirperver servis anlayışıyla sunduğu Borsa restoranlarıyla haklı bir ün yapan restoran işletmecisi Rasim Özkanca'nın, İKSV'nin çatı katında açtığı yeni restoranı X'e itiraf etmeliyim ki başta biraz soğuk ve mesafeli bakıyordum.
Önyargımın başlıca nedeni, X'in mutfağının başına çok başarılı bir şef olan Murat Karaduman'ın transfer edilmiş olmasına rağmen, mönünün klasik Borsa mönülerinden yeterince farklılaştırılmamış olmasıydı.
Öyle ki mönü sanki iki farklı restoranın mönüsü gibiydi. Sol tarafındaki başlangıçların hepsi yenilikçi yemeklerden, sağ tarafındaki ana yemekler ise hepsi bildik Borsa yemeklerinden oluşuyordu.
Üç farklı X ziyaretimde sol taraftaki giriş yemeklerinin hemen hepsini tattım. Hepsi mükemmel ama özellikle Venedik Usulü İşkembe Çorbası bir başka güzel. İşkembenin sadece Türk mutfağına ait olduğunu sanan, başta Akdeniz ülkeleri olmak üzere dünyanın neredeyse her yerinde çeşitli yemeklerinin yapıldığını bilmeyen, işkembeyi salaş geceyarısı çorbacılarında içmeye alışık olanlardan değilseniz mutlaka tatmanızı öneririm.
Sağ taraftaki ana yemeklerin de hepsi çok leziz ama Murat Karaduman'ın yaratıcılığını daha fazla yansıtan yemeklerle zenginleştirilirse iyi olur. Bir de şarap listesi aşırı pahalı, fiyatların acilen gözden geçirilmesine ihtiyaç var.
Rouge
Yazarı olduğum Gusto dergisinin yaratıcısı Mehmet Yalçın'ın İsmail Karpuzoğlu ile ortak açtığı Rouge'da, çok yeni açılmış olmasına rağmen dört kez yeme fırsatım oldu.
Taksim'de açılan Rouge, Avrupa'da özellikle şarap üreticisi ülkelerde sıkça rastlanan şarap kafelerinin Türkiye'deki ilk örneği. Ancak onlardan çok daha klas ve mönüsü çok daha zengin.
Rouge'u üçüncü ziyaretim Kavaklıdere'nin Türkiye'ye has asil üzümlerden ürettiği şarapların tadım yemeği vesilesiyle oldu. Kavaklıdere'nin stratejist yöneticisi Ali Başman her misafirle tek tek ilgilenebilmek için iki gece üst üste, biri Rouge'da diğeri Topaz'da olmak üzere farklı mekanlarda vermişti Türk şaraplık üzümleriyle ilgili bu önemli daveti.
İlk akşamki Rouge davetinde Figen Batur, Güneri Cıvaoğlu, Zeyno Gürses, Müge Akgün ve Teoman Hünal da vardı. Başta Pendore alt markası olmak üzere Kavaklıdere'nin yerli üzüm çeşitlerinden yapılmış birbirinden güzel şaraplarını, Mehmet Yalçın'ın yaptığı mükemmel yemek eşleşmeleriyle tattık.
Türk şarapçılığı için Türkiye’ye has üzüm çeşitlerine önem verilmesinin şart olduğunu Hürriyet'teyken de yıllarca yazmıştım. O yıllarda Türk üzümlerine burun kıvıran Ertuğrul Özkök de Kavaklıdere'nin Topaz'daki davetinde doğruyu bulmuş nihayet. Geçenlerde özellikle Pendore Öküzgözü'ne bayıldığını yazdı. Pendore Öküzgözü'nü ben de beğendim, ancak Pendore Boğazkere gerçekten bambaşkaydı. Hele birkaç yıl bekletilirse çok daha iyi olacağını da müjdeleyen güçlü ve kompleks tatlara sahipti.
Yıllardır Türk üzümlerine yatırım yapan Kavaklıdere'nin istikrarlı çabalarının meyvesini böylesi üstün şaraplarla almaya başlaması çok sevindirici.
------------------------
Yeni Sosyal Medya twitter.com/yurtsan - friendfeed.com/yurtsan - neonebu.com