Baykal, siyasi hayatının en iddialı hamlesini dün gerçekleştirdi. Bu bir 'taktik çekilme' değil. Ama 'dönüşü imkansız bir yol' hiç değil.
O kararı ve açıklamayı iyi değerlendirmek gerek, bakalım:
Deniz Bey, alçakça bir tuzakla karşı karşıya kaldı. Dört gün eve çekildi, üzgündü, bütün olasılıkları düşündü. Olayın ortaya çıktığı gün, öğlen saatlerine kadar adeta şoktaydı, istifayı o anlarda kararlaştırdı. Sadece ev telefonu açıktı ve arayan, bir-iki istisna dışında, herkesle görüştü. Hem dertleşti, hem nabız yokladı. Medyanın belli bir bölümündeki 'siyaseti dizayn alışkanlığı'nın nüksettiğini gördü. Hükümetin kendisine destek mesajlarını okudu, muhafazakar medyanın tutumunu inceledi. Bu arada, çok çeşitli kaynaklardan birtakım bilgiler topladı. İnzivaya çekildi, uzun ve derin derin düşündü, yaşananları tarttı.
Ve kararını verdi: İstifa edecekti, kameraların karşısına geçti, genel başkanlıktan ayrıldı. Bunu yaparken
'tarihi bir konuşma' yaptı. Duygusallığın ötesinde, çok yönlü bir siyasal strateji ürünü olan o metnin içerik analizini iyi yapmamız lazım.
Baykal, önce kurmay ekibinin 'kriz yönetimi sürecinde' yaptığı bir hatayı düzeltti ya da en azından o hataya düşmedi. Sarıgül'den hiç bahsetmedi. Sanırım panik içinde birbiriyle ilgisi olmayan iki ayrı olayı bağlantılamaya çalışan 'CHP iç kabinesi'nin hatalı olduğunu gördü.
'İstifa ediyorum' açıklamasıyla ise 'tam bir meydan okuma' düşüncesindeydi. 'İşte aday değilim, kurultaya 12 gün var, kim istiyorsa aday olsun, kurultaya bile katılmıyorum' demiş oldu. Yani meydanı boşalttı, bütün isteklilere yol vermiş oldu.
Böyle bir psikolojik iklimde, kimin aday olacağını bütün kamuoyu görecek. Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu da çok isabetli biçimde sıcağı sıcağına 'aday değilim' açıklaması yaptı.
GÜLEN'LE HÜKÜMETİ BİRBİRİNDEN AYIRDI
Çekilişini 'kişisel bir fedakarlık' dışında, 'partisi için yeni bir muhalefet zemini oluşturma' üzerine oturttu.
Baykal'ın yazılı metinden konuştuğunun altını çizelim, dikkat çekici bir farktır. Metnin içinde en önemli ve kritik bölüm Fethullah Gülen cemaati ile hükümeti birbirinden ayırması, hükümeti suçlarken cemaati aklamasıdır. Onun 'muhafazakar kesimle' iletişim kurma isteği, uzun zamandır istikrarlı biçimde sürüyordu. Kutlu Doğum Haftası konuşmasıyla en son halkası eklenen, CHP'yi inançlara daha saygılı bir çizgiye çekme çabalarını sürdürüyor. Partisine yönelik haksız suçlamaları gidermek algı yönetimi sergilemek istiyor.
Gülen cemaati, pek çok telekulak olayında olduğu gibi Baykal'ın yaşadığı son kirli tezgahta da günah keçisi ilan edilmişti. Deniz Bey, şimdi bunu düzeltme yoluna gitti, tıpkı Sarıgül'de olduğu gibi...
Ama Baykal'ın hedefinde hükümet vardı. Çok sert ifade ve ağır suçlamalarla hükümet-CHP savaşına döndürdü işi. Başbakan Erdoğan da aynı sertlik ve üslupta Baykal'a yanıt verdi.
Burada iki tarafın omuzlarında da sorumluluk var: Hükümet her ne pahasına olursa olsun Baykal'a yönelik bu kişilik hakları saldırısının faillerini bulmalıdır. Baykal da hükümetin bu işle ilgisine dair ne biliyorsa açıklamalıdır.
BAYKAL DÖNMEK ZORUNDA KALABİLİR
Peki şimdi ne olacak?
Baykal istifa etti, önümüzde kurultay var, ardından referandum, en geç bir yıl içinde seçim. Çok iddialı bir isim varsa CHP'de çıkar, aday olur. Bu arada örgütün, genel merkezin, meclis grubunun tutumu ortaya çıkar. Genel kamuoyunun görüşü netleşir. Bütün bu tablonun sonucunda Baykal, belki de aday olmak zorunda kalır. Ama bugünden verilmiş tek bir karar var:
Baykal istifa etti. Bugün grup, Baykalsız toplanacak. Diyebilirim ki kamuoyunda Baykal'la ilgili hiç, dünkü kadar olumlu hava esmemişti. Şimdi adaylık yolu herkese açık. Bakalım, neler yaşayacağız?