Deniz Gökçe deniz.gokce@aksam.com.tr

kategori2

Çin'de eğitim ve Komünist Parti

Dün bu sütunda Yale Üniversitesi Başkanı Richard Levin'in Çin'deki en son eğitim seferberliğinden bahseden yazısının içeriğini aktarmaya başlamıştık. Çin 1978 yılında Mao sonrası değişim seferberliğini başlatmış ve müthiş bir ekonomi hamlesi yapmıştı. Bugün gelinen yerde Çin ve Hindistan, dünya ile ucuz emek sayesinde rekabet ediyor, fakat düşük emek maliyeti, ancak tarımda gizli fazla işgücü stoku ortadan kalkana kadar  devam edebilir. Japonya ve G.Kore'nin deneyiminden de biliniyor ki, ucuz emek arzı bitince ücretler artıyor ve bundan sonra da inovasyon, yeni ürün ve hizmet, uygulamaya dönük araştırma  ve bilimsel ilerleme olmadan hızlı büyümeyi devam ettirmek mümkün değil. Bugünkü büyüme ve istihdam hızında ise Çin  ucuz emek avantajını önümüzdeki  yirmi yılda (Hindistan otuz yılda) kaybedecek. Bu nedenle Çin ve Hindistan'ın insanlarının inovasyon yetneği, teknolojik değişim ve bilimsel araştırma özelliklerini geliştirmek için az  zamanı var.


Çin önce 1998 yılında bir yüksek eğitim hamlesi planı yapmış, 10 yılda yüksek eğitim kurumu ve üniversite sayısını 1022 adetten 2263 adete çıkarmış, ayırca da her yıl üniversiteye kaydolan öğrenci sayısının 1997 yılında yılda bir milyon kişiden 2007 yılında yılda 5.5 milyon kişiye çıkartmış. Bu hamleden sonra ise Çin, Hindistan, G.Kore ve Singapur hedeflerini bir kademe daha yükseltmiş ve  yeni hedef olarak araştırmacı, bilimsel ve inovatif insan yetştimek için Batı'nın en üst düzey üniversiteleri ile rekabet edebilmeyi sağlamak için çalışmaya başlamışlardı.
Bilimde bu tür bir hedefe ulaşmak için üç şey gerekli. Birinci sınıf tesisler, yeterli fon, ve öğretim üyeleri ve öğrenciler için yeterli gelir ve avantajlar. Çin bugün bu her üç konuda ciddi yatrımı yapmakta.
ABD'ye dönersek 1945 yılında Harry Truman zamanında bilimsel araştırma atılımı için bir plan yapmıştı. Temel bilimlerdeki bilimsel keşifler ancak uzun zaman sonra uygulamada avantaj getiriyor. Örneğin laser 1950'li yılların sonuna doğru bulunmıuş, ama göz ameliyatlarında kulanımı ancak 20-30 yıl sonra mümkün olmuştu. Üstelik bu tür bilimsel buluşların ekonomik getirileri de  sahiplerine çoklukla kalmıyordu. Bu nedenle ABD, üçlü bir sistem kurmuştu. Federal hükümet bilimsel araştırmaları fonlayacak, devlet değil üniversiteler araştırmaları gerçekleştirecekler ve fonların çeşitli alanlara ve projelere tahsisi de bilimsel bağımsız uzmanlar tarafından yapılacaktı. Bu sistem ABD'de  başarılı oldu.


Ancak Asya, bu sistemde çalışmıyor. Asya'da bilimsel araştırmaların çoğu üniversite dışında araştırma kurumlarında ve devlet laboratuvarlarında yapılmakta. Fonlar da temel bilimsel araştırmalara değil, uygulamaya dönük olarak yapılan araştırma ve geliştirmeye ayrılmakta. Çin'de araştırma geliştirme harcamalarının sadece yüzde 5 kadarı temel bilime ayrılmakta, halbuki gelişmiş Batı ülkelerinde bu oran  yüzde 10-30 arasında. GSYİH oranı olarak ABD temel bilim araştırmaları için Çin'in yedi misli fon harcamakta. Üstelik de Japonya ve Çin'de fonların dağıtımı da pek bilim insanları tarafından yapılmamakta.  Ama  bu ülkelerin gene de ciddi bir araştırma yatırımı yaptıkları söylenebilir. Ancak işin bir de eğitim ve kalite yanı var.


Bir ülkenin ekonomik olarak gelişmesi sadece araştırma kapasitesine bağlı değil. Ülkenin vatandaşlarının iyi  ve geniş spektrumlu eğitim almış olmaları ve ülkenin dinamik , bağımsız ve orijinal düşünebilecek girişimcilere sahip olması  gerek. Çin yöneticileri farkındalar ki ülkelerinde dar çok boyutlu eğitilmiş insan kıt ve kritik düşünme becerisi eksik. Asya ve hatta Avrupa'da üniversite öğrencileri çok dar şekilde uzmanlaşarak eğitiliyor. Ayrıca eğitim büyük çapta ezbere dayalı, öğrenciler pasif dinleyici durumunda ve sınıfta birbirlerini ve öğretim elemenlarını farklı yönde düşünmeye itmeyi beceremiyorlar. Bu tür klasik eğitim temelli Asya pedagojisi, mühendis ve  orta düzey devlet çalışanları yetiştirmekte etkili olabilir ama, liderlik ve inovasyon öğretemez. ABD'nin  üniversitelerinde öğrencilerden bazı gerçekleri ve sayıları saymaları değil, tersine önlerine konan, daha evvel görmedikleri problemleri çözmeleri bekleniyor.


İşte bu nedenle bugün Asya eğitim sistemleri ve içeriği ABD tipine döndürülme çabasında. Ama Çin'de eğitimde iki otorite söz sahibi. Birincisi, üniversitenin başkanı, ikincisi ise üniversite içinde görevli Komünist Parti Sekreteri.  Bu da bazen ciddi sorunlar yaratmakta. Çin Eğitim Bakanlığı da sorunların farkında, ama nasıl bir değişim yapılacağı henüz bilinmiyor.
Tabii her üniversite dünya klasmanında en üst düzeyde olmak zorunda değil. ABD'de fonların dağıtımı sistemi farklılıkları yaratmakta. Almanya'da ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise üniversiteye giriş serbestleşmiş ve araştırma fonları başarıya göre değil, eşitlik ilkesine göre dağıtılmış. Japonya ve G.Kore ise  derslerini iyi öğrenmiş. Bu iki ülkede aynen ABD gibi, bazı üniversitelere daha fazla olanak sağlanmış. Japonya'da Tokyo, Kyoto, ve Osaka üniversiteleri, G.Kore'de ise Seul Ulusal Üniversitesi özel olarak desteklenen örnek üniversiteler. Çin de aslında bu tür yaklaşımın öneminin farkında. 1998 yılından bu yana yedi tane üniversite, Fudan, Nanjing, Pekin, Shanghai, Jiao Tong, Tsinghua, Xi'an Jiaotong ve Zehi Jiang üniversiteleri iyice torpilli. Hindistan ise 1950-60 arasında beş adet teknoloji üniversitesi kurmuş. Sonra bunlara on tane daha eklemiş, ama bunları uluslararası rekabete düzeyine getirememiş.


Bugün ise hem Çin hem de Hindistan, Çinli ve Hintli bilim adamlarının yurtdışındaki başarılarına bakarak ülke içinde de uluslararası rekabet karşısında ayakta kalacak üniversiteler kurmaya çalışıyor.  Çin aslında Komünist Parti'nin kurumların içinde olması nedeni ile akademisyenlere fazla tercih hakkı bırakmıyor, ama Hindistan bilim adamlarını oldukça serbest bıraktığı için  avantaj sahibi. Tabii bilimde klasmanda öne geçmek, ama siyasi olarak ifade ve tercih hürriyetini sınırlamak mümkün . Sovyetler bunu yapmıştı. Soğuk savaş esnasında matematik ve fizikte çok da ileri gitmişlerdi. Ama bu özel kurumlarda gerçekleşmiş, üniversite bazında olamamıştı. Sonuç ortada! Önemli olan nokta şu; bilim insanları özgür olmalı ve dünya çapında ortak çalışma gerçekleşmeli.

 

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3