Hüsnü Mahalli hmahalli@superonline.com

kategori2

Başarının sırrı

Bazıları, şansı eklese de herhangi bir işin başarılması için öncelikli olarak o işe inanılması ve bu uğurda çalışılması gerekmektedir. İnsanlar için geçerli olan bu kural devletlerarası ilişkilerde her zaman önemsenmiyor. Çünkü uluslararası ilişkilerde çıkaralar daha ön planda tutulur. Türk - Suriye ilişkileri için de geçerli olan bu kurala biraz da duygusallık katabiliriz. Çünkü Suriye lideri Esad ile Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu arasında mutlak karşılıklı güven olmasaydı, bugün bu ilişkiler asla bu düzeyde olmazdı ve Türk halkı ile Suriye ve Suriye üzerinden tüm Arap halkları arasında varılan kardeşlik ve dostluk duyguları bu denli kabarmazdı.

Kabardı da ne oldu diyenler olabilir?
Irak'ta, Amerikan işgaline taraf olan bir Türkiye ne Suriye ne de diğer Arap ülkeleri ile asla dost olamazdı ve kendini İran ile karşı karşıya bulurdu. Arap ve İslam ülkeleri ile problemli bir Türkiye AB ile asla adaylık görüşmelerine başlayamazdı ve uluslararası ilişkilerde hiçbir şekilde ilgi ve saygı görmezdi.


Örneğin son üç günlük gelişmelere bakalım. İran Dışişleri Bakanı Muttaki, cuma günü İstanbul'da Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile ülkesinin nükleer programı ile ilgili son gelişmeleri değerlendirdi. Ertesi gün Suriye lideri Beşşar Esad İstanbul'a gelerek Cumhurbaşkanı Gül ile bir araya geldi.
Detaylarını medyadan izlediğiniz görüşmelerin ardından Esad, ertesi gün ailece Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Davutoğlu eşlerinin katıldığı bir kahvaltıda çok samimi bir ortamda bir araya geldiler. Bu yetmedi Esad bir kez daha Başbakan Erdoğan ile görüştükten sonra üçlü (Suriye-Türkiye-Katar) liderler zirvesine katıldı. Tüm bu görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel konular ele alınıyor ve her üç ülkenin tüm konularda görüş birliği içinde olduğu vurgulanıyordu. Tüm görüşmeleri yakından izleyen biri olarak, olup bitenlerden büyük bir haz duyduğumu söyleyebilirim. Çünkü herkes Türkiye'nin önemini ve etkin rolünü kabul ediyor, istiyor ve destekliyor. Böyle olmasaydı aynı gün Irak, Başbakan Maliki'nin Sözcüsü Dabbağ, İstanbul'da görüştüğü Cumhurbaşkanı Gül'e önemli ve acil mesaj getirmezdi. Hemen peşinden İran Parlamentosu Başkanı Larajani (ki kendisi eski nükleer dosya sorumlusuydu) Cumhurbaşkanı Gül ile buluşmazdı. Dün ise Müslüman ülkelerinin parlamento başkanlarının bir bölümü İstanbul'da Kudüs konusunu görüşmek için bir araya geldi.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile AB'den sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısına katılmak üzere dün Brüksel'e gittiler. Rusya Devlet Başkanı Medvedev ise Türkiye'ye geliyor. Başbakan Erdoğan Azerbeycan, Gürcistan, Yunanistan, İran, İspanya, Brezilya, Arjantin ve bazı Latin Amerika ülkelerine yapacağı ziyaretlere hazırlanıyor.
Elbette başka düzeylerde daha birçok etkinliği anlatabiliriz. Ama burada söylemek istediğim şey Türkiye kendi iç gündemi ile çok yoğun bir tartışmayı yaşarken dışta da yüklendiği sorumluluklara uygun olarak hareket ediyor ve herkesin takdirini kazanıyor.


Türkiye farklı cephelerde kazandığı değişik mevzilerde elde ettiği avantajlarla hiç kimsenin görmemezlikten gelebileceği bir ülke olmuştur. Suriye lideri Esad'ın dediği gibi 'Türkiye-Suriye ve hatta İran yakınlaşması olmasaydı bugün coğrafyamızda çok daha kötü bir durum olabilirdi'. Çünkü bu yakınlaşma ve dolaysıyla bu karşılıklı güven olmasaydı önce her üç ülke kendi hesapları doğrultusunda davranacak ve dış güçler bu hesapların bir yerinde olmak isteyecekti. Dış güçlerin bir yerinde olduğu herhangi bir hesap, proje ya da plan kesinlikle bu coğrafyanın hiçbir halkı için hiçbir iyilik içermeyecektir. Tarih bize bunu onlarca hatta yüzlerce kez kanıtlamıştır. Belki de bu kanıtı gören Gül-Erdoğan-Davutoğlu ve Esad, Mehmet Akif'in de söylemine uygun olarak 'tekerrür etmesin diye tarihten ders almışlardır'.
Tarih ve kendi hatalarından ders alanlar başarının sırrını mutlak olarak çözerler. İşte bu nedenle tüm eksiklerine rağmen ben Türkiye'nin önce Suriye sonra da bölge ülkelerine açılımını çok önemsiyorum ve bu ülkelerin demokrasi ve özgürlük mücadele ve açılımlarına katkı sağlayabileceğini düşünüyorum. Elbette Arap ve İslam ülkelerinin büyük bölümünde bugün var olan anti-demokratik yapıların kısa vadede değiştirilmesi pek kolay değil. Ama şu da bir gerçek:  Orta ve uzun vaade böyle bir değişim olacaksa, bunda mutlaka Türkiye'nin rol ve payı olacaktır. İşte o zaman da Batılıların değil bu coğrafyanın halkları tarafından sınırları ya da sınırsızlıkları belirlenen yeni bir harita ortaya çıkacaktır.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3