Bundan üç hafta önce siyasete şiddetin bulaştırılmasının kimseye fayda sağlamayacağını yazmıştım. Şimdi şiddetin yanına komplo, entrika ve bel altı mücadele de eklendi. İnsan söyleyecek bir söz bulamıyor bazen. Kelimeler gelip boğazınıza düğümleniyor. İnsanların şerefi, onuru, çocukları ve aile hayatları üzerinden, hangi dava uğruna böyle bir siyasi mücadele yoluna girilebilir? Girilirse, uğruna yola çıktıkları 'o' kutsal davaları her neyse ve kendileri temiz kalır mı? Unutmayalım ki, insanların karakterlerini belirleyen bilinçlerinden ziyade; onların toplumsal ilişkileri, kullandıkları araçlar ve yöntemlerdir.
Malum internet sitesinde servis edilen görüntülerin hedefinde sadece Sayın Baykal ve CHP değil, Türkiye'nin yeniden dizaynı da bulunuyor. Bu olay, siyasi komplodan ayrı basit bir skandal düzeyine indirgenemez. Aksi halde tasarlanan yeni dünya düzenine direnenlerin tasfiye edilmesi için girişilen topyekün bir çabayı görmezden gelmiş oluruz.
Sayın Başbakan'ın konunun siyasi malzeme olarak kullanılmaması yönünde telkinde bulunduğu söyleniyor ama hükümet cephesinden bazı isimlerin alaycı demeçleri bu telkinlerin hiç de samimi olmadığını gösterdi. Yandaş denen medyada, ana muhalefet genel başkanını hedef alan böylesine çirkin bir saldırı yapılacak; öncesinde bundan iktidarın veya istihbarat birimlerinin bilgisi olmayacak! İşte sokaktaki insan buna inanmıyor.
Yayınlanan görüntünün yurtdışı kaynaklı olduğu, yapılan ilk açıklamalar arasında. Kaynağın yurtdışı olması bunun planlanmış bir tezgah olduğunu ortaya koymaktadır. Bu olayın faillerinin kesinlikle ortaya çıkarılması gerekiyor. Belki o zaman iktidar bu konuda önceden bilgisi olmadığını ispatlamış olur. Fakat bunlar yapılsa da geriye Türkiye tarihinde önemli yeri bulunan siyasi bir liderin tahrip olan imajı kalacaktır.
Sayın Baykal, bu kara kampanyaya teslim olmayacağını, bu hukusuz ve ahlaksız komplo nedeniyle kimsenin kendisini sorgulamasına izin vermeyeceğini açıkladı ve CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etti. Böylece komploculara beklemedikleri bir cevabı vermiş oldu. Giderken bile gerçek bir siyaset adamı dersi verdi.
Olayın zamanlaması anlamlıdır. Referandum öncesine denk gelmesi, tezgahın arkasındaki amacı da gösteriyor bir bakıma. Bugün Türkiye siyasetinde kullanılan araçlar, siyasetin gittikçe kirlendiğini gösteriyor maalesef. Telefonlar dinleniyor. Muhalifler izleniyor. Sahte belgeler üretiliyor. Şaibeli gizli tanıklarla insanlar içeri tıkılıyor. Bilişim teknolojisi kullanılarak üretilen, birleştirilmiş, montajlanmış ses ve görüntü kayıtları internette yayınlanıyor. İş adamları vergi incelemesinden korkadursun, Başbakan'la 'emek sömürüsü' polemiğine giren TOBB'un bile 16 şirketi birden incelemeye alındı. Varın gerisini siz düşünün....
Bütün bu totaliter uygulama ve baskıcı yöntemlerle demokrasi değil, olsa olsa faşizm inşa edilebilir. 20. yüzyıl muhafazakarlığının ve modernliğin düşünürü Richard Weaver şöyle diyor: 'İnsanların özgürlüğünün aniden değil, hissedilmeden, sessizce kaybolduğunu tarih her zaman göstermiştir. Günümüzün devletçilik eğilimindeki en korkunç tehlike budur. Eğer özgürlüğün yanında, ortada görünmeyenlere ve asılsız olanlara teslim olmak yerine, direnme arzusu olmasa, özgürlük bir süre sonra yok olur'.
Öyle anlaşılıyor ki, siyaseti bu kirlilikten kurtarmazsak; adalet, özgürlük ve demokrasi uzak bir hayalden öteye gidemeyecektir. İktidara giden veya onu koruyan her yolu mübah görmek, bu uğurda hak, hukuk tanımamak gibi bir anlayış egemen olmaktadır yavaş yavaş. Siyasetin bu derece hırsla yapılması kontrolünü yitiren siyasi hareketlere her şeyi yaptırabilir. Fakat şurası unutulmamalıdır ki, kirli siyaset bazen bumerang gibidir, gelir onu fırlatanı vurur...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.