Tütün ve Alkol Piyasası, Şeker Piyasası, Enerji Piyasası, Sermaye Piyasası düzenleme-denetleme kurumlarından sonra şimdi de süt ve süt ürünleri piyasası için bir düzenleme kurumu kurulması gündemde. Neoliberal ekonomik görüş, devletin ekonomide üretici olmaktansa, sadece düzenleme ve denetleme işlevlerini yerine getirmeye yönelmesini gerektiriyor. Ama yine de devletin çeşitli mal ve hizmet piyasalarındaki fiyat oluşumlarına kamu yararı adına müdahale ettiği görülür. Böylece Marksizm'in kapitalizme yönelttiği üretim ilişkilerinin, üretim güçleriyle uyumsuzlaştığı veya ayak bağı olduğu eleştirisi bertaraf edilmeye çalışılır.
Esasen devlet bu oyunda aktör olmaktansa, yönetmen olmayı tercih etmektedir. Elbette bu yönetmenin sahneye koyduğu oyunu nasıl yöneteceğini belirleyen bazı faktörler var. Eğer bir mal piyasasıyla ilgili bir düzenleme getiriyorsanız üretici, aracı ve tüketicileri bir arada düşünmek zorundasınız. Zira atacağınız her adım bu gruplardan birinin veya ikisinin lehine olacak, ama diğeri kaybedecektir. Örneğin taban fiyat uygularsanız üretici, tavan fiyat uygularsanız tüketici karlı çıkar. Çıkarları birbirine ters grupları aynı anda mutlu etmek neredeyse imkansızdır.
İşte bu çıkar gruplarının menfaatlerini dengelemek, devletin işi olmaktadır. Temel gerekçe kamu yararı olarak sunulsa da; devlet adına karar veren hükümetler işin doğası gereği siyasi hesaplar yapmadan adım atmazlar. Üreticiler, siyasi olarak daha örgütlü ve etkiliyse hükümetlerin ibresi genelde üreticiden yana kayar. Örneğin; ABD'de başta mısır üreticileri olmak üzere, çiftçiler genelde örgütlüdür. Bunun yanı sıra, ve hatta daha önemlisi, ABD çiftçilerinin üretimleri büyük ölçeklidir. Hal böyle olunca Amerikan çiftçisini huzursuz edecek kararlar almak siyasi olarak epeyce risklidir.
Oysa tüketicinin örgütlü olup olmaması çok da önemli değildir. Refahı azalan tüketici hükümete bir sonraki seçimde oy vermez. Bu nedenle alışılageldik sistemde tüketiciler üreticiler kadar etkili olamamıştır. Hem üretim zincirin ilk halkasıdır. Üretim olmadan tüketim hiçbir şekilde olmaz, ama tersi geçerli değildir. Bu nedenle tüketiciler, dünya genelinde pek de güçlü olamamıştır. Fakat küreselleşme bu klasik mekanizmayı bozmuştur. Zira tüketiciler için alternatifler çoğalmıştır. Deniz yolu ulaşımı ve iletişimin de gelişmesiyle düşen tedarik masrafları tüketicilerin en ucuz olanı kolayca bulabilmesini sağlamaktadır. Artık üretimden gelen gücün yanında, tüketimden gelen güç de gündemdedir.
Konumuza dönersek, Türkiye'de süt üretimi diğer birçok gıda ve tarım ürününde olduğu gibi, çok sayıda küçük ölçekli üreticiden oluşan bir piyasaya sahiptir. Son dönemlerde üretici birlikleri şeklinde bir örgütlenme ortaya çıkmış olsa da, etkin işlediği söylenemez. Az sayıdaki büyük marka bu birliklerden ve örgütlenememiş tekil çiftçilerden çok düşük fiyatlara aldığı sütü işlemekte ve tüketiciye satmaktadır. Özellikle 1980 sonrası genel eğilimin etkisiyle küçük ölçekli, örgütsüz ve dağınık üreticiler deyim yerindeyse sahipsiz bırakılmıştır. Dolayısıyla bu alanda bir düzenleme kurumuna ihtiyaç olduğu açıktır.
Ancak bu piyasadan pay alan tarafların hangi oranda ve nasıl tatmin edilecekleri önemli bir sorundur. Çok sayıda güçsüz üretici, az sayıdaki marka sahibi aracı firma ve tüketicilerden oluşan bu hassas oyunu, bakalım devlet nasıl yönetecek? Türkiye'de ne yazık ki, geçmiş tecrübelerimiz olumsuzluklarla doludur. Özellikle siyasiler ticaretin içindeyse, o piyasada kamu yararı adına işlem tesis etmek mümkün olamıyor. Ayrıca unutmayalım ki, bir ülkede iş ahlakını etkin kılma düzeyi, sadece yasalarla değil önemli oranda kültürle ilgilidir.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.