AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2010-05-23

kategori2

Beyaz Türklüğün ölümü

Zaten 'ahlak'ları sorunluydu. İnanç ile zorlamalı bir ilişkileri vardı. Yaşadıkları topluma tamamen yabancılaşmışlardı.

Kendi 'varoşlarında' (Evet Nişantaşı, Etiler türü yerler de bir tür varoşturlar) rahatsız edilmeden sonsuza dek yaşayıp gideceklerini düşünüyorlardı.
Ama olmadı, değişen toplumsal dengeler nedeniyle tüm düşünceleri ve yaşam tarzları sorgulanmaya başlandı.

Rahatsız oldular, paniklediler ve fena halde dağılmaya başladılar.
En sonunda kendilerine ait olduğunu sandıkları parti olan CHP de intihar etmeye başladı.

Açıkçası çok kısa bir süre önce, sanki memleketin tek sahipleriymiş gibi davranan Beyaz Türkler dağıldılar, sahipsiz kaldılar ve tarih sahnesinden silinmeye başladılar.

***
Televizyonda ısı yalıtımı düzeniyle ilgili bir reklam görüyorum. İçi yalıtım maddesi ile kaplanmış bir duvarın iki yanında sıcak ve soğuğu temsil eden insanlar koşarak geliyorlar, zıplayıp duvara doğru fırlıyorlar ve duvara çarpıp yıkılıyorlar, nakavt oluyorlar.

Ben son zamanlarda CHP'nin durumunu bu kadar mükemmel anlatan başka bir film olabileceğini sanmıyorum.

Yıllardır bu parti içinde hizipler var, birbirlerine düşmanlar. Düşmanlıklarının nedenini kimse, kendileri de dahil, bilmiyorlar.

Aslında BTE (Beyaz Türk Erkekler) den oluşan bir grup bunlar. Toplumun beklentileri, arzuları farklı, onlar bunun hiç farkına varmadan ve de bunu pek umursamadan (Bu tavrın her zaman yanlış olacağını söylemek, teorik açıdan yanlıştır ama bu tamamen başka bir konu) yıllardır aynı lafları bıkmadan usanmadan tekrarlıyorlar, toplum onlardan bıktı, onlar birbirlerinden bıkamadılar bir türlü. Üstelik son zamanlarda iyice azdılar da.
Halk onların birbirleriyle kavgalarına anlamadan ve fazla da ilgilenmeden bakıyor (Bu da bir tür halk geleneğidir). Bu nedenle yıllardır parti tek bir adım ileriye gidemedi yerinde sayıyor.

Adamlar birbirlerine saldırıyorlar ama reklamda olduğu gibi kendi gerçeklikten kopukluklarının oluşturduğu görünmez bir duvara çarpıp çarpıp; sapır sapır yere dökülüyorlar. Kavgalarının ne kendilerine ne de o duvara benzer biçimde ayağını yere sağlam basmış gibi duran ve kendini bu tür insanlara karşı yalıtmış olan topluma bir faydaları var.

Reklamdaki duvar, hiç olmazsa enerji tasarrufu sağlarken gerçek yaşamdaki o görünmez duvar, ona kafamızı vurmaya ısrarlı olduğumuz takdirde, bizim enerjimizi tüketip duruyor.

***
 Bu adamların birbirleriyle kavgalarını ve kafalarını görünmez duvarlara çarpıp yere yıkılmalarını seyretmekten nedense bir türlü bıkamamış olan BTE başı Deniz Baykal (Ve evet oymakbaşı olmak gibi bir şey bu) o hayatı pek sevdiğinden olsa gerek, iç kavgayı durduracak görünmez duvarları yıkabilecek, yeni başkan adaylarının ortaya çıkabilmesini durmadan engellemeye çalışıyor.

Parti içinde o görünmez duvara fırladığı takdirde kafasını çarpmayacak ve yıkılıp bayılmak yerine o görünmez duvarı delip geçebilecek tek insan olan Kemal Kılıçdaroğlu'yla ilgili olarak 'sözde partinin' içinde son iki gündür yaşanılanlar, bu olan biteni hayretler içinde seyretmekte olan Beyaz Türklerin arasındaki utanma duygusunu henüz kaybetmemiş olan insanları, neredeyse hasta edecek düzeyde mide bulandırıcıydı.

***
Deniz Baykal'ın o hayatı neden bu kadar fazla sevdiğini ve bir türlü bırakamadığını anlamaya çalışıyorum ama bunun rasyonel bir açıklaması maalesef yok. Belki de parti başkanı olmak, ona çapkınlık yapabilmesi için uygun bir kılıf hazırlıyordur. Sadece bu nedenden dolayı başkanlık koltuğuna bütün vücuduyla sarılmış ve bırakmak istemiyor olabilir.


***
Anlayacağınız Deniz Baykal, görevinden alınmış eski yayın yönetmenlerinin durumuna düşmek istemiyor olduğu için tekrar ısrarla başkanlığa dönmek istiyor galiba.

Nasıl ki yayın yönetmenleri görevden alınınca, karılarına çalışıyorum çok işim var diye yalan söyleyip çapkınlık yapmak imkanları artık kalmıyorsa, Deniz Baykal da hayatın bu zalim darbesini yemek istemiyordur.

***
Tabii nasıl ki artık çapkınlık yapmak imkanına sahip olamıyor diye kendisine acınılıp hiçbir kişi yayın yönetmenliğine geri atanmıyorsa biz de Deniz Baykal da artık çapkınlık yapamayacak diye ona acıyıp genel başkanlığa geri dönüşünü desteklemek zorunda değiliz. Biz zorunda değiliz, Kemal Kılıçdaroğlu hiç değil.

Baykal'ın aksine Kemal Bey kendisine çapkınlık yapması için kadın tarafından ısrar gelse bile bunu uzun bir açıklama yapıp reddedermiş gibi bir havası var.

Görüntüler insanı gayet tabii ki yanıltabilir. (Yere bakar yürek yakar türünde folklorik absürd laflar bu tür durumlar için söylenmiş olmalı çünkü o cümlenin düşünülebilmiş olmasının başka makul bir açıklaması yok).
Ancak inşallah yanılmıyorumdur. Çünkü Deniz Baykal'dan sonra o da çapkın çıkarsa doğrusunu isterseniz ben acayip korkmaya başlarım.
Ya çapkınlığı da giriştiği her iş gibi ciddiye alırsa; bu konuda da azimle, ilkeli bir şekilde çalışırsa. Ya çapkınlık üzerine hazırladığı bir ayrıntılı dosya varsa veya o dosyadaki her bilgiyi uygulamaya da karar verirse.
O zaman bu adamın son derece tehlikeli olacağını da tahmin etmek pek zor değil.


***
Beyaz Türklerin partisi olan CHP anladığım kadarıyla bugüne kadar başkanlarının kaçamakları hakkında konuşmamak ve üstünü örtmek amacıyla mükemmel bir dayanışma sergilemişler. Bu biraz kalabalık bir akşam vakti Papermoon'un barında herkes tarafından tanınıp bilinen bir adamın, birdenbire yanındaki güzel ve genç kızı öpmeye başladığında bardaki diğer erkeklerin adamı tanımıyorlarmış gibi davranmaya başlamalarına benziyor.

Beyaz Türkler hayatta nasıl davranıyorlarsa partilerindeki Beyaz Türkler de aynen öyle davranmış.

Keşke çapkınlığın üstünü örtmekteki dayanışmayı, bazı önemli fikirler, ilkeler açısından da gösterebilselerdi.

***
Görünen o ki Deniz Baykal başkanlığa dönüş yaparsa, buna sevinecek tek toplum kesimi Viagra türünden hapların üreticisi şirketlerde çalışanlar olacak. Bunun dışında onun dönmesini gerçekten arzulayan insan toplumda pek yok ama Baykal toplumun görünmez duvarlarını pek seviyor, buna çok alışmış. İlla da gerçeklikten kopuk yaşayıp, görünmez duvar engelleri oluşturacak partisine.

Baykal inşallah ayıp olarak algılanacak bir şey (Hayır o aklınıza ilk geleni değil, zira o konuda durabileceğini pek sanmıyorum, alışmış kudurmuştan beterdir) yapmaz da, umarım başkanlığa geri dönmek için mücadeleyi bırakır.

MUHASEBE İÇİN ÇEKİLİYORUM
Bir süredir çok konuştum, çok yazdım. Haftalardır her gece bazen de gecede üst üste iki kanalda olmak üzere konuşuyorum, tartışıyorum. Ben çok laf söyledim, bana çok laf söylendi, biraz yoruldum, ama bu çok önemli değil. Daha önemlisi biraz çekilip bir muhasebe yapmak istiyorum. Ben ne demişim, bana neler denmiş, bu değerlenmeyi yaptıktan sonra yoluma nasıl devam edeceğime karar vereceğim. Birkaç gün olmayacağım.
Önemli not: Bu yazı il başkanlarının belki de hayatlarında ilk kez Baykal'dan talimat almadan kendi başlarına verdikleri güzel karardan önce yazılmıştır. İl başkanlarının Kemal Kılıçdaroğlu'na verdikleri destek, partide hala daha onca yıpratılmaktan sonra mucizevi bir şekilde hayatta kalabilmeleri şansının olduğunu gösteriyor. Bence Beyaz Türkler de kötümser olmayı bıraksınlar artık, geçmişte ne olduysa oldu, yeni döneme bakın hayat hakkında sonra karar verin.

Tabii dün olanlar düne kadar olanları, anlatmak için yazdığım yazıyı değiştirmemi gerekli kılmıyor.