AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2010-05-29

kategori2

Erdoğan: 100 bin Ermeni'yi sınır dışı ederiz

Var mı artıran?
İlk olarak Tansu Çiller sayı telaffuz etti. Yıl 2000'di. Yine ABD'de Ermeni mevsimiydi. 'Türkiye'de 30.000 kaçak Ermeni var' dedi Çiller.
Üzerinden dört yıl geçti. Bu kez Abdullah Gül çıktı ve '40.000 kaçak var' diye konuştu. Bu kaçak Ermeniler öyle bir topluluk ki amip gibi çoğalıyorlar herhalde. Zira Yaşar Yakış sayıyı 2007'de 70.000 olarak açıkladı. Son olarak da Başbakan'dan öğrendik ki  bu sayı 100.000'miş!

***
Sahi nereden çıkıyor bu katlanarak büyüyen rakamlar?

***
Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve Ermeni nüfusu üzerine ciddi araştırmalar yapan araştırmacı-yazar Alin Özinian'a sordum. Şöyle dedi: 'Siyasilerin bu sayıları nasıl buldukları belli değil. Ortada bu sayıya ulaşacak herhangi bir çalışma yok. Üstelik bu rakam çok abartılı. Ben Devlet İstatistik Kurumu'nun tablosuna göre her yıl Türkiye'ye yapılan giriş çıkışlara baktım. Giriş ve çıkışların farkından 7000 rakamına ulaştım. Hadi yasa dışı yollarla çıkanlar var diyelim ve bu rakamı iki ile çarpalım. 15.000 gibi bir sayı çıkıyor. 15.000 nerede 100.000 nerede?'

***
Alinian'ın hesabı ile Başbakan'ın telaffuz ettiği rakam arasında dağlardan çok fark var. Hem olmasa bile ülkemizde yaşayan bir topluluğu siyasi manevra alanı olarak kullanmak insanlığa sığar mı? Bir yandan yeri gelince 'biz şöyle misafirperverizdir. Bakın kaçak da olsa Ermenileri burada yaşatırız' demek, ama sıkışınca onları koz olarak kullanmak hangi etik anlayışına uygun?

***
Nereden çıktı, demeyin. Bana bu 'insan- siyaset' ikilemi Almanya'da misafir işçilerle ilgili şu cümleyi hatırlatıyor: 'Biz Türkiye'den iş gücü istemiştik. Onun yerine insan gönderdiler.'

İtinayla top çevrilir!
Bu ülkede hala ortak bir zemin  bulunabileceğine inanıyordum.  Öyle bir şey yakalanacaktı ki 'sen farklı da düşünsen ben seninle konuşabilirim' diyecekti insanlar. Ama henüz vakit gelmemiş... Salı günkü yazıma atıf yapılarak kaleme alınanlar kısa vadede umutlarımı sildi, süpürdü.

***
Salı günü Arı Hareketi'nin düzenlediği toplantıyı yazmış, orada Ergenekon karşıtı ve Ergenekon yanlısı gibi görünen isimlerin aynı masa etrafında diyalog yolu aradığını 'müjdelemiş'tim. Meğer o masa 'numunelik' bir masaymış. Diyalog yolu arayanlar hepi topu o masadakiler kadarmış.


***
Ben orada Ergenekon'u eleştiren bir rapor kaleme alan Gareth Jenkins'in de o raporu eleştiren Yıldıray Oğur'un da güçlü ve güçsüz yanlarının olduğunu söyledim. Jenkins'in raporunda birtakım eksiklikler, bazı 'görmemeler' vardı. Bunlar raporun zayıfıydı. Oğur ise Ergenekon sürecinin önemini vurgularken uygulamada bazı hukuksuzluklar yapıldığını kabul ediyordu. Yani iki taraf artı ve eksi hanesine yazacak bir şeyler buluyordu.


***
Ama sonra ne oldu? Ergekenon davasına 'vurmak' isteyen Ahmet Hakan ve ardından Mehmet Y. Yılmaz, Oğur'un o toplantıda sarf ettiği bir cümleyi aldı,  'sulandırma malzemesi' yaptı. Davayı karikatürize etmek için kullandı. Tam da benim eleştirdiğim bir tarafgirlikle!

***
Yazılara bakınca bir süreliğine 'tövbe' diyorum. Birbiriyle kavgalı takımların oynadığı bir sahaya arabulucu olarak girmeye 'tövbe'!

Yıldıray'ın notu:
Bu top çevirme sırasında Yıldıray Oğur mail attı. Aynen aktarıyorum: 'Ben o toplantıda iddianamelerin Ergenekon örgütünü ispatlayamadığından, Ergenekon'un aslında Türkiye'de askerin rutin dışına çıktığı eylemleri sorgulamanın kod adına dönüştüğünden, askerlerle birlikte rutin dışına çıkmış insanların Ergenekon üyesi kabul edildiğinden, haklı olarak bu insanların Ergenekon'u duymadıklarını söylediklerinden bahsettim. Bunun davanın açmazlarından biri olduğuna işaret ettim.'