AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2010-05-29

kategori2

Ne mutlu Müslümanım diyene!

Geçtiğimiz pazar günü, Sabah gazetesini okuyunca kendime çok kızdım. Gazetede Sevilay Yükselir'in  Vivet Kanettti ile yaptığı  röportaj vardı. Şöyle diyordu Kanetti: 'Eşim Ömer Uluç'un yanına, Aşiyan'a gömülmek istiyorum ama başka dindensin diye gömülemezsin diyorlar.'

***
Bu sözler için kendime kızdım çünkü geçtiğimiz ağustos ayında  konu üzerine bir yazı yazmıştım. Diyarbakırlı Ermeni sanatçı Aram Tigran ölmüş ve Türkiye'ye gömülememişti. Bunun üzerine 'kim bu topraklara gömülebiliyor?' diye araştırmış ve tüylerimi ürperten 'gömülme şartlarını' sizlere aktarmıştım.

***
Sonra ne oldu? Hiçbir şey! Sizlerden gelen mailler dışında tek bir yetkili kılını kıpırdatmadı. Ama en önemlisi ben de meseleyi rafa kaldırdım! Takipçisi olmadım. Ta ki geçen pazara kadar aklıma getirmedim.

***
Oysa bu ülkede 'açılım' dalgası denen 'ötekilerimizle kucaklaşma' hadisesinin  gerçek mi yoksa plastik mi olduğunu anlamak için  Kanetti'nin örneği çok önemli. Bu yüzden gömülme prosedürlerini tekrar hatırlatmayı gerekli görüyorum.

***
Türkiye toprakları bütün Müslümanlara açık. İsterseniz  Uruguaylı olun. 'Müslüman' olduğunuzu siz ya da ölümden sonra iki yakınınız beyan ederse mezarlıklar müdürlüğü hemen defin işleminizi gerçekleştiriyor. İster vatandaş olun, ister olmayın.  Ama Müslüman değilseniz yandınız. Şayet TC vatandaşıysanız önce Mezarlıklar Müdürlüğü'ne başvurmanız gerek. Orası sizi kendi cemaatinize yönlediriyor. Cemaatin mezarlığına gömülüyorsunuz. TC vatandaşı değilseniz (vatandaşlıktan çıkarılan aydınlar, tehcire zorlanmış anne babaların dünyanın dört bir yanındaki çocukları vesaireyi düşünün) o zaman Dışişleri Bakanlığı'nın özel izni ile gömülebiliyorsunuz bu topraklara. O izni çıkarmak da çok zor. Aram Tigran bu nedenle gömülememişti.

***
Vivet Kanetti'nin durumu ikinciye giriyor. TC vatandaşı ama Müslüman değil. O nedenle kendi cemaatinin gösterdiği ayrı bir mezarlığa yönlendiriliyor. 'Müslüman' mezarları onun gibilere kapalı. Kocasıyla bir ömür geçirmiş. Ömür bitince 'sen', 'ben' ayrımı yapıyor devlet.

***
Hani biz bir ümmet değil, bir millettik? Hani resmi söyleme göre 'din, dil, ırk' ne olursa olsun önemli olan 'ne mutlu Türküm diyene' demekti?

***
Hadi diyelim bu  'Türkleştirme' kılıfını demode ilan ettik. 'Türk'üm' değil; 'Türkiyeliyim' dedik. Peki ama bu durağı geçtikten sonra vardığımız durak 'ne mutlu Müslümanım diyene' midir? Açılım denen şey için 'biz'in herkesi kapsaması gerekmez mi?

***
Milletçiliği kırarken ümmetçiliği de kırmadıkça iyiye gidiş yolu yok. Al birini vur ötekine! Bu ülkedeki ayrımcılık bir çok katmanda aynı şekilde devam ediyor...

Değişiklikten korkma!
Her saat maruz kaldığımız 'gelişme bombardımanı'nda  kayboluyorum. Savcıların yetkileri alınıyor, askerler tutuklanıyor, salıveriliyor, tekrar tutuklanıyor... Gelişmeleri detaylarıyla takip etmek 'Ergenekon uzmanları' için bile hayal oldu. Ama yaşananlar boğulma hissi yaratıyor diye  yokmuş gibi davranabilir miyiz?

***
Bu sorunun cevabı 'hayır'. Davranamayız çünkü mevcut sistemde bir şeylerin yanlış gittiği ortada. Birilerinin birilerini kayırabilecek boşluk bulduğu da.

***
O zaman sular çekilip taşlar ortaya çıkmışken damarları yenileme operasyonu olan anayasa değişikliğine karşı durmak bile bile kalp krizine 'evet' demek değil midir?

***
Yıllardır 'paşa paşa' bizi idare eden cunta yasasının tamamen değişmesi için önemli bir adım olan yeni paketin arkasında cesurca durmak lazım. Yargının, muhalefetin, 'bana dokunma yandan geç' diyenin itirazlarına karşı çıkarak. Çünkü bu ülkede 'seçilmişten' korkulmayacak günlerin gelmesi için bazı kovanlara çomak sokmaktan başka çare yok.