AKŞAM | CUMARTESI | 05 HAZİRAN 2010, CUMARTESİ

Uzakdoğu'dan muhalif seri katil filmi

Güney Kore yapımı 'The Chaser - Ölümcül Takip', seri katil filmlerine yepyeni bir bakış açısı katıyor ve sistemi eleştiriyor.

film
Seri katiller konusunda 'Seven'dan sonra hep aynı filmi izliyoruz. İnsanların sırasıyla ceset oldukları, ya nedensiz ya da beylik psikolojik nedenlerle cinayetlerin işlendiği birbirinin kopyası gibi duran filmlerdi bunlar. Üstelik kendince zeka oyunlarına girişmişlerdi ve izleyenini akıl konusunda düelloya davet ediyorlardı. Öyle ki artık seri katil olmanın kuralları bile yazılmaya başlanmıştı.
Güney Kore yapımı 'The Chaser - Ölümcül Takip', bu açıdan bakıldığında yepyeni duruyor. Seri katil filmlerinin pek çoğu sistem eleştirisine fazla girmedi. Oysa seri katili yaratan çevrenin önemi yadsınmamalı. Ayrıca Hollywood ağırlıklı örneklerde karakterlerin de tiplemelerden öteye gidemediğini biliyoruz. Ama 'Ölümcül Takip', bize yaşayan karakterler veriyor. Emekli olduktan sonra kadın satıcısı olan emekli bir polis, onun kaçırılan kızları, yarım akıllı yardımcısı ve insanları öldürdüğünü söyleyerek bunun inandırıcılıktan uzak bulunması için elinden geleni yapan müthiş bir sapık. Elde çekiç sürekli kafaya çalışan, yeğeninin kafasını bile acımadan çekiçleyen bu meczup, emniyet teşkilatının acizliği karşısında hayli güçlüdür. Emniyet, Seul Valisi'ne kesik suları protesto etmek için dışkısını fırlatan bir eylemciye karşı çok serttir ama 12 kişinin katili adi bir suçlunun şansı, siyasi bile sayılamayacak bir eylem yapan eylemciden çok daha fazladır.
ÖLÜLER KİLİSE BAHÇESİNE
Soğukkanlılıkla ölümü sokağa taşıyan katil, ölülerini ele geçirdiği kilisenin bahçesine gömmektedir. Polis eskisi kadın satıcısı, sistemi bir kenara bırakıp adaleti kendi sağlayacaktır.
'Ölümcül takip' iki saati biraz aşan uzun haliyle bile kendisini nefes nefese izlettirmeyi biliyor. Oyunculardan özellikle Jung-woo Ha polis eskisi rolünde son derece başarılı. Diyebilirim ki 'Angel Heart'taki  Mickey Rourke'tan beri bu kadar iyi bir dedektiflik kompozisyonu anımsamıyorum. İlk yönetmenlik denemesinde Hong-jin Na muhteşem bir sınav vermiş. Bundan sonraki filmlerinin takipçisiyim...

Koleksiyoncu ve şiddet
'The Collector-Koleksiyoncu', son 30 yılın belki de en görülmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken filmi.
Film eleştirisi yazıları öylesine kendisini anlatamamış bir tür ki, olumsuz yazdığınız zaman, çevre ya da okur 'olumsuz' yazının yayınlanma nedenini kimi zaman kavrayamayabiliyor. O filmin yayılmasını sağlayanlar bile zaman zaman size küsebiliyorlar. Meslek yaşantım boyunca hiçbir film için 'gitmeyin' demedim. Bunu son derece etik dışı ve çirkin buluyorum. Ayrıca dünyanın en büyük ahlaksızlığının bir şeyi yasaklamak olduğuna inanıyorum. Yazının giriş cümlesini bir daha okuyun. 'Saw-Testere' filminin yapım ekibinin elinden çıkma dar bütçeli bir korku filmi 'Koleksiyoncu'. Böceklerle tuhaf ilişkileri olan, nedendir bilinmez insanlara korkunç işkenceler yaparak biriktiren (!) maskeli bir adam... Karısını düştüğü borç batağından kurtarmaya çalışan bir böcek ilaçlama şirketi elemanı, bu korkunç koleksiyoncunun katliam için girdiği eve hırsızlık yapmak için giriyor ama koleksiyoncu ortalığa öyle tuzaklar koymuş ki, bir kere girdiniz mi artık çıkmak çok zor. Bunun sonrasında korkunç işkenceler, dil kesme, göz oyma, kafa patlatma gibi dehşetli dakikalar başlıyor.
Seyredilmesi güç, katil karakterinin işkencelerden birini videoya kaydetmesiyle 'snuff film' çekimine de göz kırpan, istismarı kendine hedef seçmiş, çok zor seyredilen bir film ama aynı zamanda son 30 yılın en çok görülmesi gereken filmi... Gazetelerin 3. sayfalarından yarışma programlarına, televizyon dizilerine kadar evrensel bir uyanışa çağıracak belki de bu film bizi. Çocukların, yaşlı ve kadınların kafasına silah sıkmaktan çekinmeyecek bir motivasyona sahip olmak şüphesiz uzun vadeli pek çok etkenden süzülüp geliyor. Kimse bu filmdeki şiddeti denemeye kalkacak denli geri zekalı değil elbette. Bu filmin önerileceği ilk yer 'işkenceciler' olmalı. Film, izlenmesi gerekliliğini de şiddet unsurunun kullanış biçiminden alıyor...

KOY - THE COVE
Eski yunus eğitmeni Ric O'Barry, yunusların insan esaretinden kurtarılması gerektiğini anlayınca, yunusların ve balinaların kıyılarında yüzdüğü Japonya'daki Taiji köyüne gitti. Dikenli teller ve yasak tabelalarıyla çevrili körfezde karanlık bir gerçek yatıyordu. Burada milyon dolarlık yunus eğlencesi endüstrisi ve yunus eti pazarı vardı. Taijili balıkçılar gecenin karanlığında görülmemiş bir av gerçekleştiriyorlardı.
Louie Psihoyas'ın yönettiği ve Simon Hutchins, Mandy-Rae Cruikshank ile Kirk Krack'ın oynadığı 'Koy - The Cove' doğa dostları için...

YAŞAMAYA DEĞER
Paris'te dış dünyadan uzak bir çevrede yaşayan 11 yaşında, oldukça zeki bir kız olan Paloma, 12. yaş gününde intihar etmeye karar verir. Ölümle randevusunun yaklaşmasına yakın, yalnız apartman görevlisi RenŽe ve gizemli Kakuro ile tanışır. Böylece Paloma, karamsar hayatını gözden geçirme şansı bulacaktır.

EV
Filmde, 'Ev' adlı televizyon programında 24 saat içinde yaşananlar seyirciye aktarılıyor. Canlı yayın yolunda devam ederken, 'Ev'e birdenbire silahlı bir adam girer ve yarışmacıları rehin alır. Saldırganın amacı oyunun kurallarını değiştirmektir. 'Ev' adlı yarışmanın final gecesinde birinci olan yarışmacı elemek istediği kişiyi öldürecek ve tüm olanlar canlı yayında ekrana gelecektir.
'Ev'i Alper Özyurtlu ile Caner Özyurtlu yönetiyor; Deniz Celiloğlu, Kerem Atabeyoğlu, Alpay Atalan ile Ece Çeşmioğlu başrolleri paylaşıyorlar...
CENNET BATIDA
75 yaşındaki genç usta Costa Gavras'tan bir yol filmi. Yönetmenin takipçileri ve sinemaseverler kaçırmasın!

BARIŞ BARDAKÇI

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3