AKŞAM | GUNCEL | 22 HAZİRAN 2010, SALI

Ziverbey Köşkü'nden yükselen çığlık sustu

Üç darbe gördü. Gözaltını, işkenceyi yaşamakla kalmadı, duyurdu. Durmadan, usanmadan yazdı. Hayatımızda pencere açtı. 83'ünde gözaltına alındığında bile kibardı, mağrurdu. Hep muhalifti. İlhan Selçuk 85 yıldır yazdığı yazısına 'Hadi bana eyvallah' deyip son noktayı koydu

selcuk

Son darbe kafamıza indiğinde 10'lu yaşların başındaydık. 70'lerde İstanbul'un ağaçlarda dut toplayan, cılız bacakları çokça çizilen, komşu bahçesinden erik çalan çocukları, 80'lerde tam hızla boy atacakken inen darbenin etkisiyle biraz güdük kaldı. O darbenin baş ağrısı uzun yıllar geçmek bilmedi. Sonra üniversiteli olduk. 'Sokaklar kan gölü' yılları geçmişte kalmıştı. Gençtik, delikanlıydık,  solcuyduk. Sadece elinde Cumhuriyet gazetesi okuduğu için sokak ortasında vurulan ağabey, ablalarımız vardı geçmişte. Biz Cumhuriyet'i çokça sevdik o yıllar. Bir pencere açılmıştı hayatımızda, bir daha asla kapanmayacaktı. Biz ikinci sayfanın yazarı İlhan Selçuk'u öyle sevdik ki 17 yaşımızda...

1987'nin karlı kışında hayatımıza bir daha hiç çıkmamacasına girdi incecik bir kitap. Bugün 40'larını sürenlerin kitaplığında yerini alan Ziverbey Köşkü, 'hiçbir zaman atılmaya kıyılamayacaklar listesi'nin en başında yer aldı.
12 Mart'ın işkencesini anlattığı, yarattığı akrostişle işkenceyi tüm dünyaya duyurduğu satırlarını neredeyse kelime kelime ezberledik. Sonra o köşkün peşine düştük. İşkencenin adresinin Ziverbey değil Erenköy olduğunu, o köşkün yıkılıp yerine onlarca dairelik bir site yapıldığını, bahçesinde çocukların oynadığını öğrendik.


MASUMİYETİN YİTİRİLİŞİ
Bir insanın bir başka insana elektriğin yardımıyla, bir manivelanın yardımıyla, bir sopanın yardımıyla öldüresiye acı çektirebileceğini, sonra iyileşmesini bekleyip tekrar tekrar vurabildiğini, sonra çıkıp evine çocuklarının yanına hiçbir şey olmamış gibi dönebildiğini öğrendiğimiz gün, içimizdeki köşkler bir bir yıkıldı.

Durmadan usanmadan yıkıntıdan bir hayat yaratmayı öğrenen çocukların ülkesinde İlhan Selçuk sanki hep yanımızda olacaktı. Ta ki dün gazetenin yazı işleri toplantısında onun ölüm haberi gelene dek.

Bu ülkenin üç darbesi de sırtına inen gazeteci, yazar, muhalif insan İlhan Selçuk, artık yanımızda değil. İşkencenin ayaklarındaki izleri çoktan silinmişti, şimdi içindeki izlerin de acısı dindi. Artık acı çekmeyecek, hepsi durdu. Gözlerini kimse bağlayamayacak, falakaya yatıramayacak, yaralayamayacak ve aşağılayamayacak.

Şimdi merak ettiğimiz bir şey var: Acaba diyorum bir başka dünya varsa, o tıpkı 83 yaşında sabahın 6'sında kapısına onu almaya gelen polislere yaptığı gibi,  şayet karşılaşırsa Faik Türün'e tüm nezaketiyle 'Bir bardak çay alır mısınız' der mi?

Üç ay sonra kardeşinin yanında
CUMHURİYET Gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Yazarı İlhan Selçuk, İstanbul'da tedavi gördüğü hastanede 85 yaşında çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti. Ömrü, işkence, sorgu ve davalarla geçen Selçuk, 21 Mart 2008'de 83 yaşında yine polisi karşısında buldu. 40 saat sorgulanan Selçuk, serbest bırakıldıktan bir hafta sonra hastaneye kaldırıldı ve by- pass ameliyatı geçirdi. Yaklaşık bir yıl sonra 14 Ağustos 2009'da bu kez kısmi felç geçirdi. Uzun bir tedavinin ardından taburcu olan Selçuk son olarak 24 Ocak 2010 günü Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Hastane dün yaptığı açıklamada 85 yaşındaki İlhan Selçuk'un  saat 13.15'te çoklu organ yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiğini açıkladı.
İlhan Selçuk 11 Mart 2010 tarihinde yoğun bakım servisinde tedavi görürken kardeşi Turhan Selçuk'u yitirdi. Yakınları acı haberi uzun süre İlhan Selçuk'a veremedi. Kardeşinin cenaze törenine katılamayan yazar, ondan 102 gün sonra hayata veda etti. Selçuk için yarın önce Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde ardından yarım asırdır görev yaptığı Cumhuriyet Gazetesi'nde tören düzenlenecek. Selçuk'un cenazesi vasiyeti üzerine Nevşehir Hacıbektaş İlçesi'inde kardeşinin mezarının yanına defnedilecek.

85 yıllık hayatın köşe taşları
İlhan Selçuk 1925'te Aydın'da doğdu. Çocukluğu subay olan babasının görevi nedeniyle Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçti. İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirdi, bir süre avukatlık yaptı.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında,  ağabeyi Turhan Selçuk'la birlikte 41.5 adlı mizah dergisini çıkardı. Asker dönüşü gazeteci olmaya karar verdi. İlk işyeri Akşam gazetesiydi. Oradan Tanin, ardından da sol eğilimli Vatan gazetesine geçti.

45 YIL ARA VERMEDİ
Tanınmaya başladığı dönemde, Nadir Nadi'nin teklifini kabul etti ve sonradan ismiyle özdeşleşecek Cumhuriyet gazetesine yazar oldu. Bu dönemde Doğan Avcıoğlu'nun Yön dergisinde de yazıları yayımlanıyordu.
12 Mart darbesinde, yönetime el koymak isteyen cuntanın içinde yer aldığı gerekçesiyle tutuklandı. Erenköy'de dönemin ünlü işkence karargahı Ziverbey Köşkü'ne götürüldü. Sol hareketin simge isimleri İlhami Soysal ve Doğan Avcıoğlu da köşkteydi.

Ziverbey Köşkü'nde işkence gördü. İşkence altında olduğunu, 'akrostiş yöntemi'ni kullanarak  ifadesinin içine gizlice yazdı. Daha sonra yaşadıklarından yola çıkarak köşkün adını taşıyan bir kitap kaleme aldı. Ziverbey Köşkü'ndeki işkenceleri  detaylarıyla anlattı.
Mahkemedeki savunması sırasında akrostiş yöntemini açıkladı ve ifadesinin işkence altında alındığını kanıtlamış oldu. Sonunda beraat etti. 12 Mart muhtırasından 9 yıl sonra gelecek 12 Eylül 1980 darbesinde gözaltına alınmadı. Yazıları yüzünden hakkında birçok dava açıldı.
Türkiye,  onu 12 Mart'tan 37 yıl sonra Ergenekon soruşturması kapsamında sorguya giderken gördü. 1 Mart'ta sabaha karşı 04.30'da evinden alınıp yaklaşık 40 saat sorgulandı. Yurtdışına çıkışına yasak konarak serbest bırakıldı.

Falakanın verdiği acı hiçbir şeyle kıyaslanamaz
İLHAN Selçuk 12 Mart darbesinin ardından gözaltına alındığı 'Ziverbey Köşkü'nde ağır işkencelere maruz kaldı. O günleri 'Ziverbey Köşkü' isimli kitabında anlattı. Kitabın arka kapağında, '12 Mart döneminde Erenköy'de, Ziverbey'de Ziverbey Köşkü diye anılan Zihni Paşa Köşkü'nde, Faik Türün ve Memduh Ünlütürk buyruğunda bir işkence merkezi kurulmuştur' diyordu.
Selçuk, kitapta yaşadığı işkenceyi şöyle anlatmıştı: 'Gözlerim bağlı olduğundan hiçbir şey görmüyordum. Birileri beni yere yatırmışlar, çoraplarımı çıkarmışlardı. Ayak bileklerime bir alet geçirilmişti. Bir manivelanın ya da vidanın sıkıştırıldığını duyumsuyordum. Öyle bir an geldi ki, bacaklarımı kıpırdatamaz oldum. Bir yağ mı sıvı mı sürüyorlardı tabanlarıma sonra sopa inip kalkmaya başladı. 
Kendimi acıya katlanabilir sanırdım (...) ancak falakanın verdiği acı hiçbir acıyla kıyaslanamaz (...) Taa kemiklerine işleyen bir acı duyuyor insan. Başlangıçta bağırmamak için kendimi tutuyor, dişlerimi sıkıyordum. Ama sonra kendimi bıraktım; çünkü ne kadar çabalarsan çabala sesine gem vuramıyorsun. Önce hırıltı başlıyor, ardından feryada dönüşüyor, hayvanlaşıyorsun. Olayın bir de ruhsal yanı var ki, bedensel acının üstüne biniyor. Kendini aşağılanmış olarak görüyorsun...'

Eserleri:
Güzel Amerikalı (1976), Uzak Komşu Rusya'dan Gezi Notları (1967). Mustafa Kemalin Saati (1969)  Yüzbaşı Selahattin'in Romanı (1973/75), Sovyetler, İran, Amerika İzlenimleri (1976), Yeni Krallar, Yeni Soytarılar (1976), Ağlamak ve Gülmek (1982), Düşünüyorum Öyleyse Vurun (1984), Görülmüştür (1986), Ziverbey Köşkü (anı, 1987), Japon Gülü (1988).

Hastaneye taziye akını
İlhan Selçuk'un ölümünün ardından, hastane taziye ziyareti için gelenlerin akınına uğradı.
Şişli Belediye Başkanı ve Türkiye Değişim Hareketi Kurucusu Mustafa Sarıgül “İlhan Selçuk aydınlık ve demokratik Türkiye için kalemini özgürce kullanan bir insandı. Büyük bir kayıp. Sağlığında Hacı Bektaşı Veli'ye gömülmek istediğini söylemişti. İnanıyorumki bütün sevenleri kendisine yakışır son uğurlamasını yapacak' dedi.
CHP İl Başkanı Berhan Şimşek ise'Hayatını darbelerle işkencelerle geçirdi. Bu hayatı kendisine yakıştıramayan bir insandı. Selçuk'un ne kadar Atatürkçü ve devrimci bir insan olduğunu herkes bilirdi. Fakat bu Ergenekon olaylarında birçok kişinin ömürlerini yitirip berat ettiklerini göremeyeceğini söylerdi.
CHP MYK Üyesi Süheyl Batum ve Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Bayer de hastaneyi ziyaret ederek açıklama yaptı.

Yol arkadaşları yasta
Selçuk'un ölümü meslektaşları arasında da büyük üzüntü yarattı. İşte yol arkadaşlarının tepkileri:
- Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız: İlhan Selçuk'un çok çok önemli bir gazeteci olmasının yanı sıra çok da önemli bir yazar kimliği vardır. Hem gazetecilik hem de siyaset anlamında bu işlerin içinde olmuştur. Çok uzun işkenceler görmüş ancak demokrasiye olan inancını hiç kaybetmemiştir. Çok üzgünüz. O herkes için bir yol göstericiydi.
- Hikmet Çetinkaya: Her şey 2009 Ergenekon soruşturmasında,  85 yaşındaki bir yazarın sabaha karşı evine baskınıyla başladı. Önce kalp krizi, ardından 5 damarın değişmesi ve bunu kendine yediremeyip yaşamını yitirdi. Olayın özü bir sabaha karşı evinin basılmasıyla başlamıştır. İlhan Selçuk demokrasi ve özgürlük peşinde koşan bir insandı. Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusuydu. 
- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç: Kendisiyle ilgili yaşanan süreci Silivri davaları öncesi ve sonrası diye ayırmak gerek. Selçuk, kendisine yapılan uygulamayı içine sindiremedi ve bu nedenle hayata küstüğü bir süreç yaşadı. Ama daha sonra morali yerine geldi, yeniden yaşama sarıldı. Bu süreçte geçirdiği dolaşım sistemindeki rahatsızlık felç ile birleşince yaşamı çok zorlaştı.  Türkçe ustasını kaybetti.

YILLAR TESBİH TANESİ GİBİ
Akşam'daki ilk yazısını 1 Ocak 1961'deki Tesbih Taneleri başlığı ile kaleme alan Selçuk okuruna şöyle seslenmişti: '...Yılbaşı sabahları bir başlangıcın sevincini değil, bir sonun hüznünü taşır.Bir yıl daha geçmiştir. Ya büyüdünüz, ya olgunlaştınız ya yaşlandınız. Ne fark eder, yıllar bu memleketin çoğunluğu için her tanesinde 'Ya sabır' çekilen bir tesbihin taneleri gibidir. '


Semra KARDEŞOĞLU-Süleyman ARIOĞLU, Cem TÜRKEL, Uygar TAYLAN / İSTANBUL

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3