AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2010-07-10

kategori2

Türk kanlılar ve Türk kansızlar


Demek dünya ikiye ayrılıyormuş: Türk kanlılar ve Türk kansızlar. Çok tuhaf! Tarife göre şu Türk kanlılar enteresan insanlar; orduları hakkında en ufak bir eleştiriyi akıllarına bile getirmiyorlar bir kere. Ordunun içinde darbe planları yapan ya da yolsuzlukları dillendirenlere karşı geçici bir körlük yaşıyorlar. Öte yandan yalnızca diğer Türk kanlılardan oluşan bir dünya istiyorlar etraflarında. Ermeni ve Rum kanlıları zaten ya kovmuş ya yok etmişler. Kürt kanlılara da 'ben seninle yaşamak zorunda mıyım arkadaş?' diye sorabiliyorlar.  Üstelik bunları 'Kanın lafı mı olur? Sen de Türksün ben de Türk' mottosuyla yapıyorlar.
***
Bu ülkede ırkçılık yoktur, diyenler ırkçılığı bir çeşit müzik türü zannediyorlar anlaşılan...
***
Dostlar, bu ülkede dünyada devri kapanmış bir ırkçılık var ve giderek de yayılıyor! Ordunun tepesindeki isim 'Türk kanı'ndan bahsediyor, en büyük gazetelerden birinin en etkili yazarı 'Türkler sağa, Kürtler sola' diyebiliyorsa hangi ortak kimlikten, hangi açılımdan, hangi 'ne mutlu Türk'üm diyene' masalından bahsedebiliriz?
***
Böylelerini dinledikçe insanın kan nakli yaptırası geliyor!

Yasemin Çongar
Bİrkaç gündür keyiflerine diyecek yok bazı çevrelerin. Neymiş efendim? Yasemin Çongar NPR'dan (National Public Radio) Julia Rooke'a verdiği röportajda Balyoz belgelerinin yayımlanması için Başbakan ve MİT müsteşarının Taraf'ı teşvik ettiğini söylemiş. Böyle al gülüm, ver gülüm olur muymuş? Taraf'ın manipülasyon aracı olduğunun açık kanıtı bu değil miymiş???
***
Hayır değil!  Bir kere ortada söylenmiş böyle bir laf yok. Haberi yapanın yanlış anlaması var. Çongar o röportajda Taraf, Balyoz ile ilgili belgeleri yayımladıktan sonra Başbakan'ın çıkıp 'Biz de o zaman bunları biliyorduk ama demokrasimiz yeterince olgun olmadığı için bir şey yapamadık' sözünü hatırlatmış. Ortada Taraf'ın Başbakan ya da MİT tarafından desteklendiğine dair herhangi bir ifade yok. Zaten haberi yapan Julia Rooke da çıktı ve yanlışlık için özür diledi. Radyonun bu yanlışlığı gidereceğini açıkladı.
***
Bu düzeltmeye rağmen Ergenekon'u sulandırmaya ant içmiş bazı isimler 'yanlış haber' üzerinden Taraf'a vurma çabasına devam ediyor. Belgelerin içeriğiyle ilgili bir itirazda bulunamadıkları için işi saptırmak adına bu tip yan yolların üstüne atlıyorlar. Ama biz onların kötü niyetini görüyoruz.

Kovduracak yazı
Bu hafta iki günü Beyrut'ta geçirdim. Beyrut başka bir Beyrut'tu. Dini gruplar açısından karmakarışık ve sorunlu olan kent daha bir bütündü sanki. Bunun tek bir nedeni vardı: Muhammed Hüseyin Fadlallah'ın ölümüne duyulan ortak üzüntü...
***
Fadlallah Hizbullah'ın barışçı yüzüydü. Kadınlara karşı eşitlikçi tavrı, politik olarak uzlaştırıcı duruşu ve yumuşaklığı ile 'gruplar üstü'ydü.
***
Önceki gün Beyrut'ta Hıristiyan mahallesinde şık bir kafede bir dostumla oturuyordum. Söz Lübnan'da hiç bitmeyen dinler kavgasından açıldı. Son derece Batılı bir yaşam süren ve ülkesinin elit sınıfına ait olan Maruni dostum şöyle dedi: Biliyor musun? Hizbullah'ın saldırgan yönü tabii ki eleştirilmeli ama bu yönünü dış dünya kaşıyor. Bizim gibiler aslında onun adalete yönelik, sosyalist politikalarını destekliyoruz. Mesele Hizbullah'ın İran ve Suriye tarafından beslenen silahlı manevrasını zayıflatıp, onun hümanist felsefesini ortaya çıkarmak. Ama bunu yapmamıza Batı izin vermiyor. N'olur sesimi duyur, biz kendi başımıza kalmak istiyoruz!
***
Bu sözlerin üzerinden bir gün geçmeden CNN İnternational'ın Ortadoğu Editörü Octavia Nasr, Fadlalah'ı övdüğü için işten çıkarıldı. Bu hadise dostumun ne kadar haklı olduğunu göstermiyor mu? Batı Ortadoğu'yu okumayı ya sökemiyor ya da sökmek istemiyor. ABD'de olsa beni işimden edecek bu yazıyı size garptaki dostların yanı başımızdan ne kadar uzak olduğunu anlatmak için yazdım.
Tatil: Nadas zamanı geldi. Bugün dükkanı kapatıyorum. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere!