Silahlı Kuvvetler hiç bu kadar 'ateÅŸ altında' olmamıştı... Transformasyon sürecine tabii ki 'evet'... Ancak omurgayı incitmeden... Türk ve Osmanlı'nın geleneÄŸinden gelen 'ortak ruhi ÅŸekillenmeyi' yok saymadan... GeçmiÅŸten ve halktan kopmadan... Bu kadar 'brutal' (hoyratça), 'zücaciyeci dükkanına girmiÅŸ fil' gibi hareket etmeden...
Dayanılması en zor durumlardan biri, köksüzlüktür... Nereye ait olduÄŸunu bilmemek... 'Zihnen vaftizlenmiÅŸ' olmak (.... Lütfü Mete'nin sözüdür) ya da referanslarını Anadolu - Selçuklu - Osmanlı geleneÄŸini hiçe sayarak sadece 'resmi inanç sistemlerinden' almak, ülkeye, kültür ve deÄŸerlerimize oralardan bakmak...
Bu bakışın dramı özetle ÅŸudur: Dibine kadar Batı'nın gözlüÄŸünü takmayı benimsemiÅŸ olmalarına raÄŸmen, kültür ve deÄŸerler düzeyinde 'kulluk etmekte' hiçbir sakınca görmedikleri o Hıristiyan Batı bunları bir türlü bağırlarına basmaz... Bireysel yalnızlıkları, toplumsal yalnızlıkla da perçinlenir durur... Neticede ne İsa'ya yaranabilirler ne de Musa'ya... Aynı ÅŸey 'sadece İslam alemine' yaranmayı hedefleyenler için de geçerlidir...
***
Batı'nın deÄŸerlerinin özünde mertlik, bizimkinde ise namertlik olduÄŸunu savunanları bile vardır... 'Onlarda düello var, bizde ise pusu' meselesi gibi...
Batı poposunu temizlemeyi bilmez, bir rivayete göre etraftaki dışkı kokusu rahatsızlık vermesin diye parfümü keÅŸfederken, üstünde yaÅŸadığımız toprakların kültürü 'temizlik ve erdem' meselesini dünyaya yayıyormuÅŸ; ne gam!.. Bizim 'vaftizli aydınlarımız' ne hikmetse, herhalde biraz da yaranmak için Batı'nın yaydığı 'Müslümanlar pistir, pis kokar' iddiasına sonuna kadar sarılırlar. İstanbul'dan sadece havaalanı, İnönü Stadı ve iki gün kaldığı otel görüntüsü ile ayrılan bir metal topluluÄŸunun asansörde ter kokusuna rastladığı için Türklerin deodorantı bilmediÄŸi ve pis koktukları çıkarsaması yapmasından 'hislenip' kendimizi yine Batı'ya beÄŸendiremediÄŸimiz için 'hayıflanırlar'...
İslam aleminin son birkaç yüzyıl içinde her alanda gerilemesinin arkasındaki hikmeti çözemeden Batı'ya tu kaka diye bakan görüÅŸle bu vaftizlilerin özünde birbirlerinden pek farkları yoktur; nitekim TV programlarında bir güzel buluÅŸup sohbet koyulturlar...
***
Bu vaftizli 'dünya vatandaÅŸları' genelde bizim yurttaÅŸlardan 'Türkler' diye söz ederler, biraz da 'utanarak' sanki... Berikilerde ise din kardeÅŸliÄŸi 'yurttaÅŸlık' bilincinin önüne geçer...
Oysa şu yalın tespiti bir anlasak, işimiz hayli kolaylaşacaktır: 'Efendiler, biz bize benzeriz!..' İlle ruhumuzu birilerine satmamız, referanslarımızı 'dışarıda' aramamız gerekmiyor.
Mesela 'Türklerin' arÅŸivlerinin, kayıtlarının da olmadığını sanırlar... Hani 'geri' göçebeleriz ya... ArÅŸivimizin de olmaması lazım... Oysa -Allah onlardan razı olsun- uzman olmadığım için ne kadar derin olduklarını ölçemem, ülkemizde tarih bilgi ve bilincinin geniÅŸ halk kitlelerine yayılmasına büyük katkı saÄŸlamış olan Murat Bardakçı ve Soner Yalçın sayesinde biliyoruz ki, Osmanlı en iyi kayıt tutan, en mükemmel arÅŸiv oluÅŸturan bir devlet geleneÄŸine sahipti...
***
İki haftadır bazı toplantılar için ÅŸehre inmenin dışında evden çalışıyorum. Bozcaada günleri aÄŸustos ortasına ertelendi. Fırsat bu fırsat film arÅŸivimizde bol bol geziniyoruz... İngiltere Sarayı ve diÄŸer Avrupa asilleri yine gelip oturdular gündemimize... ÇoÄŸunu ikinci kez izliyoruz... VIII. Henry'ler, Anne Boleyn, Mary Stuart, Elizabeth'in her üç filmi, Tudorlar, bu arada Kraliçe Margot, Duc D'Anjou, II. Ludwig, Habsburg Hanedanı ve diÄŸerleri...
Hollywood'un 'günah çıkartırcasına' gösterdiÄŸi, bizimkilerin aÄŸzının suyunu akıtan sözüm ona 'mert' Batı'nın hile, desise, entrika ve her türlü alçaklık hikayelerini filmlerde izlerken, birden gazetelerdeki o vahim haber gözüme iliÅŸti...
'Almanya'nın Duisburg kentinde 1.4 milyon insan aÅŸk için toplandı. Ancak tekno müzik festivali 'Love Parade' (AÅŸk Resmi Geçidi) sırasında bir tünelde çıkan izdihamda 19 kiÅŸi öldü, 340 kiÅŸi de yaralandı. Alman yetkililer ölü sayısının artmasından endiÅŸeleniyor.'
Hemen ardından, Hac görevini yerine getirirken Müslümanların benzer bir tünelde başına gelen felaketi düÅŸündüm. O zaman yapılmış, ima ve yorumlar geldi gözümün önüne...
Ardından referandumu düÅŸündüm... Sonra sordum kendime: Hem hakikatten hem de gerçeklikten bu kadar kopuk hareket eden bir siyasi söylem, bu ülkenin yarasına nasıl merhem olacak?...