AKŞAM GAZETESİ | Serdar Akinan | 2010-07-26
Prof. Dr. Nurşen Mazıcı'nın 'PKK meselesi'ne dair tespitlerine kaldığım yerden devam ediyorum...
1- Ülkemizde PKK'yı kınayan demokratik bir Kürt partisi yoktur.
2- Yüzde 65 oranındaki Güneydoğu Anadolu dışındaki Kürt seçmeni, bu hak talebinin dışında kaldığı ve bu kesim kapsam dışı tutulduğu için demokratik temsilin dışına çıkılıyor demektir.
3- Türk, Çerkez, Zaza, Laz-Kürt evliliği yapanlar ve onların çocukları, kendilerini 'kim' olarak tanımlamaktadırlar? BTP ve PKK bunu açıklamamaktadır.
4- İngiltere ve İspanya'da AB sürecinde demokratikleşme sürerken, bu ülkelerdeki terör azalırken, aynı süreçte Türkiye'de PKK terörü artmaktadır. Bu sonuç, PKK ve BDP'nin iddia ettiği gibi demokratik yönelimle açıklanamaz.
5- Yukarıdaki ülkelerde silahlı çatışmayı destekleyen ya da teröre bulaşanlarla hükümetler görüşme yapmadıkları gibi, bunlara 'af' bile çıkarılmazken, Türkiye'de BTP ve PKK herkesi kapsayan bir af talebinde bulunmaktadır.
Bu noktada 'dil meselesi'nde ise bir başka açı ve tartışma çerçevesi sunuyor
Prof. Mazıcı:
(...)Varlık felsefesini refah devleti (the welfare state) ve düşünce özgürlüğü (freedom of speech ) oluşturan, 50 eyaleti kapsayan ve bir ulus devlet olan ABD'nin resmi dili yoktur.
Meksika'dan alınan eyaletlerde yaşayan Hispanik Amerikanlar, İspanyolca eğitim hakkı istemiş ve eyalet meclisleri de bu hakkı yasalaştırarak İspanyolca eğitim özgürlüğünü vatandaşlarına sağlamış, böylece Hispaniklerin açtığı İspanyolca anadilde eğitim veren özel eğitim kurumları varlık kazanmıştır.
Bu, Türkiye'de olmalıdır.
İsteyen Kürtler Kürtçe anadilde eğitim veren anaokulundan üniversiteye değin özel eğitim kurumlarını açabilmelidir. Ancak anladığım kadarıyla, Kürt aydınlar, bunun devlet tarafından açılmasını ve finanse edilmesini istemektedirler. Türkiye'de 67 binden fazla Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul bulunmaktadır. Demografik yapı ve ulus devlet modeli baz alındığında, azınlık okullarının dışındaki okulların tümünde Kürt kökenli öğrenci bulunma olasılığı, kuramsal olarak yüzde 100'dür. Ve Kürtçe, dilbilimcilere göre beş lehçeye, (Kurmanci, Kelhuri, Sorani, Gorani ve Luri) ayrılmaktadır. Her bir okulda bir tane bile Kürt öğrenci bulunsa, bu hak verildikten sonra bu dört lehçede eğitim veren derslikler açılması yasal bir zorunluluk haline gelir ki, bu da pratikte 200 bin ile 250 arasında derslik ve 500 binden fazla Kürt öğretmen demektir. Yani, bu hak talebini İsviçre, İsveç gibi ulusal gelirleri 30-40 bin dolar olan devletler bile finanse edemeyeceği gibi, Türkiye'nin finanse etmesi hiç mümkün değildir. Böylece, bu hak talebi, gerçekçi, akılcı ve uygulamaya dönüşebilecek bir hak talebi değildir.
Prof. Nurşen Mazıcı'nın 'Demokratik Özerklik' meselesinde bir bilim insanı olarak tartışmaya sunduğu katkı kabaca bu çerçevedeydi ve bence çok besleyici ve önemliydi.
Elbette, gönül isterdi ki tüm bu argümanları sağlıklı bir şekilde tartışacak zeminler olsaydı. Oysa 'karşılıklı' makulün maktul edildiği bir evredeyiz.
Silah sesi her şeyi bastırıyor.