Bundan birkaç hafta önce Ege'nin sahil beldelerinden birinin belediye başkanı ile sohbet ediyorduk. MHP'li olan Başkan'ın şu sözleri beni dehşete düşürmüştü: 'Manisa'da yaşanan olaylarda büyük bir provokasyon vardı... O gece kan dökülseydi çatışmalar hızla yayılırdı. O geceki kadar korktuğumu hiç hatırlamıyorum... Halkımız silahlanmıştı ve Türkiye aleyhine slogan atan kitleye saldırmamak için kendini zor tutuyordu... Bizler devreye girdik ve insanları tuttuk.'
O sohbette belediye başkanına şunu sormuştum, 'Bu gizli gerginliğin boyutu nedir? Korkunuz ne?'
'Maalesef artan terör olayları; şehirlerimize, kasabalarımıza ve köylerimize gelen şehit cenazeleri bu gerginliği arttırdı. Halkımız maalesef provoke ediliyor. Şehir dışından gelen bazı şahıslar burada yaşayan; iş yapan doğu kökenli vatandaşlarımızın arasına karışarak olay çıkartıyorlar. Korkum bir küçük kıvılcımla bu olayların hızla yayılması. Belli bölgeler de bu potansiyeli fazlasıyla barındırıyor...'
Bu konuşmanın üzerinden 10 gün geçmeden dün gece İnegöl parladı...
MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 'referandum' konuşmasından birkaç saat sonra olaylar çıktı.
Peki, İnegöl'de dün gece yaşanan bu vahim olayı öncekilerden ayıran en mühim ayrıntı ne?
Şu ana kadar yayınlanan haberlere baktığımızda karşımızda önceki olaylardan farklı bir tablo var.
BU BİR İLK
Galeyana gelen kitle (mağdur/vatandaş/yerli), ilk kez, yaşanan meseleyi devletin güvenlik güçlerine havale edip zanlıların (provokatör/saldırgan/yabancı) yasal süreçlerden geçerek kovuşturulmasını beklemek yerine adaleti kendi dağıtmak istedi.
Kendilerini engellemeye çalışan 'devlet'in sembollerine ise adeta bir düşman gibi saldırdı.
'Doğu'daki ne için devlete saldırıyordu, 'Batı'daki şimdi neden saldırıyor?
Yanıtı tehlikeli asıl soru bu...
Şimdi İnegöl yollarındayım. Yarın izlenimlerini aktarmaya çalışacağım.