AKŞAM GAZETESİ | Hüsnü Mahalli | 2010-07-31

kategori2

Gazeteci olmak

AKŞAM'ın birinci sayfasında okuduğunuz Suriye lideri Esad'ın sözlerini biz önceki gün Şam'da dinlemiştik. Yoğun gündeminden dolayı yarım saat planlanan sohbet, yaklaşık 90 dakika sürdü.

Bizden önce Arap Birliği Genel Sekreteri Amru Musa ile görüşen Esad, pazartesi Şam'a gelecek Lübnan Başbakanı Hariri ile görüşmelerine hazırlanıyor. Son 7 ayda 3. kez Suriye'ye gelecek olan Hariri yanında birçok bakanını getirerek çok önemli işbirliği anlaşmasına imza atacak. Suriyeli bir yetkilinin dediği gibi 'Türkiye'nin bölge ile ilişkileri artık moda oldu. Ülkeler kendi aralarında kim  daha fazla anlaşma imzalar diye yarışıyor. Tıpkı vizelerin kaldırılması konusunda  olduğu gibi.''

Oysa bu gerçek yalnızca coğrafyamız için geçerli değil.
Cumhurbaşkan Esad ile görüşmemizden önce başdanışmanı Buseyne Şaban bizi misafir etti. Şaban, Başkan'ın geçenlerde gezdiği 5 Latin Amerika ülkesinde Türkiye'ye karşı gözlemlediği  ilgiyi ve herkesin Ankara'nın bölgesel onurlu politikalarına nasıl hayran olduğunu anlattı. Bayan Şaban 'Herkes Erdoğan-Lula ikilisinin İran konusundaki başarısını ve Obama'nın nasıl yan çizdiğini konuşuıyor. Latin Amerika'da görüştüğümüz herkes bize Türkiye ile olan dostluğumuzu merak ediyor ve bilgi almak istiyor'' dedi.

Latin Amerika nire, Türkiye nire?
Bayan Şaban bunları anlatırken aklıma Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Başbakanlık yaptığı dönem ve ve o dönemde kendisine Başdanışman olarak destek veren Ahmet Davutoğlu'nun ilk Şam ziyareti geldi. Yanlış hatırlamıyorsam  5 Ocak 2003 idi. Havaalanında Başbakan Gül'ü Suriye Başbakanı Miro ile 20 kadar bakan karşılamıştı.
7 yıl geçti. O sıralar Gül-Davutoğlu ikilisinin bu açılımı ile dalga geçenler ve bu ikilinin hayal gördüğünü alaycı bir şekilde söyleyenler, kısa bir süre önce Davutoğlu'nu Türkiye gelmiş geçmiş en başarılı Dışişleri Bakanı olarak ilan ediyordu.

Kim ne derse desin Türkiye son 5-6 yılda dış politikada olağanüstü başarılar elde etti. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin herkesin kendine göre bir nedenden dolayı Türkiye'yi olumlu bir imaj ile tanıdığını ve bu bilgisini sizinle paylaşma sevincini yaşamak istediğini göreceksiniz.
Sanıyorum İsrail, ABD ya da 'ekseninden uzaklaşılan' Avrupa'da bile bu tür insanları  bulabilirsiniz. Tabii siz ülkenizi seviyorsanız!
Önceki gün Şam'a gelmeden önce Beyrut'a uğramıştım.
Aralarında milliyetçi Ermenilerin bulunduğu bir grup aydınla yemek yedik. Masada ben olunca doğal olarak konu yoğun olarak Türkiye idi.
Klasik olarak soykırım konusunu açan Ermeni dostlar sonunda 'Ermenilerin yoğun yaşadığı Suriye, Lübnan, İran ve hatta Irak'la iyi ilişkiler kuran bir Türkiye er ya da geç Ermenistan'la da dost olacaktır'' dedi.
Ben de 'Suriye, Lübnan, Ürdün, İran ve bölgenin diğer ülke ve halkları gibi siz de Türkiye'nin değerini bilirseniz her şey olur' diye takılınca 'Biliyoruz da şimdilik yüksek sesle söyleyemiyoruz' diyerek  birbirlerine baktılar.
Kim ne derse desin Türkiye, son 5-6 yılda çok ama çok şey başardı.
Bunun da ne kadar zor olduğunu  anlamak isteyenler Ahmet Davutoğlu'nun bir yılda kaç ülkeye gittiğine, bu ülkelerde ne kadar kaldığına, kaç kişi ile kaç saat görüştüğüne ya da tüm bu süre içinde kaç saat uyuduğuna baksın.
Türkiye'nin bu başarısının kolay olmadığını ve bundan sonraki sürecin de hiç kolay olmayacağını biliyorum ve görüyorum.

Tüm kurumları ile Türkiye bu yolda devam ettiği sürece yalnız kendisi değil, tüm coğrafya kazanacaktır. Coğrafya kazandığı zaman da bölge ve dünya barışı kazanacaktır. Herhangi bir nedenden dolayı tersini düşünenler Türkiye'nin 1950'den sonraki dış politika tarihine baksın.
Böyle düşünenler o yılları özlüyorsa o zaman sorunu AK Parti hükümetinin politikalarında değil, kendilerinde arasınlar.

Suriye lideri Esad'ın dediği gibi 'Bazıları benim söylemediğim sözleri Türkiye'nin iç politika malzemesi yapmak istiyor.'

Oysa Esad'ın Türkiye ile ilgili tavrı ve politikaları çok net ve kesin.
Esad bu tavrını yalnız Gül, Erdoğan, Davutoğlu'na değil, aynı zamanda konuştuğu tüm Avrupalı liderler ve Amerikalı yetkililere de anlatmıştır. Esad Paris'te bile Sarkozy'e 'Barış konusunda rol almak istiyorsanız önce Erdoğan'a gidin' demiş ve karşılaştığı tüm Türk meslektaşlarımıza açık, net ve samimi olarak Türkiye konusundaki duygu ve inançlarını anlatmıştır.
Ancak tüm bu gerçekleri  bilen bazıları bilinen nedenlerle Suriye'nin Türkiye

- İsrail gerginliğinden rahatsız olduğu palavrasını  söyleyecek kadar garipleşiyordu.

Oysa birer Türk olarak onların böylesi yalanlarla uğraşması yerine dostları İsrail'e gidip 'Ey kardeşlerimiz... Barış istemediğinizi anladık. Ama bizi ve Türkiye'yi seviyorsanız gelin özür dileyin de bu iş bitsin'' desinler.