AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2010-07-31
Salı günü Ümit Fırat'ın bir tespitini aktardım yazımda. 'Abdullah Öcalan devre dışı bırakıldı. PKK kontrol edilemez hale geldi. Bunu Öcalan da görüyor, karizmasını çizdirmemek için 'ben aradan çekiliyorum' diyor. Halbuki Öcalan'ın aradan çekilip çekilmemesinin bir anlamı yok artık. Örgüt kontrol edilemiyor ki zaten' demişti Fırat.
***
Bu sözleri doğrulatmak istercesine dün PKK'nın yayın organı Fırat Haber Ajansı'nda Öcalan'ın avukatları ile yaptığı görüşmeden çıkan notlar yayınlandı. O notlarda şöyle diyor örgüt lideri: 'Çatışmalar kentlere sıçrayabilir demiştim, çarpıtıp 'Apo tehdit etti' diyorlar. Böyle ucuz değil. Ben olabilecekleri belirtiyorum... PKK da devlet de beni dinlemiyor. Bu gelişmelerden rahatsızım, bunları aşmaya çalışıyorum... Devlet başarısızlığını, PKK da yetersizliğini bana yüklüyor. Oysa bu çatışma ortamı artık yetti!'
***
Açık açık 'ben kontrolü kaybettim' beyanında bulunuyor Öcalan. Ve çıkan çatışmaların sorumlusu olarak da devre dışı bırakılmasını görüyor. Bu, üzerinde durulması gereken bir açıklama. Çünkü Öcalan'ın PKK ve belli bir kesim Kürtler üzerindeki rolü tanrısal. Bu rol kitleyi kontrol etmek için şimdiye kadar en büyük güç oldu. Şimdi böyle bir rolün kalmadığını itiraf etmek Öcalan için zayıflığı ile yüzleşmek ve tanrısal algısını tırpanlamak anlamına geliyor. Bunu göze aldığına göre, arada daha önce söylediklerinin tekrarı olsa da açıklamasının geri kalanına dikkat etmek gerek.
***
Şunları öneriyor PKK lideri:
l Müzakere edilsin. Çatışmasızlık için ortam sağlanmazsa hiçbir gelişme olmaz.
l Meclis önce bazı ilkesel kararlar alsın. Sonra kurucu meclis oluşturulsun.
l Hakikatleri araştırma ve adalet komisyonları kurulsun.
***
Öcalan, güvence verilirse barış için elinden geleni yapacağını söylüyor. KCK da, PKK da BM denetiminde silahlarını güvenli bir yerde toplar, diyor.
***
Sokak çatışmalarının tırmandığı, iç savaş görüntülerinin yaşandığı günlerden geçiyoruz. Böyle bir zamanda elbette göstere göstere Öcalan ile masaya oturmak provokasyon demek olur. Ancak bu işin başka yolları da var. PKK liderini şimdi denkleme dahil etmezlerse kontrolsüzlük geri döndürülemez hale gelebilir. Amaç sorunu çözmekse Öcalan'dan faydalanma seçeneği masaya neden gelmesin?
Başucumuza gereken 2 cümle
Salı günü İnegöl ve Dörtyol'da yaşananlara bakıp 'Bu olanlardan sonra daha çok Kürt ya da daha çok Türk mü oldunuz? Yoksa bizi böyle ayrıştıranlara öfkeli misiniz?' diye sormuştum. Gelen cevaplar iki tarafın da uca savrulduğunu gösteriyor maalesef. İşte maillerinizden seçtiğim birkaç çarpıcı bölüm:
***
'Kardeşlik yok artık. Deniz bitti. Kürtler nerede yaşıyorlarsa alsınlar bavullarını gitsinler!'
'Farklı kültürlerin korunmasını faydalı bulsam da bütünsel baskın kültürün korunmasının gerekli olduğunu düşünüyorum. Baskın kültür, diğer kültürlerin fedakarlığını gerektirir. Burada da Kürtler kendi kimliklerinden fedakarlık etmek zorundalar. Etmiyorlarsa burada yerleri yok!'
'Ben Eruh doğumluyum. PKK'nın ilk baskını yaptığı yer Eruh.. Yıllardır Batı'da yaşıyorum. Hayatım boyunca nereli olduğumu gizlemeye çalıştım. Resmi kurumlarda kimliğimi sormaya görsünler! Hemen pis pis göz süzmeler başlar! Şehirlerarası otobüslerde kimlik aramasında aşağı indirilen ben oldum. Söyler misiniz böyle bir dünyaya lanet etmeyeyim de ne yapayım?'
'Artık araya kan girdi! Kimse benden Türkleri sevmemi beklemesin!'
***
Bu mailleri yazanlara söylenecek iki cümle var:
1) Türkler, bu vatanı Kürtlerden daha çok sevmiyor.
2) Kürtler, bu vatanı Türklerin elinden almak istemiyor.
Güzel bir gelecek istiyorsak bu cümleleri sık sık tekrar edelim yeter!
Yılın haberi
Sonunda bu da oldu. İki gün önce şöyle bir haber yayınlandı çeşitli kaynaklarda: Ülkücü ile Kürt'ün düğünü! Rize Ülkü Ocakları Başkanı, Diyarbakırlı Kürt kökenli bir ailenin kızı ile evlendi!'
***
Bir Türk ve bir Kürt'ün evlenmesi ne zamandan beri haber değeri taşır oldu? Etrafınızda bunun onlarca örneği yok mu? Yoksa soy avcılığına yeni mi kalkıştı medya?
***
2010 yılında bu ülkenin sahiplerinin ezelden beri yaptığı gibi birbirleriyle evlenmelerinde olağan üstü bir durum gören ve bunu duyurma ihtiyacı hisseden zihniyeti kınıyorum!