AKŞAM GAZETESİ | Sevim Gözay | 2010-07-31

kategori2

Sarajevo sevgilim

On sekiz yıl önceydi; kadınlı erkekli bir grup Boşnak akraba kucaklarında bebekleriyle çıkageldi ve bizim evin nüfusu bir anda 15'i buldu. Savaş, onları Bosna'dan koparıp bize getirmişti. Yeni yetme kafam çok basmıyordu bu cehennemin sebeplerine ama gerçek şuydu ki; yaşlı halam ve daha birçok yakın akraba Sarajevo'da (Saraybosna) kalmıştı. Ve telefonları da artık çalışmıyordu. Taş taş üstünde kalmayan yerde telefon mu çalışır... Bizim evdeki komün hayatı yaklaşık iki ay sürdü, sonrasında Almanya'ya gittiler ve tutundular bir şekilde. Ama işte bir daha haber alamadık yaşlı Fadıla haladan. Sarajevo'da kalan diğerlerinden de. Ne bir adres, ne bir telefon, ne de ne halde olduklarına dair bir haber. Bombalanan, taranan, yanan yıkılanlar arasında bizden kaç ev, şehitliklerde bizden kaç can var bilmiyoruz hala. Bosna ateşler içindeyken Mostar Köprüsü'nün yıkılışını izledik bir gün televizyonda. Boşnakça konuşup ağlıyordu durmadan babam. Kısa süre önce vefat eden babaannem iyi ki görmedi o sahneleri. 1995 Aralık'ında resmen bitti savaş. Fakat artık ne kol kalmıştı ne de kanat. Bosna, böyle bir yara işte bizim ailede.


BALKAN EKSPRESİ SARAJEVO'DAYDI
TRT Türk Haber Müdürü Mehmet Başar, program editörü Buket Güler ve demiryolu çalışanlarıyla beraber 45'e ulaşan yayın ekibi,
1 Temmuz - 20 Ağustos tarihleri arasında Devlet Demir Yolları işbirliğiyle özel olarak hazırlanan Balkan Ekspresi'yle bölgeyi karış karış geziyor, coğrafyanın nabzını tutuyorlar. Hafta içi her gün 12:00'de canlı yayındalar. Maceranın Bosna ayağına tanıklık daveti alınca, geçtiğimiz hafta soluğu Sarajevo'da aldım. 

Savaştan 15 yıl sonra Başçarşı cıvıl cıvıl. Yerli-yabancı bir dolu turist, 16. Sarajevo Film Festivali için şehirde. Yalnız dikkat: Bölgede 'barış' 15 yaşında, festival 16! Savaşa inat 'sanat' demişler düşünebiliyor musunuz? Kafelere girip çıkıp şaşıyoruz. Kahve 2, bira 3, tıka basa karın doyurmak 5 KM (bizim Lira'ya eşit bu arada KM). Öğreniyoruz ki, kasti bir tutummuş bu. Tek bir yumurtanın 50 dolara satıldığı savaş zamanı, yıllarca sığınaklara hapsolan ve savaş bittiğinde bile aylarca korkudan sokağa çıkmayan halk, özgürce dışarıda yiyip içebilsin, vakit geçirebilsin diye ucuz tutuyorlar fiyatları... Sokakta olmak demek 'barış' demek, 'huzur' demek Bosna'da.
Kurşun delikleri olduğu gibi duruyor tüm şehirde, oturulan evlerde. Her yanı şehitlik olabilir mi bir şehrin? Olmuş. Başucundaki taşları okuyunca yüzü kararıyor insanın; yaşları 19 - 26 arası çoğunun. Her cuma namazından sonra dolup taşan şehitliklerden birinde Bosna-Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzet Begoviç de yatıyor. Çünkü hastalığı sırasında ve hatta son nefesinden önce de şu vasiyette bulunmuş Begoviç: 'Beni şehitlerimin arasına gömün'... 


BOSNA, TÜRK İŞADAMLARINI BEKLİYOR
İşsizlik oranının yüzde 42.6 olduğu Bosna'da, T.C. Ziraat Bankası, tam 21 şubeye sahip. Fakat bölgede Türk yatırımcı olmadığı için hizmet verecek Türk bulamıyorlar. Sadece bankacılar açısından değil genel olarak bir 'Türk özlemi' var aslında Bosna'da. Unutulmuş, terk edilmiş, yalnız bırakılmış hissediyorlar. Hak vermemek elde değil. Bosna-Hersek' sevdamızı en çok Erovizyon'da gösterdiğimiz de yalan değil. Umarım Türk işadamları Bosnalı'ların sessiz çağrısına kulak verir ve o güzel insanların acıya alışkın yüzü, bundan sonra daha fazla güler...
Sarajevo ve sonrasında gittiğim Mostar hakkında anlatacağım daha çok şey var ama arkası yarın. İyi hafta sonları.