CHP yönetimi başörtü konusuna girip, saçı başı dağıttıktan sonra, uzun bir müddet bu konuda yazmamaya niyet etmiştim.
Ancak, İran'daki örtünme biçimi ve Pakistan'daki Benazir Butto örnekleri telaffuz edilince bir müdahale daha kaçınılmaz oldu.
Biliyorsunuz, İran da, Pakistan da öyle laiklik ve demokrasi konusunda parlak örnekler sayılmaz.
Bu yüzden İran'daki baş örtme biçimlerinden birine, yani 'rupuş'a bakıp veya Pakistan eski lideri Butto'nun baş örtme biçimine bakıp, bunları İslam ülkeleri diye genelleyip, 'İslam ülkelerinde bile başlar biraz açık' yorumuyla, saçın bir kısmının görünmesine övgüler dizmek pek akıllıca sayılmayabilir.
Pakistan'da da, İran'da da örtünmek zaruridir. Tesettüre girmek isteyenler için sorun yoktur ve fakat tesettüre girmek istemeyenler için saçın bir kısmını göstermek bir özgürlük sembolü, bir direniş alametidir ve bu niteliğiyle anlamlıdır.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Şükür ki, Türkiye'de tesettür 'insan yapımı yasalar' ile zorunlu halde değildir.
Bu yüzden, Türkiye'de bugün, kadınlar örtünmek zorunda olmadıkları için, başı açık olmak, saçın bir kısmını göstermek 'özgürlük sembolü' değildir.
Ancak, Türkiye'de de tesettüre tamamen uyan, saçının tamamını örten kadınların üniversitelerde ve çeşitli kuruluşlarda yaşadıkları sorunlar vardır.
Dolayısıyla Türkiye'de bazıları için 'saçın tamamını örtebilmek' özgürlük sembolüdür.
Yani, CHP aklının İran ve Pakistan'dan örnek gösterdikleri 'saçın bir kısmını açmak'ın Türkiye'de bazı kesimler için demokratik karşılığı 'saçın tamamını örtmek' olabilir ancak.
Dolayısıyla CHP'nin laikliğe ve demokrasiye sahip çıkmasının tek koşulu; saçının tamamını örtenler, saçının bir kısmını örtenler ve saçını hiç örtmeyenlerin haklarını bir bütün olarak savunmak olabilir. Umarım, örtünme konusunda kafası karışan CHP'nin sıkıntısını aşmasına yardımcı olabilecek mütevazı bir katkı sunabilmişimdir.
Aksi takdirde, 'saçın bir kısmını açma' koşulu, birilerinin de uzlaşma zemini arayışlarında 'saçın bir kısmını örtme' koşulu sunmasıyla karşılaşabilir ki, geniş ve demokratik anlamıyla her ikisi de laiklik ve demokrasi ile çelişkili önermelerdir.
Özetleyelim: Türkiye laik ve laikliğini tahkim etmek isteyen bir ülke olduğu için, burada saçını tam veya yarım örtenler ile hiç örtmeyenlerin hakları eşit olmak durumundadır.
Laikliği ve demokrasiyi savunması gerekenler, otoriteryen yönetimlerdeki 'direniş sembollerini' ithal etmeyi önerecek bir haksızlığı yapmamalı Türkiye'ye...
'Laik ve demokrat' olmak; Pakistan ve İran söz konusu olduğunda saçını açmak isteyenlerin de hukukunu savunmayı, Türkiye söz konusu olduğunda ise kapatmak isteyenlerin de hukukunu savunmayı gerektirebilir.
Numan Kurtulmuş'un erken çıkışı...
Birileri Numan Kurtulmuş olayını makro analizlerle anlamaya çalışsa da...
Ben kararımı mikro örneklere bakarak vereceğim. Eğer bir lider adayı...
Kendisinden üçüncü bir şahısmış gibi söz ediyor, kendisinden 'Numan Kurtulmuş şunu yapmış, Numan Kurtulmuş bunu yapmış, Numan Kurtulmuş ve arkadaşları şöyledir, böyledir' diye bahsediyorsa; bence liderlik yapabilecek olgunluğa henüz ulaşamamış, bulunduğu pozisyona hala 'yabancı' demektir.
Ve eğer bir lider adayı...
İçinde bulunduğu partiyi niçin kontrol edemediğini anlattığı bir TV programında, Amsterdam'ın arka sokaklarını etkilemek iddiasından bahsediyorsa... Hayaller ile gerçekler arasında devasa bir boşluk var demektir...
Dolayısıyla ben de, Numan Kurtulmuş'un 'dil'ine bakıp, kısa vadede bir başarı kazanma ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünüyorum.
Yeni Amiral Gemisi tartışması
Bu sütunda başlayan 'Medyanın Yeni Amiral Gemisi' tartışmasına, sadece 'habercilik'i öne çıkartarak katılanlar, sanırım bir haber ajansı ile gazete arasındaki 'fark'ı tanımlamak zorundalar.
Yer yer iyi habercilik yapabilen, ama yine de 'Amiral Gemisi' unvanını okura tescil ettiremeyen kuruluşların üzerine düşünmesi gereken soru galiba şu:
Gazete; kağıda basılmış bir ajans gündemi midir, yoksa daha yüksek bir bilinçle yönetilmesi gereken 'aşkın' bir mecra mıdır?